Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kerbela’yı, Yezid’i, Hüseyin’i ararsanız…

Merhum Muhammed Kutub‘un 20. Yüzyılın Cahiliyesi dediği, Mehmet Akif‘in de “tek dişi kalmış canavar” dediği çağdaş medeniyet, çağdaşlık, modernlik, bilimsellik gibi süslü vitrinler içinde dünya tarihinin toplamında görülenden daha fazla kan, ölüm, çok daha aşağılık vahşetiyle ve insanlık suçlarıyla tezahür ettirdi kendini.

Adı bir de hümanizm, yani insancılık olacaktı o medeniyetin. Ya bir de hümanizm olmasaydı, ne olurdu acep?

21. yüzyılın içinde yol alırken o medeniyetin değerlerinin daha da pekişmesi ve yerleşmesine paralel olarak çok daha fazla vahşetin, çok daha fazla insanlığa düşmanlığın gerçekleşiyor olmasına adeta adım adım alıştırılıyoruz. 20. yüzyılı Ruanda ve Bosna’da sergilediği soykırım performansıyla kapattı çağdaş batılı medeniyet. 21. yüzyıla Irak ve Afganistan üzerinden ortaya koyduğu bilimsel-teknolojik ve sinematografik vahşetiyle, katliamlarıyla girdi.

Irak’a demokrasi götürmek ve uluslararası terörizmle mücadele bahanesiyle girdi. İşgalini sürdürdüğü 10 yıl içinde Irak’a, bırakınız demokrasiyi, sürdürülebilir, en temel fonksiyonlarını yerine getirebilen bir hükümete bile bir zemin bırakmadı. Bunun neticesi milyonlarca sivil insanın vahşice katli, onmilyonlarca insanın tehciri, yüzbinlerce insana uygulanan sistematik ve insanlık dışı alçakça işkenceler, ayaklar altına alınan insanlık onuru ve hepsinin ötesinde yerel veya uluslararası terörün eskisine nazaran yüzlerce kat daha fazla yaygınlığı.

Ebu Gurayb cezaevindeki görüntüler ABD’nin veya batılı dünyanın bu dünyaya verebilecek hiçbir değerinin olmadığının yeterince açık bir kanıtı.

O vahşet potansiyelini taşıyan bir ülke istediği kadar güçlü olsun, asla büyük bir ülke değildir, bu haliyle de olması mümkün değildir. Aslında bugün Halep’in yaşandığı bir dünyada sorunun asıl nedeni tamamen bu. Güçlü görünen ülkelerin asla büyük olmaması. Normalde insanlık değerlerinden tamamen yoksun azılı çetelerin dünyanın en güçlü ülkelerini yönetecek durumda olması.

Hiçbir insani değere sahip olmayanların, ölümden ve katliamlardan başka bir şey üretemeyen bu devasa güçlere sahip olması dünyanın en büyük talihsizliği. “Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz” diye istediğimiz kadar şarkılar söyleyelim, eşkıya dünyaya hükümdar olmuş bile.

Ortadoğu’nun bugün bu hale gelmiş olması sadece eşkıyanın dünyaya hakim oluşundan kaynaklanıyor. Eşkiyanın bile bir noktada gözettiği bir değer, bir racon bir hukuk vardır. Bugün herhangi bir basit insani değeri bile koruma, gözetme, tesis etme noktasında dünyanın güçlü devletlerinin sergilediği lakaytlık tükenişin dip noktasını gösteriyor. Aslında hiçbir zaman prim vermememiz gereken “sözün bittiği yer” maalesef varıp dayandığımız yer oluyor.

Halep’in masum çocuklarının, yiğit gençlerinin, özgür kadınlarının maruz kaldığı vahşet söylemesi gereken her şeyi söylüyor zaten: “Hasbunallah ve nimel vekil, nimel Mevla ve nimel nasir”.

Halep’te Esad, İran, Rusya ittifakı topladığı kalabalıklarla, ellerindeki yüksek teknolojik silahlarıyla, uçaklarıyla, masum insanlara karşı güçlerini değil insanlığı alçaltma seviyesindeki performanslarını ortaya koyuyorlar. Buna rağmen, bütün öldürme, yok etme, tecavüz aygıtlarına rağmen, Halep’in özgür, asil insanlarını teslim alamıyorlar.

Öldürüyorlar ama vazgeçiremiyorlar.

İşkence ediyorlar ama istedikleri sözleri alamıyorlar.

Güç bela tahliye edilen çocuklar, “büyüdüğümde kurtarmaya geleceğim” diyerek çıkıyorlar Halep’ten.

Kerbela edebiyatı yapıp, Kerbela’nın şehadetini bir doğuş mitosu, Hz, Hüseyin’i de bir tapınma nesnesi haline getirmiş olan İran’ın Şii milisleri, imza attıkları her vahşetle Yezid’den çok daha zalim, Firavun’dan çok daha alçak ve çok daha vahşi bir biçimde binlerce Hüseyin’i katlediyor, binlerce Musa’yı boğuyorlar.

Orada Ellerinde bir de kendisinden fersah fersah uzaklaştıkları Hz. Hüseyin’i putlaştırmaları kalıyor.

Yezid’i, Kerbela’yı merak edenler Halep’e baksın. Yezitler, alınlarına yapıştırdıkları “Ya Hüseyin” bandajlarıyla Hüseyin’e yakın olduklarını zannediyorlarsa fena halde aldanıyorlar. Hüseyin hiçbir zaman zalimlerden olmadı.

Hz. Hüseyin hiçbir zaman çocukları katlederken kılları bile kıpırdatmayacak kadar insanlığından çıkmış zalimlere seyirci olanlardan bile olmadı.

Hüseyin bir daha masum çocuklar zalimce öldürülemesin diye kıyam etmemiş miydi? Zulümle abad olunamayacağını göstermek için dikilmedi mi Yezid’in karşısına?

Toplayıp silahlandırdığı, sahaya sürerek birer ölüm ve tecavüz makinasına çevirdiği o katiller sürüsünün alınlarına “Ya Hüseyin” bandajı koyarak Hüseyin’i mi, Hüseyin’in de rabbi olan Allah’ı mı kandıracaksınız?

Vallahi Hüseyin’in yolundan zerre kadar nasibiniz olsa, onu bulacağınız yer o varil bombaları altında katledilen çocukların kalbinden başka bir yer olamaz.

O anastezi niyetine Beled suresini okuyan dilinde bulabilirsiniz belki. Buna mukabil, Esad’ı savunurken bulacağınız şey o mazlum çocuğun lanete ve cehennemin dibine sürükleyen intikamından başkası değildir.

İran’a da sorulacak elbet, o çocuğa sorulacak olan soru “behey çocuk, hangi günahından dolayı katledildin?”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: