Prof. Dr. Yasin AKTAY

Katsayı Milli Eğitim”in en önemli sorunudur

17. Milli Eğitim Şurası sona erdi. YÖK üst düzey hiçbir temsilci yollamayarak, bir bakıma oradan çıkacak hiçbir görüşü tanımayacağını peşin peşin ilan etmiş oldu. Bu tutumunu, Şura”nın tamamen siyasallaşmış olduğu gerekçesine dayandırdı. Böyle yapmakla kendi tutumunun her türlü siyasetin üstünde olduğuna inanılmasını bekledi.

Oysa YÖK mevcut iktidara karşı bir muhalefet partisi gibi davranıyor, üstelik bunu ana muhalefet partisinin bile sahip olamadığı yetkili veya yetkisiz iktidar imkânlarını da kullanarak yapıyor. Buna rağmen kendi siyasetine kendinden menkul “siyaset-üstü” bir paye de vererek dokunulmaz kılmak istiyor. Her yanıyla hem toplumsal eşitsizliğin, gerilimin ve adaletsizliğin hem de aslında bilimsel-akademik verimsizliğin de kaynağı olan katsayı uygulaması kendi siyasetinin eseri. Hiçbir demokratik tartışma sürecinden geçirilmeden alınan bir kararla eğitim sistemine saplanan bu uygulamanın kaldırılmasını, YÖK yetkili veya yetkisiz bir şekilde müdahil olabildiği her türlü süreçte engellemeyi başardı. “YÖK”ün siyaseti” karşısında, her türlü yasayı çıkarabilecek sayıya veya desteğe sahip olan hükümet, şu ana kadar bu konuda dişe dokunur bir ilerleme kaydedemedi. YÖK, en son bu konunun müzakere edileceği belli olan Şûra”ya katılmayarak bu konudaki arayış çabalarını da “konuyu siyasallaştırma töhmeti” altında bırakmış oldu.

Aslında başından sonuna kadar “siyasetin hakkı” olan bir konunun usta bir siyaset ile siyasetçinin elinden alınmasıdır yaşadığımız. Bu konuda eleştiriyi daha fazla hak edense maalesef YÖK değil, hükümetin siyaset performansıdır.

Milli Eğitim Şurası”na katsayı uygulaması damgasını vurdu, ama hiç de estirilen havaya uygun bir gelişme yaşanmadı. Sorun yine orta yerde bırakıldı. Medyada esen “Şura katsayı şurasına dönüştürüldü” yollu eleştirilere gereğinden fazla prim verildi.

Gerçek şu ki, şu anda Türkiye”de eğitimin en önemli sorunu katsayı sorunudur. Çünkü uygulanmakta olan katsayı sistemi Türkiye”deki milli eğitim sistemine aşılması son derece katı bir sınıfçı, adaletsiz ve gayr-ı insani karakter kazandırmaktadır. Türkiye”ye tarihinde rastlanmamış bir sınıfçı uygulamayı hediye eden bu yaklaşım zannedildiğinden çok daha vahimdir. Düşünsenize uygulamanın bir ayağında “okul başarı ortalaması” vardır ki, Hakkari şehrinde bir öğrencinin her türlü olumsuz şartlara rağmen aldığı bir puan, bütün sosyal şartların yardım ettiği Ankara”nın bir lisesindeki bir öğrencinin aldığı puandan daha düşük sayılıyor. Neden? Çünkü Hakkari”deki öğrencinin okul arkadaşları toplamda daha az başarılıymış.

Okul arkadaşlarının başarısızlığından dolayı cezalandırılmak veya başarılarından dolayı daha şanslı olmak hangi adalet anlayışına sığar? En yalın haliyle vicdan, gittiği okulun başarı ortalaması düşük olanın, tam aksine daha fazla puan alması gerektiğini söylemez mi? Eminim birçok insan katsayı sorununun böyle bir boyutu olduğunu bile bilmiyordur. İmam-Hatip meselesine indirgendiği için katsayının daha birçok boyutunu tartışmaya bile geçemiyoruz.

Meslek liselerinin önündeki katsayı engelinde ısrar edenlerin gerekçeleri ne olursa olsun, ne meslek lisesi eğitimine bir faydası oluyor, ne de orta veya yüksek eğitimin kalitesinin yükselmesine. Orta öğretimden itibaren tek bir alan çizgisi üzerinde ilerlemeyi öngören bu sistem, bilim alanlarına da büyük zararları olan son derece gerici bir sistemdir. Siz hasbelkader ortaöğretim aşamasında çocukları intisap etmiş oldukları bir alana hayatlarının sonuna kadar mahkûm ederseniz, sadece o öğrencilerin hayatlarını karartmış olmazsınız, o bilim alanlarının tekdüzeleşmesine, kendi içlerine kapanmasına ve alabildiğine aptallaşmasına da neden olursunuz.

Sistem gericidir, çünkü dünyanın her yerinde bilim disiplinleri arasında yakınlaşma, iletişim ve geçişlilik yolları aranıyor; alanlar-arası geçişler alabildiğine kolaylaştırılıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki gibi geçişlerin önüne binbir türlü set konulmaz, aksine alabildiğine kolaylaştırılır. Oralarda lisans eğitiminin 1. ve 2. sınıflarında bile müfredat öğrencilerin istedikleri takdirde alan değiştirmelerine imkân tanıyacak şekilde düzenlenmektedir. Bizde ise katsayı uygulamasıyla, ilkokulda kim hasbelkader hangi alana girmişse ömür boyu o alana mahkûm edilmeye çalışılıyor.

Bunun gelecek nesiller üzerinde nasıl bir etkisi olacağını psikologlara veya sosyologlara soruyor mu acaba yetkililer? Sorun basit değil. Eğitimi kendi dar ufukları içinde siyasal ihtiraslarının bir alanı olarak görenlerin inatçılıkları yüzünden, önümüzdeki neslin kaybedilmesi tehlikesi vardır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: