Prof. Dr. Yasin AKTAY

Komplo okuma kılavuzu

Dünyayı alabildiğine meraklandırdıktan sonra habere, bilgiye veya dedikoduya boğan Wikileaks”in sızıntılarının ilk etkisi geçtikten hemen sonra beklenen soru gelip çattı. Bu sızıntıların musluğu kimin elinde? Afganistan”la ilgili belgeler dolayısıyla daha önce parlak bir sicil yapmış olan “malum fail”in ilk günlerde sempatik ve inandırıcı gelen hikâyesi bu sefer bütün kuşkuları harekete geçirmekten kurtulamadı. Kızgın bir askerin anarşist fantezileriyle bu kadar organize bir işin kotarılmasına inanmayı zorlaştırmak için hikâye her geçen saat açıklar veriyor ve o soru tekrar tekrar kapıyı çalıyor: Bu kimin işi?

Olağan soruya genellikle alışıldık olağan cevap ilk akla geleni oluyor: Bu iş kimin işine daha çok yaramışsa faili orada aramak gerekiyor. İşte burada durmak gerekiyor, çünkü gerçekten şu ana kadar bu olayın gerçekten kimin işine yaramış olduğu veya sızıntıların devamında kimin yuvasını basarak kime ne kadar zarar vereceğinin iyi bir muhasebesi ortaya çıkmış değil, bu bir. İkincisi dedektif mantığının demirbaş mantığı, yani “kimin işine yaramışsa” mantığı cinayeti çözümlerken izlenecek yollardan sadece bir tanesidir ve her zaman doğru cevaba götürmez. Komplo teorileri de bu yolu izleyerek bir yere ulaşabilir ama komplo teorilerinin gerçeklerden uzaklaştıran fazladan dezavantajı ortaya çıkan her gerçeğin de ötesinde daha büyük bir kurgunun varlığına dair duydukları iştahlı kuşkudur. Nedenleri açığa çıkan olayın yarattığı hayal kırıklığı daha büyük bir hayali kurgu ile telafi edilir.

Sosyolojik yaklaşım ise bilir ki, olaylar her zaman faillerinin istediği sonuçları vermeyebilir, hatta çoğu kez faillerinin tam aksi sonuçlar da doğurabilir. Örneğin tamahkâr tiplerin organize ettiği entrikalar, yanlış hesaplara kolaylıkla saplanabilmekte ve bu hesaplarıyla ortalığı akıllı insanların kafalarını allak bullak edecek şekilde karıştırır da, görenler olup bitenlerin bu kadar basit hesaplara dayanmış olabileceğine bile inanmazlar. Bir Yunan atasözünde “Tanrıyı güldürmek istiyorsanız, zekice planlar yaparsınız” denir ki, planlar, özellikle entrikalar ile gerçekte olup bitenler arasındaki niyet farkına dair hikmetli bir ders vardır bunda.

Ne var ki, komplocu düşünmeye yönelik eleştiriler asla dünyada komploların bulunmadığı anlamına gelmiyor. Sadece komplonun daha gerçekçi verilerle insan faktörünün iyi hesaba katılmadan anlaşılamayacağını söylüyoruz. Komplo varsa bile bunun yapanların yararına çalışmasının şart olmadığı ihtimalini de hesaba katmalıyız. Wikileaks”ın belgeleri sızdırmada takip ettiği zamanlama ve planlama bu işin çok özel hedeflerinin olduğunu yeterince gösteriyor ama doğrusu hedefin ne olduğunu henüz göstermiyor. Şayet “hangi ülke bundan kârlı çıkıyorsa işin arkasında o var” ilkesinde ısrar edilecekse bu işin arkasında Türkiye”nin olduğu bile söylenebilir, çünkü bu bilgilerin açığa çıkmasından şu ana kadar doğru dürüst zarar görmemiş hatta belki de daha şimdiden epeyce faydalanmış tek ülke Türkiye gibi. Oysa bu işin arkasında bildiğimiz olağan şüpheliler varsa Türkiye”nin bu kadar prestij kazanarak çıkmasına fırsat vermemeleri de gerekirdi.

Kaldı ki aslında top secret dedikodu tadında duyulanlar dışında hâlâ dünyayı şok edecek farklı bir bilgiyle karşılaşmış da değiliz.

Kanaatimce Wikileaks”in sızdırdığı belgelerin her biri ne amaçla sızdırılmış olursa olsun toplamda yol açtığı izlenimler dolayısıyla önemli bir etkisi olmaktadır. O da diplomasi ve komplo denilen alanın ne kadar beşerî zaaflarla malul olduğuna dair yarattığı derin bilinçliliktir. Özellikle ABD”nin efsanevi istihbarat gücü, bu gücü oluşturan haber alma ve sentezleme süreçlerinin hangi aktörler üzerinden ve ne tür veri toplama ve değerlendirme yollarından geçerek gerçekleştiğini bilmenin paha biçilmez önemde olduğunu kaydetmek gerekiyor.

Bunu bilmek, mesela dış politikada ülke insanlarının kendilerini hor ve hakir görmemelerini sağlayabilir. ABD”nin bilgisine, gücüne ve etkisine atfedilen tanrısal gücün bir put gibi kırılmasının doğrudan etkisi insanın kendisini bu güce bir kul düzeyinde görmekten vazgeçmesi olabilir. Ne yazık ki dış politika analizlerinin birçoğunda, ABD”ye vehmedilen aşırı güç ve akıl, onu bir tanrı gibi kurgulamaya yol açarken, ona bu vehimlerle düşmanlık yaparken karşısında bir kul haline getiriyor olduğunu bile unutturuyor. Bunu anlamak için ister BOP üzerine söylenenlere ister füze kalkanı konusunda söylenenlere bakmak yeterli. ABD yanlısı analizlerin kurdukları süper güç imajını geçin tabi, asıl ona karşıymış gibi görünenlere bakın.

Şimdi ister kendi iddialarıyla ister onları kurgulayanların teslimiyetleriyle putlaşmış güçlerin yıkılışı kimin işine yarıyor? bir de buradan bakabiliriz sanırım. Bana kalırsa, insanın bu tür putlaştırmalardan özgürleşmesi açısından tablo hiç de fena görünmüyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: