Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kalp gözün bu olaylar karşısında da açılmıyorsa?

ABD’nin 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi üyelerinden 88’i Dışişleri Bakanı John Kerry’e bir mektup göndererek  Zaman ve Samanyolu’na uygulanan baskılardan dolayı Türkiye’ye baskı yapmasını istemiş.

Mektubun içeriği tabi tam bir dezenformasyon örneği. Muhalif fikirlerinden dolayı Hidayet Karaca ve 29 gazetecinin gözaltına alınmış olduğu yalanını tam bir pişkinlikle anlatıyor. Bunlar sanki farklı fikirlerinden dolayı gözaltına alınmış ve sanki hepsi şu anda gözaltındaymış gibi. Bunların fikirlerinden dolayı değil, kurdukları komplolarla, kendilerine muhalif olan yine gazeteci başka bazılarının tutuklanmasını ve haksız yere yıllarca hapislerde süründürülmesini sağladıkları için suçlandıklarını anlatmıyor tabi.

Yani gözaltına alınanların devlete veya hükümete karşı değil, yine başka gazetecilere karşı işlemiş oldukları hürriyeti tahdit, delil uydurma, sahtecilik gibi cürümlerden dolayı gözaltına alınmış olduklarını büyük bir maharetle örtbas etmişler.

Belli ki, bir temsilciler meclisi üyesi ayarlanıp ikna edilmiş, ona bir metin yazılıp diğerlerine imzaya açılmış.

Bununla birlikte, Temsilciler Meclisi Üyesi, tam 88 üye… Neresinden baksanız, basit bir şey değil. ABD’de bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilenler bilir. Son derece zahmetli, aşırı derecede masraflı ve yoğun lobi faaliyetlerinin sonucunda olabilecek bir şey. Hiç bir temsilciler üyesi babasının hayrına, sırf demokrasi aşkına ve basın ve ifade özgürlüğüne olan düşkünlüğüyle hareket edip motive olmaz.

Eğer olsaydı, sadece Ocak ayı içinde Suriye’de onlarca gazeteci, bırakınız keyfi bir biçimde tutuklanmayı veya baskı görmeyi, doğrudan öldürüldü. Keza, üç bin kişinin bir gün içinde canice katledildiği, elli bin kişinin keyfi biçimde tutuklu olduğu, yüzlerce insanın idama mahkum olduğu Mısır’da olup bitenlere dair değil 88 temsilciler meclisi üyesinin, beşinin bile kılını kıpırdatmadı. Çünkü bunu yapmak için, Mısır’daki mazlum Müslüman evlatlarına sahip çıkacak bir lobi faaliyeti olmadı. Hoş olsaydı da, Mısır’ın mazlum Müslüman evladı için ABD’li temsilciler Meclisi Üyesinin kılını İsrail’e rağmen kıpırdatacak bir fiyat var mıdır? O da ayrı bir soru.

Genellikle Avrupalılara Türkiye’deki en basit bir olaya karşı sergiledikleri hassasiyeti Mısır’dan hatta İsrail’in zulmü altındaki Gazze’den neden esirgediklerini sorduğumuzda “Türkiye’nin AB’ye başvurmuş bir ülke olarak sorumluluğunu taşıdıklarından, oysa ne Mısır ne de İsrail’e karşı böyle bir yükümlülüklerinin olmadığı” mazeretine sığınıveriyorlar. Oysa ABD’nin bu durumda böyle bir mazereti de yok.

Doğrusu, masrafıyla, ağır ve ince işçiliğiyle bu kadar temsilciler meclisi üyesinin imzasını, uydurulmuş bir baskı ve zulüm senaryosu üzerinden Zaman ve Samanyolu için harekete geçirebilmek neresinden bakarsanız büyük bir başarı. Paralel yapının güç potansiyelini de, lobi ve organizasyon kabiliyetini de ortaya koyan bir durum. Bu ise tam da ne kadar tehlikeli bir yapı olduğunu da gösteriyor.

Yani aslında bu faaliyetlerle kendi haklarındaki asıl gerçek algıyı da doğruluyor. Gerçek algı, yani yıllardır himmet paralarıyla onların varlığını ve faaliyetlerini desteklemiş olan Türkiye halkının şimdilerde oluşmuş olan algısını. O Türkiye halkı şimdi bir aldatılmışlık duygusu içinde tabi.

Bir işadamı geçenlerde bana yurtdışındaki okulların kapatılması ile ilgili gündemi takip ettiğini ve yıllarca bu okulları herkes gibi iyiniyetli zannedip himmet edip desteklemiş biri olarak bu gündemde bir sorun olduğu uyarısında bulundu. Bu okulların kapatılması fikri yerine bu okulların gerçek sahiplerine yani halka devredilmesi gerektiğini söylüyordu. Çünkü, ona göre, yardımlarını talep ettikleri kendisi gibi insanlara gerçek planlarını ve gündemlerini söylemiş olsalardı asla bu yardımı alamazlardı. Bu durumda toplanan yardımlar amaçları dışında kullanılmış olduğu için devletin bunları kapatmak yerine yardımlarıyla var etmiş olan halka devredilmesi gerekiyor.

Paralel yapının son zamanlardaki performansı bununla da kalmıyor. Başörtüsü yasağı Türkiye’nin her yanında tam bir zulüm ve vahşet olarak uygulandı, bir gün bile buna itiraz etmedi. Katsayı zulmü uygulanarak İHL’ler kapanırken, Peygamber efendimize en ağır hakaretler edilirken ve bütün bunlar bütün dindarlarda müthiş bir ortak mazlumluk ve kırgınlık durumu oluşmuşken yine kıllarını kıpırdatmamış, hiç bir zaman bir sokak gösterisine, protestoya, itiraza prim vermemiş yapı. Bugün ise bazı gazeteciler gözaltına alındı diye, Bank Asya kapandı diye bir anda meydanlara doluşuveriyor, sivil direnişin pekala fena olmayan örneklerini sergiliyorlar.

Bank Asya’nın önünde tam bir mukaddes cihat, milli müdafaa hattı kuruluyor. Cevşenler Bank Asya için okunuyor, Hatimler mevduat hesaplarına indiriliyor.

Bu da neresinden bakarsanız bir başarıdır, ama bu başarının ne adına, hangi vesilelerle ortaya konuluyor olduğunu gördükçe, yıllardır bu harekete gönül vermiş, sürekli “samimiyetine” vurgu yaptığımız şakirtler adına kahrolmamak mümkün değil.

Göz ve vicdan burada da açılmayacaksa nerede açılacak?

Uyan behey kardeşim, artık gafletten uyan.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: