Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kandil”e çıkan yolun taşları

Türkiye”nin Kuzey Irak”taki soydaşları sadece Türkmenler midir? Irak işgalinden sonra Türkiye”nin bölgeyle ilgili politikasına yön veren yaklaşım maalesef bu sorunun olumlu cevaplanmasına dayanmıştır. Böyle bakınca Türkiye K. Irak ile arasına koyduğu mesafeleri artırmakla kalmamış, kendi ülkesindeki Kürtlerle de sorununu iyice derinleştirmiştir. Kendi milliliğini ülkeyi fiilen bölen bir etno-milliyetçiliğe dönüştüren süreci beslemiş, kendi Kürt vatandaşını, bu ülkeden, “eninde sonunda ayrılacak eğreti bir unsur” olarak gördüğünü faş etmiştir.

Oysa Türkiye her fırsatta ifade ettiği etno-milliyetçiliğin ötesinde olduğu iddialarına sahip çıkmak için bu olaydan daha iyi bir vesile bulamazdı. K. Irak”ta sadece Türkmenlerin çıkarlarını gözeten, geri kalan bütün unsurlarla arasına mesafe koyan politika, bir yandan K. Irak”taki Kürtleri duygusal ve siyasi anlamda bizden hızla uzaklaştırırken, diğer yandan Türkiye içindeki Kürt vatandaşların devletle duygusal bağlarının zayıflamasını da hızlandırdı.

Sanki bir el, Güneydoğu”da dağa çıkan yola parke taşlarını döşüyordu. Bir el sonucunda PKK”nın etkili olacağı bir Kürt milliyetçiliği için şartları olabildiğince hazırlıyordu. Son zamanlardaki açılımlarla umuyoruz ki, bu konudaki hatalardan biraz dönülüyordur. Irak”ta yaşayan Kürtler de en az Türkmenler kadar, Araplar da en az diğer ikisi kadar Türkiye”nin soydaşıdır, tabii ki ilgiyi soydaşlık üzerinden kurmamız gerekiyorsa. TC olarak orada sadece Türkmenlerle soydaşlık üzerinden bir bağ kurmaya kalktığınızda kendi ülkenizdeki Kürt ve Arap unsurlarıyla bir millet bağının hatta vatandaşlık bağının sadece aldatmaca olduğunu söylemiş olursunuz. Bu da Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ”un, önceki askeri yetkililerden farklı ve haklı olarak epeydir peşine düştüğü sorunun cevabını yeterince içeriyor: “Neden dağa çıkıyorlar?” veya “dağa çıkmalar nasıl engellenebilir?” Pek tabii ki, dağa çıkışlar öncelikle demokratik ve kültürel haklarıyla Türkiye”nin bütün vatandaşlarıyla eşit bir vatandaşlık ilişkisi kurarak epeyce engellenebilir.

Bilhassa genç yaştakilerin çok daha açık ve somut bir dağa çıkma nedeni de hemen önümüzde duruyor. Üstelik bu neden büyük bir çabayla bizzat Türkiye tarafından, yasa çıkarılarak hazırlanmış:

Öcalan”ın yakalanışının yıldönümü dolayısıyla 15 Şubat”ta Diyarbakır”da meydana gelen sokak gösterilerinde yaşları 15”in altındaki çok sayıda çocuk terör örgütüne üyelik suçlamasıyla yakalanmış. ROJ TV görüntüleri saatlerce büyük bir şehvetle veriyor. Yakalanan ve dövülen çocukların, sokaklarda sürüklenen yaralı insanların, kadınların acısını zerre kadar duyduğunu düşünemezsiniz bile. Demokratik gösteri sınırlarını epeyce aşarak polise taş atan çocukları birer kahraman gibi sunmakla çocukları nasıl kışkırttığı, acıları nasıl şehvetli bir propagandaya dönüştürdüğü her halinden belli… Tam da istediği şey oluyor çünkü.

Olayı bir oyun gibi yaşayan çocukların yakalanması ve polis otosuna bindirilmesiyle birlikte dağ kadrosuna elemanların celp edilme süreci de başlamış oluyor. Açıkçası, bu işin psikolojisi budur. Polis otosuna bindirilen çocuk dağ kadrosu için eğitimine de başlamış oluyor. Bu eğitime (!) şu anda devam eden yaşları 15”in altındaki çocukların sayısı 250”ye ulaşmış. 15”in üstündekileri saymıyoruz bile.

Hangi akla hizmettir anlamak mümkün değil. 2006 yılındaki benzer olayların akabinde TMK”nun 9. maddesi değiştirildi ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak15 yaşını bitirmiş olanların çocuk sayılayamayacağı kanunla hükme bağlandı. Bu düzenlemenin tek amacı, görünen kadarıyla, PKK eylemlerine katılan Kürt çocuklarının engellenmesiydi.

Sosyoloji bilgisinden, sosyal psikolojiden bu kadar mahrum bir düzenlemeyi iyi niyetle yorumlamak mümkün değil. Bu olsa olsa PKK”nın muhtaç olduğu insan kaynağını kesintisiz hale getirmeye yarayabilir.

DTP taşlı sopalı sokak eylemlerine oyuna sürer gibi sürdüğü çocuklar üzerinden yürüttüğü siyasetle bu düzenlemeyi fırsata dönüştürmekten hiç geri durmuyor. Çocukların ellerindeki taşlarla Kandil”e giden yolları döşüyor.

Ama o yol sadece çocukların attıkları taşlarla örülmüyor, onları yargılatan bu yasal düzenlemenin ördüğü taşlar, emin olun, çok daha etkili oluyordur.

BİRDİRBİR DERGİSİNİN FİLİSTİN ÖZEL SAYISI

Birdirbir, en düzenli takip ettiğim dergilerden biridir. Aylık eğlenceli din eğitimi ve kültürü dergisi Birdirbir”in Şubat sayısı Filistin Özel Sayısı olarak hazırlanmış. İnsanlara evrensel değerleri çocukken aşılamak gerekiyor. Ötekileştirmede denge gözetmeyi, düşmanlıkta bile adaleti gözetmeyi, genelleştirmemeyi öğrenmenin bir yolunu bulmak gerekiyor. Gazze”ye hunharca saldıran İsrail”i protesto ederken bu protestoların kolaylıkla bir Yahudi düşmanlığına dönüşmesinin engellenememesi muhtemelen çocukluktan itibaren aldığımız veya alamadığımız eğitimle ilgilidir. Çocuklara yönelik yayınlar, ders kitapları bolca ırkçı, faşizan değerlerle bezenmiş.

Birdirbir bu konularda da kaliteli farkını koyuyor. Başarılı yayınlarıyla İslam”ın adil çizgisini çok iyi işliyor. Çizgi kahramanları Karagöz ile Hacivat bu sayıda Filistin konusuyla Türkiye”deki herkes gibi yoğun ilgililer. Hacivat”ın eve davet ettiği Izak”ı gören Karagöz hemen Yahudi diye saldırmaya kalkışıyor. Hacivat ise onu durduruyor ve “Izak Yahudi, ama İsrail”in saldırılarını onaylamıyor ” diyor. Karagöz”ün aklı karışırken Izak “Siyonizm Yahudilere musallat olmuş büyük bir hastalıktır, bu yüzden yıllardık görülmedik zulümler yapıyorlar insanlara.. Bu, insanlığın ortak sorunudur, birlikte neler yapabiliriz?” diye soruyor. İşe birlikte dua ederek başlıyorlar:

“Rabbimiz! Sen zalimlerden uzak kıl bizleri, mazlumları desteksiz bırakma! Yapacaklarımızda bize yol göster, güç ve kudret ver”.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: