Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kim daha fazla şehit oluyor?

Türkiye”de 20 yaşına gelmiş her erkek vatandaş askerlik görevini yerine getirmek zorundadır. Askerlik görevi Türkiye”de vatandaşlık bağını oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Devletin vatandaşıyla yaptığı açık veya zımni sözleşmenin bir tescilidir. Askere gitmeyen kişi devletiyle yaptığı bu sözleşmeyi her zaman reddetmiş sayılmasa bile gereğini yerine getirmemiş olur, “eksik vatandaş” sayılır. Her ne kadar “vicdani ret” hakkı, yani “inançlarına ve değerlerine aykırı bulduğu için askere gitmeyi reddetme” hakkı AB”ye giriş sürecinde tartışılıyor olsa da henüz hiç kimseye bir muafiyet sağlamış değildir. Sonuçta Türkiye”de vatandaşlık sözleşmesi herkese “vatan savunması” için askere gitmeyi şart koşuyor.

Devlet vatandaşla sözleşmeden doğan görevlerini tam olarak yerine getirmiyor olabilir Vatandaşın inanç, nesil, akıl ve kişilik güvenliğini tam sağlamıyor olabilir. Hatta yeri geldiğinde egemenliğinin bir sözleşmeye dayandığını unutup bir “mutlak egemen” gibi vatandaşını kul-teba yerine koyup, kılık kıyafetine, aklına, ruhuna, ırzına hükmetmeye kalkışabilir. Ama yine de sözleşme bilinci, varsa, bütün bu uygulamaların geçici olduğunun da bilincini gerektirir. Hatta bu geçici haller geçip gittiğinde bu yanlış anlamaların hesabının sorulacağının bilincini de.

Vatandaş vergi verdiği ve askerlik hizmetini yerine getirdiği için herkesle eşit bir biçimde devletin sunduğu hizmeti talep etme hakkını elde emiş olur. Devlet aldığı askerlik hizmeti ve vergi karşılığında vatandaşının inanç özgürlüğünü, kişilik bütünlüğünü, can ve mal güvenliğini temin etmeyi taahhüt eder. Ama bu işleri de yine vatandaşının katılımıyla yapar.

Askere giden her Türk vatandaşı “görev zayiatı” kapsamına girebilir, askerlik faaliyetleri kapsamında harekâtlara katılıp, “şehit” veya “gazi” olabilir. Bu konuda vatandaşlar arasında bir ayırım sözkonusu değildir. Toplumun belli kesimleri belli kesimlerinden biraz daha fazla şehit olmuyor.

Birçok yönü eleştirilebilir askerlik sisteminin de askerlik kavramanın da, ama bugün için vatandaşlar arasında bir ayırım gözetmemesi, eşitlik kavramını yerleştirmekteki katkısı noktasında bir eleştiriyi hak etmiyor. Birçok konuda ikinci sınıf muamelesi gören, açık ayırımcılıklara maruz kalan vatandaşlar bile eşit olarak askere gidiyor ve ölebiliyor. Biraz tuhaf gelebilir ama görevlerini yerine getirdiği halde haklarını alamamakla en azından devletten alacaklı hale geliyor.

Şehit olma ihtimali hiç kimseyi ayırmadığına göre, şehitlik kavramını birileri için bir politik kâr konusu haline getirilmesinin hiçbir haklı bir zemini yoktur. Buna rağmen her şehit cenazesinin MHP”nin oylarını daha fazla yükseltmesi gerektiği düşünülüyor. .MHP şehit cenazelerini bir oy devşirme alanı, adeta bir fırsat alanı olarak değerlendiriyor. Oysa Türkiye”de MHP”ye oy verenler daha fazla şehit oluyor değildir. CHP”lisi de, DYP”lisi de AKP”lisi de, partilisi de partisizi de, zengini de fakiri de askere gidiyor ve şehit düşüyor.

MHP”nin şehit yakınlarına veya şehit olmamış ama bir yakını şehit olma ihtimali olanlara farklı bir şey vaat ettiği de yok. Aksine milliyetçi hıncın yükselişiyle paralel olarak yükselen şiddetin dili sonuçta daha fazla “şehit cenazesi” getiriyor.

Garip bir denklemdir bu.

MHP”nin yaptıkları, stratejisini “bölücülüğün geriletilmesi” veya yok edilmesi üzerine kurmuş bir hareketin yapması gerekenler değil. Her açıklama, her eylem, Türkiye”de bölücülüğü daha gerçek bir tehdit haline getiriyor.

PKK”nın yaptıkları da stratejisi “halkların kardeşliği”ni sağlamak olan bir Kürt hareketinin yapacağı şeyler değil. Çünkü nerde gerçek anlamda kardeşlik yolunda bir adım atılsa, bu kardeşliği vurucu bir eylemi vaki oluyor PKK”nın. Yaptığı her eylem kardeşlikte onulmaz yaralar açıyor.

Bütün bu yapılanların sadece strateji yoksunluğundan öte bir anlamının olmamasını umalım.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: