Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kobani üzerinden söylem terörü

Kobani Türkiye halkının gündemine muhtemelen ilk defa DAİŞ teröristlerinin saldırıları sonucunda ülkemize sığınmak zorunda kalan ikiyüzbine yakın insanın dramıyla çarpıcı bir biçimde girdi. Aslında Suriye’de savaşın başından beri Türkiye’ye sığınan ilk mülteci akımı değildi bu.
Kobani’den gelenlere kadar Türkiye’ye Suriye’den toplam bir buçuk milyonun üstünde Suriyeli mülteci gelmiş bulunuyordu bile. Onların hiç birinin gelişi bu kadar olaylı, bu kadar gürültülü olmamıştı. Türkiye Arabından Türkmenine, Ermeni’sinden Yezidi’sine kadar savaştan kaçıp gelen herkese bir şekilde kapısını açıyor insani yardımını esirgemiyordu.
Bundan dolayı Türkiye aslında sadece bir mecburiyeti ifa etmiş olmuyor, bu vesileyle kendine yüksek refah duvarları ören ve bu duvardan ölümden kaçanları bile almaya yanaşmayan Batılı insanlığın vicdanını da rahatlatmış oluyordu.
Türkiye’nin mülteci ve insani yardım politikası neresinden bakarsanız, tam bir insanlık destanıdır. Her gün gayri insani koşullarda gemilerle Akdeniz’de giriştikleri umut yolculuğunda, Avrupa sahillerine ulaşıp kurtulma imkanı arayan mültecilerden yüzlercesi sahillere bile ulaşamayıp yollarda denizin dibini buluyor. Ulaşabilenleri ise tam bir gayri insani muamele bekliyor tabi.
Geçtiğimiz günlerde AB ülkeleri yaptıkları zirvede gerek Suriye’den gerek bu umut yolculuklarından dolayı gelen iltica dalgasına karşı daha fazla sessiz kalamayacakları sonucuna varıp 40 bin mülteciyi bütün ülkelere dağıtmak üzere kabul edebileceklerini ilan ettiler. Düşünün, 27 Avrupa ülkesinin tamamının bir yıl içinde kabul edebileceklerini söyledikleri mülteci sayısı bu. Bu rakam Türkiye’nin sadece Kobani’den 3 gün içinde kabul ettiği mültecilerin sadece beşte birini oluşturuyor. Kobani’den Türkiye’ye bir kaç gün içinde 193 bin Kürt giriş yaptı, bir çoğu Türkiye’nin insani yardım kalitesinin nişanesi haline gelmiş kamplara hemen yerleştirildi, bir kısmı da şehirlere dağıldı. Halen Kobani’de gelen Kürtlere yardımlar devam ediyor.
Daha önce bir buçuk milyonun üstündeki Suriyeli mülteciye ne yapıldıysa Kobani’den gelenlere muhtemelen daha fazlası yapıldı. Ama hiç bir mülteci dalgası Kobani’den gelenler kadar ses getirmedi. Üstelik Kobani’ye Türkiye’den başka yardım eden hiç bir ülke olmadığı halde, Türkiye sokakları Kobani’de olanları bahane ederek savaş alanına çevrildi.
HDP eş başkanı Selahaddin Demirtaş‘ın Kobani’ye dikkat çekmek üzere sokağa döktüğü militanlar tam bir vahşet gösterisine imza attılar. Yasin Börü ve arkadaşları bu vahşet gösterisinin simgesi haline geldiler. DAEŞ’in peşine düşen militanların kendileri birer DAEŞ canavarına dönüştüler.
Bütün bu vahşetin Kobani’ye yardım adına yapılmış olması Kobani’de olup bitenlere karşı ciddi bir kafa karışıklığına yol açtı. Kobanideki apaçık mağduriyetten ve zulümden alakasız insanların kendilerine yine alakasız başka insanlara zulmetme gerekçesi üretmesi Kobani’nin zihinlerdeki silüetini şekillendirmeye başladı.
Baştan beri DAEŞ terör örgütünün en birincil hedefi ve mağduru olan Türkiye buna rağmen Kobani eylemlerinin gürültüsüyle sürekli DAEŞ’le yanyana getirilmeye çalışılıyor. Bu hiç kuşkusuz iğrenç, kirli, alçakça bir propaganda. Bu iğrenç propaganda, DAEŞ vahşetinin ve iğrençliğinin ürettiğini aratmadığı ölçüde bu konuda ortaya konulacak hiç bir adımın, söylenecek hiç bir sözün hiç bir anlamı olmuyor.
Türkiye DAEŞ’in Suriye ve Irak’ta yol açtığı tahribatlara karşı daha etkili ve daha anlamlı tedbirler üzerinde yoğunlaşmışken, Kobani’ye yapılan saldırı daha duyulduğu anda, hiç bir delile ihtiyaç duymaksızın başta HDP’liler olmak üzere paralel medya Türkiye’yi DAEŞ’i desteklemekle suçlayan yayınlar yapmaya başladı. Eylemcilerin Türkiye’den değil Güney’den ve Batı’dan Cerablus’tan girdikleri bizzat YPG üst yetkilisi tarafından tespite dayalı olarak söylendiği halde bu yayınlar aynı gürültüyle devam etti.
Bu yayınların dünyada bir etki yaptığı hesaplanıyor tabi. Elbette kanıtlanamayacağı için hukuki bir sonuç üretmeyecek ama Türkiye’ye teröre destek veren ülke imajını besleyeceği hesaplanıyor. Bundan ala terör olur mu? Terör sadece bombaları patlatmakla olmuyor. Patlayan bombaların etkilerini artırmak ve o bombalara bir hedef tayin etmek bu söylemlerle mümkün. O yüzden hiç kuşkunuz olmasın bu söylemler o terörün bir parçası haline geliyor.
Bu arada PYD’nin de tehcir yaptığı sözlerimize bazıları hayretlerini ifade etmiş. Girdikleri Tel Abyad’da halay çeken görüntüleri dünyaya bir barış gösterisi gibi yansıtılan PYD’yi sadece kurtarıcı olarak görüyorlar belli ki. O militanlar halay çekerken Türkiye sınırından kaçan Türkmen ve Araplar nerden geliyordu peki?
Sahi PYD nüfusunun tamamı Türkmen veya Arap olan Tel Abyad’da ne arıyor? Orayı DAEŞ’ten mi kurtarıyor, yoksa işgal mi ediyor? İşgal etmekle kalmıyor bir de koca bir şehrin insanlarını tam bir etnik temizlik kapsamında göçe zorluyor. Arkasından da bir marifetmiş gibi üstüne halay çekiyor. Batı medyası da bu küstah halayı, “insanlar DAEŞ zulmünden kurtuldukları için seviniyorlar” diye daha büyük bir küstahlıkla yansıtıyor.
İnsanı çileden çıkaran bu küstahlıktan ala terör mü olur?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: