Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kızılcahamam”da Çalıştay”ın zevki tâm oldu

Alevi Çalıştayının sonuncusu üç gün süren yoğun tartışmalardan sonra başladığından çok daha iyi bir noktada bitti. Çalıştay sonucunda ortaya çıkan mutabakat noktalarını Devle Bakanı Faruk Çelik özetlemek suretiyle tekrarlayarak herkesin onayını aldı.

Bu özete göre Madımak”ın yıkılması ama yerine park veya parkın içinde anıt yapılması hususu bazı diyalog gruplarının yapacağı çalışmaların sonucu olarak bir netliğe kavuşturulması üzerinde mutabık kalındı. Madımak Alevi ve Sünni kesimler arasında bir nefret duygusu oluşturmak üzere devamı Başbağlar ve Gaziosmanpaşa”da sahneye konan bir dizi provokasyonun sonucuydu. Sünnilerin Alevilere bir saldırısı olarak değil, bir provokasyon çabası olarak hatırlanacak ve halkın bu oyuna gelmediğini ifade edecek bir dostluk mesajı olarak Sivas halkının da desteğini alması beklenebilir.

Din eğitimi konusunda da Aleviliği daha fazla dikkate alan çağdaş ülkelerdeki gibi belli bir din anlayışının zorla telkin edilip öğretildiği bir ders olmaktan ziyade içinde hem Alevilik hem Sünnilik hem de Türkiye ve dünyadaki diğer din ve inançlar hakkında bilgiler içeren bir müfredat üzerinde duruldu. Din öğretimi için herkesin istediği kadar alabilmesi şartıyla seçmeli bir yapının geliştirilmesinin önemi üzerinde mutabık kalındı. Esasen farklı din gruplarının birbirini hiç tanımadan, din gerçeği hakkında hiçbir bilgi edinmeden yetişmesinin taşıdığı riskler dolayısıyla olayın daha kaliteli vatandaşlık boyutu apayrı bir meseledir.

Cemevlerinin statüsünün devlet tarafından tanınması ve Alevi kesimin inanç hizmetlerini karşılayacak şekilde kendilerine bütçeden pay ayrılması da üzerinde mutabık kalınan konulardan biri oldu. Bu konu aynı zamanda cemevlerine dede veya hizmet kadrolarının tahsisi ve maaşlarının bu bütçeden verilmesini de içeren bir paket çalışmasını gerektiriyor. Tartışma yaratan konulardan biri cemevinin ibadethane sayılıp sayılmaması hususuydu. Bir dinin tek bir mabedinin olduğu, ayrı bir mabet statüsünün, Alevilerin öyle bir talebi olmasa bile, dinsel ayrılığı sosyolojik olarak besleyebileceği Sünni kesimden olanların üzerinde durdukları bir konu oldu.

Daha makul bir çözüm kim nasıl görmek istiyorsa öyle görsün, ama esasen cemevinin statüsünün cemevi olarak yeterli olduğu, ona ayrıca bir başka vasfın eklenmesinin gereksiz olduğu şeklinde ifade edildi. Cemevi, cemevidir, cami de cami haddi zatında devletin bir mekanı ibadethane olarak kabul etmesinin bir anlamı yok zaten.

Önceki yazımda da belirttiğim gibi tartışmaların hepsinde birbirini anlamaya ve çözüme odaklı bir anlayışın hakim olması bu noktaya gelinmesini çok kolaylaştırdı. Bu esnada bazı önyargılar ve ezber bilgiler doğrudan ilgilileri tarafından tashih edildi. Diyanetin her yere devlet parasıyla sürekli cami yaptırdığı yönünde defalarca telaffuz edilen iddiaya karşılık, eski diyanet işleri başkanı Tayyar Altıkulaç söz alarak elindeki kesin bilgiyi bir daha paylaştı: Devlet, Kocatepe camii de dahil olmak üzere hiç cami yaptırmamıştır. Yapılan camilerin hepsini (belki bir iki istisna ihtiyatı bırakarak) halk yapmıştır, arsalarını da halk bağışlamıştır.

Aslında bu durum Türkiye”deki diyanet eksenli din hizmetlerine halkın verdiği doğrudan cevap olarak da anlaşılabilir. Diyaneti devletin Sünni anlayışı tercihi veya Sünnilere bir bahşişi gibi almak yerine, onu demokratik katılımın bir sonucu veya aşaması olarak görmek çok daha açıklayıcıdır.

Bu arada zorunlu din eğitiminin başında olması dolayısıyla en çok eleştiriye hedef olan Prof. Dr. İrfan Aycan”ın Türkiye”de Sünni geleneğinde bir kırılma sayılabilecek şekilde “İslam Dünyasında Saltanata Giden Yolda Muaviye Bin Ebi Süfyan” (Fecir Yayınları, 1990) isimli kitabın yazarı olduğunun ifade edilmesi köprü kurucu bir sürpriz oluşturdu. Bu kitabıyla Prof. Aycan, Muaviye”yi Hz. Ali”nin bakış açısıyla eleştiren ve Türkiye”deki Muaviye algısını kökten değiştiren bir etki yapmıştır.

Arif Sağ”ın fıkralarına ve akşamki muhabbet ortamlarının etkisine son yazımda değinmiştim. Toplantının final sürprizini teşekkür konuşması için söz alan Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Kızılcahamam”a atıfla anlattığı fıkra üzerine inşa ettiği ve oracıkta yazıverdiği gazel oluşturdu. O gazelin üzerine hiç kimsenin söyleyecek sözü olamazdı sadece coşkuyla alkışladılar.

FIKRA NASREDDİN HOCA”DAN

Hamamda şarkı söylerken kendi sesine hayran kalan hoca bu sesi bir de ezan okuyarak denemek istemiş, kalkmış minareden vakitsiz ezanı okumuş. Lakin hamamda pek güzel gelen ses minareden halka hiç de güzel gelmemiş. Halk söylenerek hocaya bağırmış: “Hoca utanmıyor musun bu bed sesinle hem de vakitsiz ezan okumaya”. Hoca cevabı yapıştırmış: “Valla sesim minareden size iyi gelmiyor olabilir ama, bir hayırsever şu minarenin üzerine bir hamam inşa etseydi görürdünüz sesin güzelini”

GAZEL HATEMİ HOCA”DAN

Bir ictima”ki câyi Kızılcahamâm olur

Şol yerde zevk-i sohbet-u ulfet tamâm olur

Bir yanda yer alır dedegân aşk-u şevk ile

Bir yanda ehl-i zühd-ü salah bir imam olur

Bir gün çalıştayın tayı bir soylu at olur

Sulh-u salâhı sağlamaya ihtimâm olur

Hubb-u vedâd, adl-ü huzûr ber-karar iken

Rabb-i Rahîm”den bize nazil bir selâm olur

Ey Hâtemî! Bu kubbede bir hoş seda bırak!

Zira hamamda türkü söylemenin zevki tâm olur

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: