Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kim korkarmış eleştiriden, muhalefetten?

Tutuklu gazeteciler meselesi, neresinden bakılırsa şuyuu vukuundan beter bir hadise haline gelmiş durumda. Çok kısa ve kolay bir araştırma ile yanlışlanabilecek iddialar kolaylıkla kesin bilgi muamelesi görerek tedavüle sokulabiliyor. Bunda, batılı çevrelerde oryantalist bir yaklaşımın Türkiye ve AK Parti hakkındaki bu işporta düzeyindeki bilgilere nasıl şehvetli alıcılar haline getirdiğini söylemiştik. Kuşkusuz bu şehveti hisseden yerli oryantalistlerin onu daha da azdıracak ve o şehvete hitap edecek servisi tam bir fırsatçı anlayışla vermeleri çok daha belirleyici. Neticede ortaya neresinden tutup düzelteceğimizi bilemediğimiz bir şayia çıkıyor.

Bu şayiaların üretmeye veya beslemeye çalıştıkları asıl iddia AK Parti”nin ve başbakanın diktatörlere özgü bir eleştiriden korkma hastalığına yakalanmış olduğudur. Öyle ki, iktidar eleştiriden korktuğu için, eleştiren her gazeteciyi hemen tutuklatır, değilse işten attırır, çok eleştiri var diye twitter ve youtube gibi sosyal merya araçlarını kapatır.

Son yazımızda basit bir yoklama ile Freedom House”ın da son raporunda mal bulmuş şehvetli gibi üzerine atıldığı tutuklu gazeteciler listesinin aslını ortaya koyduk. Listesi verilen isimlerin 15″inin çoktan tahliye edilmiş olduğu bir yana geriye kalanlardan hiç birinin tutukluluk gerekçesi yazdığı bir yazı veya bir fikir değil. Esasen onları tutuklamış, yargılamış veya hüküm giydirmiş olan AK Parti değil, o yere göğe bugünlerde sığdıramadıkları yargıdan başkası da değil. O bile olsa, isnad listesi olarak cinayetten tecavüze, hırsızlıktan gaspa, zbombalama ve silahlı eylemlerin her türlüsünün olduğu kabarık bir suç listesi var. Bu suç listesinde bir tek gazetecilik veya fikir yok, buna rağmen bu listeyi yapanlar nasıl beceriyorlarsa bütün bu suçları irtikab edenlerden bir “tutuklu gazeteciler” listesi oluşturabiliyorlar.

Diğer yandan, AK Parti”nin 13 yıllık tarihine bakıldğında kendisine en son yapışacak suçlamanın “eleştiriden korkmak” olduğunu söylemek durumundayız.

Bir defa eleştiri yapıcı ise AK Parti bunlardan en verimli şekilde faydalanmasını bilmiştir.

Diğer türlü, yıkıcı niyetli eleştirilerin bile AK Partinin bugüne kadarki başarısında son derece işlevsel bir rol oynamış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha açıkçası AK Parti kurulduğu günden bu yana hiç bir zaman ana akım medyanın desteğini görmüş değil, dolayısıyla başarısını hiç bir zaman bir medya desteğine borçlu olmamıştır. Aksine, baştan beri ana akım medya muhalefetini her türlüsünden sergilemekten geri durmamıştır.

Esasen bu medya ve eleştirilerin gözünden bakıldığında Türkiye ve AK Parti gerçeği hep yanlış okunmuştur. Geriye dönük son on seçimin her birinin arefesinde bu medyanın tahmin ve hesaplarına bir göz atın isterseniz. Bu kadar çok vakada bu kadar sıkça çuvallamış bir medyanın hala ana akım olabilmesi alrı bir muamma dabi, kuşkusuz bunun da kendine özgü ekonomi-politik dinamikleri var. Sadece twittera bakılsaydı son seçimlerde AK Partinin muhtemelen yüzde otuzların altına düştüğü yönünde çıkarımlar bile yapılabildi.

Bir bakıma, AK Parti”nin bu medyaya bir borcu varsa onların bu akıl almaz saldırıları ve eleştirilerinin yaptığı bir katkının hakkını teslim ediyoruz. Türkiye ve halk gerçeğinden o kadar uzaklar ki, bunların saldırıları, halkı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti”ye daha fazla yaklaştırıyor.

Binaenaleyh, hiç bir ilkesel neden olmasa bile (ki, elbette ki var), salt bu açıdan bile AK Parti”nin eleştirileri kendi iktidarının devamının güvencesi gibi görmesi mümkün.

Akıl var izan var. Erdoğan, muhalefeti susturmayı neden düşünsün? Onlar saldırdıkça hem kendisi hem de partisi daha fazla kazanıyor. Bu artık çok açık bir gerçek haline gelmiş durumda. Türkiye gerçekliğinin alfabesini bilen hiç kimsenin dikkatinden kaçmayacak bu duruma birilerinin hala gözlerini açamamış olması da ayrı bir gerçek.

Belki bu yüzden, Erdoğan”ın ve partisinin eleştirilerden korktuklarını zannediyor olabilirler. Oysa bir de durumu bilip gerçekliği açıkça ve bilerek çarpıtanlar var. Başbakana, hükümetine karşı her türlü eleştiriyi hakaret boyutuna kadar her türlü medyalarında rahatlıkla yapabildikleri bir ortamı bile “düşünce özgürlüğüne baskı ortamı” diye yansıtabiliyorlar.

Düşünceye baskı demişken, asıl bugünlerde bu konuyu çokça gündeme getiren

Gülen camiasının vermesi gereken bir hesap olmalı. Halihazırda tespit edilenler hesaba katıldığında 1500 kadar gazeteci, akademisyen ve siyasetçi ifade ettikleri düşüncelerden dolayı Gülen”in açtığı fahiş tazminat ve ceza davalarında ifade vermek zorunda kalıyorlar.

Bu davaların nasıl sonuçlanacağı bilinmez, ama bu kadar çok dava açma eğiliminin “düşünce ve ifade özgürlüğüne baskı” için başka bir örneğe ihtiyaç bırakmadığı da ortada. Oysa Gülen”e ait oldukça güçlü ve geniş bir medya ağı var, eleştirilere oralarda istediği gibi cevap verebilir, onun şakirtleri verebilir, veriyorlar da. Ama o cevapla yetinmiyor, dava açmayı asla ihmal etmiyor, kendisine dokunanı yakmaya aht etmiş.

Gülen davalılarından Sevgili kardeşim Hakan Albayrak”ın da sorduğu gibi, bir sivil hareketin başındayken bile hiç bir eleştiriye tahammülü olmayan Gülen, Allah muhafaza bir de iktidar olsa neler yapmaz?

Şimdi, kimmiş korkan, eleştiriden, muhalefetten?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: