Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kentlerimiz şehirleşiyor mu ne?

Türkiye”nin son yıllarda yaşamakta olduğu demokratik devrimin siyasi zeminini besleyen çok güçlü sosyolojik dayanakları var. Eğitim seviyesinin artışı, Türkiye”nin her tarafına açılan üniversiteler ile kentleşme en çok göze çarpan gelişmeler. Denilebilir ki AK Parti”nin iktidara gelişi hem her iki alanda yaşanan gelişmelerin sonucu hem de AK Parti iktidarında, kendisini taşıyan her iki gelişmenin önü daha da açıldı.

Eğitim seviyesinin artışı, çevreden merkeze taşınmanın en önemli kanallarından birisi ve AK Parti iktidarı bir bakıma da eğitim yoluyla merkeze taşınan insanların hikayesidir. Tam da bundan dolayıdır ki eski merkez unsurları yüksek eğitimin gelişmesine karşı direnç sergilemişlerdir. Eğitim kanalıyla merkeze taşınan insanlara karşı sergilenen bu direniş tamamen sınıfsal temelli olmuştur. Başörtüsü yasağı, katsayı uygulaması, yeni üniversite veya bölümlerin açılmasına karşı muhalefet hep bu direnişin tezahürleri olarak görülmeli.

Kentleşme konusunda da aynı kesimlerin negatif tutumu kendini her fırsatta gösterdi. Sürecin kente taşıdığı insanların yarattığı sorunlar abartıldı ve içinden çıkılmaz olarak görüldükçe rahatsızlıklar başka alanlara yansıtıldıı. İrtica, laiklik, hayat tarzları, çarpık kentleşme, arabesk, estetik yoksunluğu, köylülük gibi deyimlerle kentleşme karşıtı bir jargon ısrarla işlendi.

Oysa Türkiye”yi kentleşmeye zorlayan sosyolojik dinamikler vardı ve bu dinamiklerin önü kesilemezdi. Bu dinamiklere karşı ideolojik bir muhalefet veya karşıtlık sergileneceğine yarattığı rahatsızlıklar birer fırsat olarak değerlendirilseydi bugün çok farklı bir yerde olunabilirdi.

Aslında gelmek istediğim konu bununla ilgili ama biraz başka. Dün 17. EMİTT”te (Doğu Akdeniz Turizm ve Seyahat Fuarı) şehirlere ayrılan standları gezerken daldığım düşünceleri aktarmak istedim. Türkiye”nin bütün şehirleri adeta bir ayaklanma içinde. Şehirlerin kendi kimliklerini ilk etapta bulmak sonra bu kimliği işlemek, geliştirmek, bundan bir farklılık ve farkındalık yaratmak konusunda sergilemekte olduğu yarışı toplu olarak bu fuar alanında görmek mümkün.

Şehirlerin bu bilinç ayaklanışında Türkiye”nin son zamanlarda yaşamakta olduğu gelişmenin izlerini de bütün güzelliğiyle görmek mümkün. Yerel yönetimlerle ilgili gerekli reformlar hala yapılmadı, mutlaka yapıldığında çok daha iyi olacaktır, ama bu haliyle bile şehirlerimizin içi içine sığmayan, dışarıya taşmaya çalışan istidadını görmek çok ilginç. Her şehir kendi yöresel ürünlerini günün piyasa şartlarına en iyi şekilde sunulabilecek şekilde hazırlamış sergiliyor.

Van otlu peynirini, tarihi ve turistik bölgelerini, kedisini, coğrafi ve beşeri güzelliklerini sergiliyor. Hemen karşısında Elazığ kendi üzüm, dut, leblebi gibi mamüllerinin yanısıra sıra gecelerinden muhabbet örneklerinden bir tadımlık sergiliyor.

Siirt, Fakirullah”a öğrencisi İbrahim Hakkı”nın aşkla inşa ettiği ışık gösterisinin bir demosunu sunarken ziyaretçilerine zivzik narı ve suyunu ikram ediyor, yetişenler kısa bir süre içende hemen tükenen ve bizzat vali Ahmet Aydın”ın eliyle keserek ikram ettiği leziz büryanından yiyor. Biraz ilerde Bitlis standında yöreye ait birbirinden güzel ürünler takdim ediliyor. Bu arada Bitlislilerle Siirtliler arasında bir tatlı dava-rekabet konusu olan büryan konusunda Bitlis standında büryan ikram edilmemiş olması, bu tartışmanın Siirtiller lehine sonlandığı esprilerine yol açıyor.

Az ileride Afyonkarahisar standı kaplıcalarını öne çıkarıyor, bu arada tabii ki kaymaklı lokumunu ziyaretçilerinden esirgemiyor. Diyarbakır, Konya, Uşak derken bir kaç saat içinde bütün Türkiye”ye dair ilginç bir seyahat deneyimi yaşıyorsunuz.

Şehirlerin bu canlanışında son zamanlarda kurulmuş olan bölgesel kalkınma ajanslarının çok önemli bir payı olduğunu kaydetmeden geçmeyelim. Her şehir bu kalkınma ajanslarının yürüttüğü kalkınma stratejileriyle kendini yavaş yavaş buluyor.

Hani bir zamanlar Türkiye”de Tanpınar”ın nefis tasvirleriyle gözümüzde canlanan Beş Şehir”in sonradan kentleşmenin kurbanı haline gelişinden bahsediliyordu ya. Son zamanlarda belki daha hızlı bir kentleşme deneyimi bile yaşanıyor bu doğrultuda, ama galiba paralel bir biçimde bir de kentlerin kendi kimliklerini bulmaya dönük bir gelişme de yaşanıyor. Hem her şehrin kendine özgü olanı bulup geliştirmesi yoluyla hem de her şehirde var olan tarihsel mirasın özellikle restorasyonlarla canlandırılması yoluyla şehirlerimiz adeta yeniden can buluyor. Bunun için, gidin Niğde”ye, Odunpazarı”na, Ankara Hamamönü ve Hacı Bayram”a, Malatya”ya, Tokat”a, Konya”ya, Ilgın ve Kadınhanı”na, görün canlanan tarihsel mirası.

Yaprak döken bir yanımıza karşılık böylesi bir bahar bahçe durumumuz da var yani.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: