Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kahire notları

“Bir ülkenin trafiği, siyasi ve toplumsal düzeninin bir aynasıdır” diyordu Kahire”de görüştüğüm ve iki gün boyunca bana refakat eden Mısırlı bir aydın. Kast ettiği şey, Mısır”ın trafiğindeki keşmekeş görüntüydü.

Tabii ki görsel bir şey olduğu için Türkiye”den Mısır”a gidenlerin de gözüne ilk çarpan konulardan biridir bu. Abant toplantısına Türkiye”den katılanların bir kısmı da Mısır”daki bu görüntüyü, tabii sokaklardaki çer çöp-hijyen işini de araya katarak, tamamen Mısır”ın geri kalmışlığına yormaktan ve bunu yer yer, Mısırlıların da hazır bulunduğu ortamlarda “nezaket kurallarını hiçe sayarak” ifade etmekten çekinmediler. Ali Bulaç haklı olarak bu tür yaklaşımları ayıpladı ve Mısır”da herkesin bir oryantalist gibi “geri kalmışlık” olarak yorumladığı bu görüntünün pekâlâ Mısır toplumunun bir avantajı olarak görülebileceğini ifade etti. Ona göre kaos gibi görünen bu dağınıklığın içinde “görmesini bilene” müthiş bir kozmos vardı.

Mısır”da gerçekten trafiğin içine girdiğinizde hiçbir kuralın olmadığını zannedersiniz. Aniden yola her şey çıkabilir ve buna hazırlıklı olmalısınız. Son derece güçlü reflekslerinizin olması gerekiyor ve şaşılacak derecede trafiğe çıkan herkeste bunun bulunduğunu görürsünüz. O görüntüyü bir an için bile Türkiye için tahayyül edemezsiniz. Trafik allak bullak olur, yürümez, felç olur. Oysa Mısır”da trafiğin içine girdiğinizde kendinizi bir anda doğal seyrinde akıp giden bir geminin içinde gibi hissedersiniz. Trafik çok nadiren tıkanıyor, şu kadar ki, kuralların görece çok iyi işlediği İstanbul”daki kadar bir tıkanıklık asla yaşamazsınız. Bütün trafik kuralları ihlal edildiği halde, beklenebileceğinden çok daha az kaza oluyor vs.

”Bunun toplumsal yapıyla benzerliği nerde?” diye sorarsanız…

Trafikteki bu kaos aslında toplumun, yani insanın eylem ve performansına alabildiğine geniş bir alanın tanınmasından kaynaklanıyor. Trafiğin kuralları yazılı olarak mevcuttur, ama bu kurallar sadece yazıda kalıyor. Halk kendi iç dengeleriyle kendine özgü kurallara fiili bir geçerlilik kazandırıyor.

Mısır”da toplumsal hayatta, sivil alanda, halk alabildiğine özgürdür. Devlet gündelik hayatın bütün cephelerini belirleme konusunda tabii ki büyük bir iştiyak duymaktadır, ancak bu sadece bir istek olarak kalmaktadır. Halk kendi hayat tarzına ait alanı kendine özgü yollarla korumaktadır. Kılık kıyafet konusunda olsun toplumun sivil hayatında olsun çok belirleyici bir etkisi olamamakta, dahası zaten bu alanı belirleme iddiasından da bir süre sonra vaz geçmektedir. Tıpkı her kavşakta birkaç trafik polisinin ışık, şerit, emniyet kemeri v.s. ihlalleri gördüğü halde müdahale etmemesi gibi. Müdahale etse her şeyin daha çok karıştıracağını çok iyi bilmektedir çünkü. Türkiye”de ise halkın kendine ait alanı yer yer benzer bir toplumsal gerçekçilikten faydalansa da devletin veya modernliğin çok daha totaliter bir baskısı altındadır.

Mısır”da devlete veya Hüsnü Mübarek”e karşı ciddi bir muhalefetin bulunmadığı iddiası da artık sadece bir galat-ı meşhurdur. Mısır sokaklarında, camilerinde, halk arasında, kahvelerde gezip gördüğüm yerlerde muhalefetin beni şaşırtacak kadar sert ve açık ifadelerine tanık oldum. İhvan-ı Müslimin sivil topluma hâkim durumda. Basın yoluyla Mübarek açıkça her açıdan eleştiriliyor.

Buna mukabil, Mısır”da siyasi açıdan var olan firavunlara özgü yönetim biçiminden kaynaklanan keyfilik her bakımdan kendini hissettiriyor. Mübarek 26 yıldır devlet başkanı. Bundan sonra da başkanlığı oğluna devredebilmek için anayasada istediği değişiklikleri yapmaya çalışıyor. 2005 seçimlerinde kendisine karşı aday olan Ayman Nur seçimlerden hemen sonra bir bahaneyle tutuklandı ve hâlâ hapiste. Hapishane hukukun icra organı olarak değil, muhalefeti bertaraf etmenin aracı olarak bir zindan gibi kullanılıyor.

Bugünlerde, seçimlere bağımsız adaylarla girdiği halde mecliste 80 sandalye kazanan Müslüman Kardeşler”i, yapılmak istenen anayasa değişikliklerine zorlamak üzere, cemaatle irtibatlı görünen ve genellikle esnaftan olan 100”e yakın kişi keyfi bir biçimde askeri mahkemede yargılanmak üzere tutuklanmış. Tutuklanmakla kalmamış, kendilerinin veya kendileriyle akrabalık bağı tespit edilen yakınlarının bütün mallarına el konulmuş. Bu tür keyfi işlemler Mısır”da devletin rutinini oluşturuyor. Bu durumda malların her an müsadere edilebilme ihtimalinin toplumda sermayenin davranış tarzına nasıl bir etkide bulunabileceğini hesap edin. Orada ne doğru dürüst bir sermaye birikimi olur, ne de hasbelkader oluşan birikim şeffaf bir yatırım aracı olarak piyasaya girebilir. Dolaylı olarak orta sınıfı yaratacak ve orta sınıf kültürünün oluşumuna yol açabilecek bir burjuvazinin gelişmesinin önündeki bu tür engeller şehirdeki kırsal görüntünün de en önemli sebeplerindendir.

El-Cezire yazarı gazeteci Dr. Kemal Habib, Türkiye ve AK Parti tecrübesi üzerine doktora tezi yapmış (Bu arada Türkiye siyaset bilimi ve sosyolojinin en önemli gündem konularından birini oluşturuyor. Sadece bu seyahatimizde mastır veya doktora tezlerini Türkiye ve Ak Parti üzerine yapan en az on kişiyle tanıştık).. Türkiye”nin Mısırlılara nazaran en önemli avantajını “Türkiye”nin yazılı ve herkesin uymak zorunda olduğu bir anayasaya sahip olmasında” görüyor. Demokratik rekabet ortamı yok. Belediye hizmetleri atanmış kişilerce yürütüldüğü için şehircilik standardı demokratik denetime tâbi değil o yüzden belli bir seviyenin üstüne çıkamıyor.

Onun bu tespitleri karşısında şunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Mısır, Krallığa karşı devrimin yapıldığı 1952 yılından bu yana tek partili bir yönetim tarafından yönetiliyor. O günden bu yana sadece üç lider görebilmiş. Tesadüfe bakın ki, ilk iki başkan Türkiye”nin İttihad Terakki”sinin meşhur Cemal ve Enver Paşalarının isimlerini taşıyordu.

Esas soru şu: Türkiye çok partili hayata geçmemiş olsaydı acaba bugün kaç lider görmüş olurdu ve o takdirde anayasası, siyasi sistemi, şehirleri, sokakları, caddeleri ve trafiği ne durumda olurdu?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: