Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kobani halkına reva mı bu zulüm?

Şimdiye kadarki bütün yol kazalarına, sabotajlarına, engellemelere ve provakasyonlara rağmen ilerleyen bir süreçtir çözüm süreci. Ancak şu ana kadarki bilançosuna bakıldığında kabul edelim ki, sürecine tarafların bakışı, atfettikleri anlam konusunda ciddi bir farklılık var.

Genel olarak Türkiye’nin, AK Parti’nin veya hükümetin atfettiği anlam ile HDP’nin atfettiği anlam ve beklentiler arasında bir aynılık yok. AK Parti 2001 yılında kurulduğu saatten itibaren ortaya koyduğu hedeflerine ve programlarına uygun olarak, devleti halka ait ve hadim kılmanın gereği olarak toplumsal restorasyon projesinin bir parçası olarak, kendi halkını kendi içinde barıştırıp birleştirme ve devletle de bütünleştirme projesinin bir parçası olarak bakıyor sürece.

Aynı zamanda bu sürecin başarısıyla sadece kendi içinde bir çok bölümü yazılmış olan başarı hikayesini tamamına erdirmek gibi bir iyi niyete sahi. Bu başarı hikayesinin sadece Türkiye’in insanına değil, bölgede, hatta bütün dünyada başarılı bir İslam ülkesi hikayesinin mümkün olmasından heyecana kapılacak insanlara hitap ettiğinin, onların beklentilerine bir cevap oluşturduğunun farkında. Bugün kendi sorunlarını konuşarak, müzakere ederek çözme ve kendi vatandaşının talep ve beklentilerine saygıyla yaklaşan bir İslam devleti modeli, İslam dünyası için fazla görülüyor ve Türkiye bu fazlalığı bir başarı hikayesi olarak kayıtlara geçirmek istiyor biraz da.

Esasen İslam dünyasının tarihinde son derece sıradan olan bu deneyimin bugünlerde bir başarı hikayesi olarak karşılanabiliyor olması ayrı bir sorundur, ama bu dejenere olmuş durumu restore etmeye en çok yaklaşmış olan ülkenin Türkiye olduğu da bir gerçek.

Tabi AK Parti ve Türkiye’nin genelinin çözüm sürecinden daha da basit, gündelik hayatla ilgili beklentileri huzur, insanların ölmemesi, güvenlik uygulamalarının gündelik hayatı içine soktuğu kasvetten kurtulmak.

Oysa PKK ve HDP çevrelerinin çözüm sürecine yaklaşımları, bu süreçten beklentilerinin farklı olduğu görülüyor. Sürecin ilk aşamalarından itibaren silahları bırakma koşuluna bir türlü yanaşmadı örgüt. Silahları bırakmak sürecin bir önkoşulu iken, örgüt çözüm sürecinde devletin sakinliğini hem dağ kadrosuna daha fazla militan devşirme, hem de şehirde daha fazla elemanı militarize etmek için bir fırsat olarak gördü.

6-7 Ekim olayları örgütün çözüm sürecini nasıl suiistimal etmiş olduğu gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Tabi sadece suiistimalini değil aynı zamanda etik niteliğine dair de tehlikeli bazı sınırları işaret etti.

Kobani’ye yardım çağrısı adına ortalığa ateşler salan örgüt, Kobani’ye adam gibi yardım etmekte olan tek ülke olarak Türkiye’nin çabasını gözden kaçırmaya çalıştı. Yaptığı kampanyalarla Suriye’nin her köşesinde her an gerçekleşmekte olan sivil, çoluk çocuk katliamına karşı hiç bir duyarlılık sergilemeyen dünyanın hümanizmini Kobani’deki duruma uyandırdı. Aslında bu uyandırmada açık bir aldatma vardı, ama öyle görünüyor ki, zaten aldatılanlar da aldanmaya epeyce gönüllüydü. Kobani’ye dikkat kesilen dünya Halep’e, Humus’a, İdlib’e, Gazze’ye, Rabia’ya kör ve sağır kalmaya devam etti.

Neticede Kobani’deki trajediye dikkat kesilen dünya bile Kobani Kürtlerinin sadrına şifa olacak hiç bir kayda değer yardımda bulunmadıkları halde, yine yardıma Türkiye yetişti, başkası değil. İlk etapta 200 bine yakın sivil Kürd’e kapılarını açarak ve insani yardımda bulunarak sivil kaybının önüne geçti. Arkasından IŞİD’den kaçan PYD’lilere Peşmerge yardımının geçişine izin verdi, yetmedi Özgür Suriye Ordusu’ndan 1500 kişilik bir grubun Kobani savunmasına koşmasını sağladı.

Bu yardım son derece kritikti. Üstelik Esad’a karşı savaşan ÖSO, şimdi yardımına koştuğu PYD tarafından daha önce resmen arkasından vurulmuştu. Bunu yaparak ÖSO, bir bakıma, Kürtlerle dayanışma içinde çoğu Arap olan IŞİD militanlarına karşı savaşarak birleşik bir Suriye talebinde ne kadar samimi olduğunu da göstermiş oldu.

Şimdi IŞİD kovulduktan sonra, kalkmış HDP’li milletvekilleri “Kobani’yi sadece Kürtler kurtardı, Kobani’nin hiç kimseye ihtiyacı yok. Aksine herkesin Kobani’ye ihtiyacı var” gibi neresinden tutup düzelteceğiniz akla ve vicdana ziyan konuşmalar yapıyorlar.

Yahu “Kobani trajedisi” diye ortalığı velveleye veren, dünyayı yardıma çağıran, Türkiye’den ve dünya alemden yardım isteyen sizsiniz. Dünya da bu yardım çağrılarına uyarak dünyanın hiç bir mazlumuna göstermediği kayrayı Kobani’ye göstermiş, Kobani’yi IŞİD belasından kurtarmış, iyi de yapmış.

Bir Kobanili çıkıp nankörlük edecekseniz, kendi adınıza edin, Kobani halkı adına niye ediyorsunuz? Diye sorsa ne diyeceksiniz?

Gerçekten bir sorun bakalım, Kobani halkı böyle bir nankör tavrı üstlenir mi?

Kobani halkı zor zamanında kendisine yapılanları unutacak, onu böylesine bir nankörlükle karşılayacak bir halk değil.

Onlar adına bu tavrı sergileyerek muhtemelen IŞİD’den daha büyük zulmetmiş olmayasınız?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: