Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kadıya mülk kılınan yargı sistemi

Deniz Baykal yargıya dokunulmadığı sürece her türlü anayasa değişikliğine destek verebileceğini açıklamış. Oysa herkes artık biliyor ki yargı sistemine dokunmayan bir anayasa değişikliğinin hiçbir değeri veya etkisi olmayacaktır.

Yargı Türkiye”de ne yazık ki mahkemeyi kadısına mülk haline getiren bir sisteme dayanıyor. Demokratikleşme sürecinde atılan her adım vesilesiyle yargının nasıl bir keyfiliğe dayalı olarak teessüs etmiş olduğu ortaya çıkıyor. Şimdiye kadar fazla görünür olmayan yargı sistemindeki tuhaflıklar süreç içinde göze batarcasına açığa çıkıyor. Bir arazı temizliğinin sonunda ortada dokunulamayan, ama durduğu yere de hiç yakışmayan çarpık bir yapılanma olarak göze çarpıyor.

Anayasa Mahkemesi”nin yapılanmasının nasıl bir tuhaflık taşıdığı daha önce birçok olay vesilesiyle görülmüştü, ama 367 krizinde veya Anayasanın 10. ve 42. maddelerinin değiştirilmesine itiraz eden CHP”lilerin başvurusu üzerine sergilediği tutum dolayısıyla demokrasi için ne kadar büyük bir risk kaynağı olduğu görüldü. Sadece şekil bakımından ele almakla yetkili olabildiği anayasa değişikliğini kendi kendine ürettiği bir yetkiyle, yasaların kendisine asla tanımadığı bir yetkiyle, esastan görüştü ve değişikliği iptal edebildi.

Aynı kendi kendine yetki ihdasını, katsayı düzenlemesi dolayısıyla Danıştay da yapmıştı.

HSYK”nin ise daha önce Sacid Kayasu ve Şemdinli Davası savcısı Ferhat Sarıkaya için verdiği ihraç kararları vesilesiyle kaydedilen ve zaten hiç de parlak olmayan yapılanışı özellikle son hakim ve savcılar kararnamesi dolayısıyla iyice açığa çıktı. Ergenekon ve KCK gibi derin devlet davalarına bakan savcıların yerlerinin değiştirilmesi hususunda sergilenen ısrarlı tutum dolayısıyla kurul çalışmaları aksamış ve sonunda Ergenekon savcılarının yerinde kalması bakanın dirayetli tutumu sayesinde mümkün olabilmişti. Ancak HSYK”nın bu konularda benzer bir tutumu sürekli olarak sergileme temayülü açığa çıkmış olsa da ona karşı alınabilecek yasal hiçbir tedbir imkanının da bulunmadığı ortaya çıkmıştı.

Siyasete karşı alabildiğine serbest ve bağımsız olan hakim ve savcılar HSYK”ya karşı hiç de vicdanlarıyla hür ve bağımsız değiller. Yargı mensuplarına doğrudan baskı ve müdahale edebilen kurum siyaset değil, aksine bu kurulun keyfi müdahalelerine karşı hakim ve savcıları koruyabilecek hiçbir mekanizma yokmuş; bu durum açık ve seçik bir biçimde ortaya çıkmış oldu. Bu durum aynı zamanda yıllardır birçok kritik faili meçhul davada neden bir arpa boyu yol gidilmiyor olduğunu da açıklayan bir manzara koyuyor ortaya.

Yarın itibariyle cinayetinin yıldönümü üzerinden üç yıl geçmiş olacak olan Hrant Dink”in ölmeden önce yargılandığı davalarda yaşanan bütün tuhaflıklar yargı sistemindeki bu karanlık noktalarla mümkün olabiliyordu. Siyasetin elinde bir müdahale imkanı olsaydı en azından Türkiye”yi ele güne rezil eden bu davaya zamanında el koymaktan geri durulmazdı, belki bu dava özelinde fena olmazdı ama tabii ki özlenecek tablo asla bu olamazdı. Özlenecek tablo hakimlerin gerçekten sadece siyasete karşı değil bilhassa kendi sicil kayıtlarını tutup kendileri hakkında hiçbir şekilde denetlenemeyen kararları alabilen HSYK”dan da bağımsız olabilmeleridir.

HSYK”nın yapılanışındaki tuhaflık bu kadarla kalsa yine iyi. Oysa Kurul”un yapılanışı, üyelerinin seçim tarzı dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde rastlanmayan türden bir kapalı cemaat yapılanması gibi çalışıyor. Sonuçta HSYK”nın üyeleri Danıştay ve Yargıtay üyeleri arasından seçiliyor ama bu iki kurumun da bütün üyelerini sadece 7 kişiden oluşan bu kurul seçiyor. Ortaya böylece çok garip bir dar alanda paslaşma rejimi çıkıyor. Mehtap TV”de Tersi ve Yüzü programında emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek”in dediği gibi yargı Danıştay, Yargıtay ve HSYK arasında bir üçlü voleybol gibi işliyor. HSYK”nın savcı ve hakimlerin tayin ve terfileri konusunda verdiği kararlar nihaidir ve yargıya kapalıdır. Üstelik bu kararlarında hesap vermek, gerekçe belirtmek gibi bir mecburiyetleri de bulunmuyor. Adalet bakanı ve müsteşarı dışında sadece beş kişide toplanan bu kadar çok yetki Türkiye”deki yargı sisteminin bütün ağırlığını üzerinde taşıyor. Bu kadar ağır bir yük beş kişi için gerçekten fazla değil mi?

Mevzu gerçekten bugün için yargının CHP”nin arka bahçesi gibi çalışıyor olmasından daha önemli, teknik boyutlar taşıyan bir sorundur. Bugün için Yargının bu haliyle Türkiye”nin ufkunda görünen büyük değişim ve gelişimi taşıyıp taşıyamaması sorunudur. Hiçbir şekilde denetlenemeyen ve sorgulanamayan bu kadar çok yetki taşıyan bir kurum sadece keyfilik üretir ve keyfilik Osmanlı”dan beri Türkiye hukukunun en önemli sorunu olagelmiştir.

Görünen ufuk basitçe şu veya bu adamlarla uğraşma, şu veya bu adamları tasfiye etme meselesi değildir. Bu kadar yetkiyi kim elinde bulundurursa bozulur, bilhassa seçimle oluşmayan bürokratik mekanizmalarda bu kadar güç temerküzünü hiçbir sistem kaldırmaz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: