Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kan davası kıskacından tarihi kurtarmak için

Başbakan Erdoğan”ın 23 Nisan tarihinde 1915 yılında yaşananlardan dolayı hayatını kaybeden Ermeniler için yayımladığı taziye mesajı beklenebileceği gibi her kesimde ezber bozucu bir etki yaptı. Tartışmanın tamamen ezberlerle yürüdüğü bir ortamda, doğal olarak siyasetten eser olmaz.

Herkes ezberleriyle sabitleştirdiği konumunu pekiştirmeye, onu tahkim etmeye bakarken, bunun karşı tarafın üzerinde hiç bir etkisi olmaz. Belki tek etki ezberi daha güçlü olandan ziyade, ezberinden bağımsız olarak siyasi veya maddi konumu güçlü olanların diğerleri üzerindeki yaptırım gücünden doğar.

Bugün için Türkiye bu tür ezberler üzerinden kendisine yaptırım uygulanabilecek bir ülke olmaktan uzaktır. Konunun diğer tarafları ise zaten bu ezberden kendilerine bir tür konfor üretmiş oldukları için konumlarına nihai olarak etki edecek bir gelişmeden nispeten muaf durumdadırlar.

Oysa bu ezberlerin ürettiği bazı duygular da vardır ki, bu duygular insanı zehirliyor. Bu zehirle uzun süre yaşanmaz. Hrant Dink”in Diaspora”daki kendi soydaşlarını tam da bu konuda uyarmak üzere sarf ettiği sözler, Türk nefretinin onların kanlarında bir zehre dönüşmüş olduğu yönündeki sözler, ne yazık ki, hedef kitlesi üzerinde bir etki yapmadan önce Türkçeyi “çok bilmiş” yargı mensuplarımızın bekçi radarlarına takılıp etkisiz hale getirildi. Oysa Hrant Dink de herkesin kendi zehirleyici konforuna kapıldığı bir anda halklar arasında bir diyaloğu başlatmaya ve insanı zehirleyen ezberlerden kurtulmaya davet ediyordu.

Bugün Erdoğan”ın bu davetinin ezber bozucu olması aslında sadece böyle bir taziyenin resmi bir mevkiden daha önce yapılmamış olmasından dolayıdır. Yoksa hem Erdoğan hem de liderliğini yaptığı AK Parti camiası genel olarak bu konuda baştan itibaren farklı bir yaklaşım içinde olmadı.

1915 olaylarında yaşanan olaylardan dolayı hayatını kaybeden Ermeniler Osmanlı devletinin vatandaşlarıydı. Bir çoğunun hayatlarını kaybetmesine yol açan tenkil işleminde yerleştirildikleri yer de o zamanlar yine Osmanlı topraklarıydı. Şayet Osmanlı 1. Dünya Savaşı sonrasında parçalanmamış olsaydı, bugün o tenkil edilmiş Ermeniler (Avrupa veya Amerika”ya gidenleri hariç) yine Türkiye sınırlarında kalmış olacaktı. Böylece Türkiye vatandaşı insanlar olmaya devam edecek ve muhtemelen yaşadıklarıyla ilgili mağduriyetlerini doğrudan kendi devletlerinden telafi etme yoluna gideceklerdi.

Nitekim henüz devletin Osmanlı olduğu bir dönemde yaşananların bir çoğunun hesabının görüldüğünü, mahkemelerde tenkil işleminde kastı aşan davranışlarından dolayı bir çok kişinin İstanbul”da idam edildiğini de biliyoruz. (Bu arada yeri gelmişken, Ermeni örgütlerinin kendi tek taraflı yargılamalarıyla olaydan sorumlu gördükleri bütün Osmanlı devlet ricalini suikastlar yoluyla katletmiş olduklarını hatırlatalım).

Erdoğan”ın yayımladığı mesajın bence en çarpıcı yönü, tarihe mal olmuş olaylar hakkında bugünün hesaplarından yola çıkarak bir yargı vermenin kendiliğinden haksızlığına dairdir. I. Dünya Savaşı”ndan hemen önce ve sonrasında Balkanlardan çok daha feci bir biçimde tehcir edilen veya doğrudan katliamlara maruz bırakılan Müslüman Türklerin bugün hiç hatırlanmıyor olması, onların yaşadıklarının daha az trajik olmasından ileri gelmiyor. Bütün bir Balkan coğrafyasında yaşanan benzer hadiselerin toplamında milyonlarca insan aynı şekilde katledilmiştir, ama onların davasını kimse gütmüyor. Kimse Bulgaristan”dan, Yunanistan”dan veya Makedonya”dan tehcir edilen veya yerinde katledilen insanları doğru dürüst hatırlamıyor bile. Ama dönüp bakıldığında herkes orada aynı türden şeyler olduğunu takdir edecektir.

Ermenilerin yaşamış olduğu acıyı elbette ki hafifsemeyi veya yok saymayı gerektirmeyecek bu hatırlatmayı, tarih yazımının doğasına dikkat çekmek için yapıyorum. Tarih elbette ki her zaman bugünden yazılan bir şeydir. Geçmişi aydınlatmaya dönük bir işlevi genellikle yoktur. Bugünden alınmış siyasi mevzilerin desteklenmesiyle ilgilidir. Onca katliam arasından sadece Ermenilere yapılanının bugün tarihsel tartışmanın da dışına çıkarılarak mutlak bir hükme dönüştürülmesinin tarihle değil siyasal mücadeleyle bir ilgisi vardır.

Bu konudaki yol gösterici ilkelerden birisi, kimseye başka kimsenin günahının yüklenemeyeceğidir. Bu şiar dolayısıyla Müslümanlar kan davasını ayaklarının altına almış bir peygamberin tavsiyesine uydukları için kendilerine yapılmış olanların davasını sonraki nesillere bırakmamayı bir istidada dönüştürmüşlerdir.

Başbakan”ın şu ifadeleri biraz da kan davasını cahiliye adeti sayan bir bilinçle sarf edilmiştir: “Bugünün dünyasında tarihten husumet çıkarmak ve yeni kavgalar üretmek kabul edilebilir olmadığı gibi ortak geleceğimizin inşası bakımından hiçbir şekilde yararlı da değildir.”

Özellikle bu konuda yaşanmış olanları parlamento kararlarıyla tartışmaya kapatmaya çalışan işgüzarlığı anlamak mümkün değil. Bu işgüzarlığın 1915 yılında Ermenilerin yaşadıklarından bugün acı duyuyor olduklarına de kimseyi inandıramazlar.

100 yıl önce yaşanmış hadiseler kim hangi delili gösterirse göstersin bir mahkeme değil tarih konusudur. Tarih ise her zaman tartışmaya açık bir alandır. Tartışmaya açıldığı anda orda tarih değil, ya tek taraflı mutlaklaştırılmış bir itikat veya bundan türetilen bir kan davası vardır. İkisi de birbirinden zehirleyicidir.

Her halükarda Başbakan”ın hayatını kaybetmiş olanlardan dolayı Ermenilerin yaşayan torunlarına taziyesini bildirmesi, bu zehirleyici itikattan özgürleşme yolunda önemli bir adımdır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: