Prof. Dr. Yasin AKTAY

İyi insanlar

Mevla insanı en iyi kıvamda, en iyi şekilde, ahseni takvim kalitesinde yaratmış. Ama aynı insana yaratılmışların en aşağısına kadar alçalabilecek bir kuvve de vermiş. İnsanoğlunun yaratılışındaki bu yüksek kıvama rağmen zaman zaman sergilediği alçaklık da hayret ve dehşet içinde bırakıyor.


Bu hayret ve dehşet giderek insan hakkındaki genel algıyı daha fazla belirliyor. Dehşet içinde bırakan insanlık hallerinin çokluğu insanlığa dair umutları tüketme noktasına getiriyor. “Nerede kaldı şu ahseni takvim?” diyecek hale geliyorsunuz.

Aslında kötü örneklerin daha fazla olması, biraz da kötülükleri konuşmaya insanların daha fazla meyilli olmasından.İnsanlar iyilikleri fazla konuşmaya meyyal değil. Bir kötülüğü gördüklerinde, hatta bir kötülük ihtimali hissettiklerinde veya bir kötülük haberi aldıklarında bunu yaymaya daha yatkın oluyorlar. Oysa söze gelen, başa da geliyor.Dile gelenin mutlaka bir etkisi oluyor. Bir kötülüğü, kötülemek için bile olsa çok dile getirdiğinizde o sözün gerçekliği etkilemesi, kendi gerçekliğini inşa etmesi de kaçınılmaz oluyor.

Yuhanna İncili “Başlangıçta söz vardı” diye başlar. Bu sözün sözler içinde ayrı bir yeri vardır. Kastedilen “Söz” bizatihi Tanrı’nın kendisidir. Bizim ilahiyatımızla bağdaştırılması elbette biraz sıkıntılıdır ama yabana da atılmamıştır. Sözün ilahi bir etkisi vardır. Gerçekliği inşa eden, belirleyen, alemler kuran bir boyutu vardır.

Yaşadığımız hayatın siyasi boyutunda, mesela, kötülükleri konuşmayı ne kadar sevdiğimizi fark etmiyor muyuz? Birilerinin kötülüğünün insanlarda nasıl bir toplumsal şehveti tahrik ettiğini görmüyor muyuz? İnsanlar sadece kötülüğe lanet okumak, onu daha da kötüleyip hayattan kovmak için mi dillerine doluyor sanıyorsunuz?Kötülüklerden sözetme biçimi de bir tür kötülüğe katılma ayini, şeklinde cereyan etmiyor mu? Neticesinde kötülüğü daha da yayıp normalleştirme etkisi yapmıyor mu?

Birilerinin hırsızlıkları, yolsuzlukları, siyasi çakallıkları, görevinin ehli olup olmaması, ahlaki zaafları ile ilgili haberlere kabarttığmız kulaklarımız o kadar kirleniyor ki, dünya bundan ibaret zannetmeye başlıyoruz. Hep aşağıların aşağılarında kalıyor seyr-ü seferlerimiz.

Oysa dünyada iyiler de var, iyilikler de. Bir çoğu fazla söze gelmediği için, haber olmadığı için, duyanlarda da hiçbir şehveti uyandırmadığı için bunu yayma motivasyonu oluşturmayan şahane tablolar… Hayatını başkaları uğruna ortaya koyan Libyalı Abdülazim’in örneği medyamızda doğru dürüst yer almadı bile. Oysa günlerce gündemimizde başka bir olay daha olmamalıydı. Belki bu iyi örnek üzerine sarfedilecek ve çoğaltılacak söz üzerinden daha iyi bir dünyaya daha geniş pencereler açabilirdik.

Biz o pencereleri açmaya çalışmaktan vazgeçmeyelim. İyilikleri konuşalım. Bırakalım, kim kiminle ne cürümler işlemiş, ne çalmış ne kem sözler söylemiş, kim görevinin ehliymiş kim değilmiş diyerek yavaş yavaş bizi tüketen, bizi kirleten, dünyamızı daha da derinlere gark eden sözleri.

Mesela bugün Türkiye’nin Suriye sınırında açılmış kamplara sığınmak zorunda kalmış insanlara yardım etmeye kendini adamış insanların kocaman yüreklerinde açılan cennet bahçelerini görmeye davet ediyorum.

Evvelki gün Azez ve Afrin’de IHH’nın açmış olduğu ve içinde 200 binden fazla mültecinin barındığı kampları ziyaret ettik. İnsanın insana yapabileceği en büyük kötülüklerin bir sonucu olarak orada yurtlarından, babalarından, analarından, eşlerinden çocuklarından koparılmış yüreği yaralı insanların barındığı kamplar.

Ama yine orada, bu zulüm karşısında elinden geleni yaparak, bu duruma düşmüş insanlara yardım etmeye kendini adayan, böylece insanlığın en yüksek seviyelerini sergilemekte olan insani yardım kahramanlarını görebiliyorsunuz.

Aslında işin tabiatı tam da bu değil midir? Kötülüğün en dipte olduğu bir yerde iyiliğin en yüksek seviyesini sergileme imkanı da doğuyor. Kötülük ve iyilik en yüksek ve en dip seviyeleriyle birbirine çok yakın yerdedirler.

Suriye’de İHH’nın Fırat Kalkanı ve Zeytin dalı operasyonlarından çok öncesinden de kurmuş olduğu kamplar bugün Türk Silahlı Kuvvetleri ve ÖSO’nun sağladığı güvenlik alanı içinde ve AFAD’ın genel koordinatörlüğü altında müthiş bir disiplin, düzen ve en üst düzeyde kendisini hissettiren bir gönüllükle 200 bin mülteciye hizmet veriyor.

Bu faaliyetlerin eninde, sonunda, iyilik arzusundan başka hiçbir şey hissetmiyorsunuz, ne bir siyasi hesap, ne ileriye dönük bir kariyer planlaması, ne de birilerine duyulan öfkenin hesabını görme arzusu. Başı okşanacak bir yetim var, ihtiyacı giderilecek bir insan var, gözyaşı dindirilecek, teselli edilecek bir insan yavrusu var. O an dünyayı durdurmaya değer. Durduruyorlar ve yapmaları gerekeni yapıyorlar.

Hepsi birbirinden pırıl pırıl gençlerin adeta başka dünyalardan koparak sadece insani yardım faaliyetine odaklanmış faaliyetlerinden çok daha farklı bir dünyanın mümkün olduğunu aynel yakin görüyorsunuz.

Ziyaretimizde “hem saçlara hem kalplere örgü” başlığı altında bir etkinlik yapılmış. 2-7 yaş arası kız çocuklarına yönelik, görünürde basit bir faaliyet. Türkiye’nin her yanından gelmiş gönüllü kuaförler, Azez’de bulunan Siccu ve Şemmarin kamplarında yaşayan çoğu yetim 2 bin kız çocuğunun saçlarını taradı, kuaförlük yaptı, ördü, tokasını taktı ve kendisine hediyeler verdi.

Müthiş etkileyici bir faaliyet. Bir yetimin başını okşamak, Rasuli Zişan efendimizin sevapların en yücelerinden diye bahsettiği bir eylem. O yetimin başına o şefkatle, o merhametle dokunuşunuzla dünyanın en devrimci işini yaptığınıza temin edebilirim.

Aman Allah’ım, küçücük gövde dünyanın derdini nasıl yüklenmiş. Küçücük yaşında evlerinin üzerine yağan bombalarla yıkılmış evlerinin enkazında annelerinin, babalarının, kardeşlerinin ölümünü görmüş, dünyanın bütün ışıklarının söndüğüne şahit olmuş o mahzun gözler bir baş okşamasıyla herşeyi unutup başka bir hayat ihtimalini görebilir mi?

Görmese de, o başı okşayanların kalbine dokunan bir iyilik oluyor ve hiç endişe etmeyin.

Faaliyeti organize eden İHH’nın insani yardım gönüllülerinden Tülay Gökçimen’in her bir çocuğu kendi çocuğu gibi sevmesi, okşaması, kucaklaması yok mu? Türkiye’nin her yanından gönüllüleri organize edip getirip bu mazlum yüreklere dokundurması yok mu?

Emin olun dünyayı bu dokunuşlar değiştirecek.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: