Prof. Dr. Yasin AKTAY

İstanbul”dan dünyaya adalet mesajı

Son yazımda bahsettiğim gibi İstanbul Küresel Forumu”nun adalet üzerine toplantısı İstanbul Kongre Merkezinde yoğun bir katılım ve her bakımdan titiz bir çalışmanın sonucunda gerçekleşti. Başbakanlık Kamu Driplomasisi ile SETA Vafkı”nın son derece titiz ve özenli çalışmasıyla gerçekleşen toplantıda adaletin küresel düzen ve uluslararası hukuk, sanat, tarih, din, özgürlük, Avrupamerkezcilik, Afrika, Arap Uyanışı, Suriye ve Türkiye bağlamları konuşuldu. Bütün bu temalar aslında mevcut dünyanın bütün boyutlarıyla sorgulanması anlamına geliyor.

Yine daha önce de dediğim gibi adalet aslında dünyaya dair söyleyecek sözü olanların en önemli kalkış noktası. AK Parti”nin on yılı geride bıraktığı iktidar süresince kalkınma boyutuyla daha fazla temayüz etmiş olduğu bir gerçek.

Doğrusu yine de adalet alanını ihmal ettiğini söylemek büyük haksızlık olur. Ekonomik büyüme ve kalkınma sadece büyüme ve kalkınmadan ibaret değil tabi, bunların nasıl sağlandığı ve sosyo-ekonomik adalet açısından ne tür sonuçları olduğu da önemli. Türkiye”nin kendine özgü ekonomik kalkınma yolunda sosyal devlet uygulamalarının da paralel gelişimi neredeyse Türkiye modelinin özelliklerinden biri. O yüzden, ekonomik kalkınma sosyal adalet ihtimaline uzaklaştırmak yerine daha fazla yaklaştırıyor. Milli gelirin artışı, refah seviyesinin yükselişi ve bundan çok daha fazla insanın faydalanacak hale gelmiş olması, bunun sağlık, eğitim ve konut alanındaki yansımaları veya hayat standardının yükselmesi aynı zamanda ekonomik adalet alanındaki performansı da ifade ediyor.

Adaleti hatırlatan, adalete çağıran söylemler aslında muhalefete özgü söylemler. İktidardaki bir partinin adalete vurgu yapıyor olması yine Türkiye”nin halen kendine özgü çizgisinin bir ifadesi galiba. Bunda AK Parti”nin kurulduğunda muhalefette olması kadar iktidarda bulunduğu süre içinde de vesayetçi statükoya karşı fiilen muhalefet rolünü yürütmüş olmasının da önemli bir payı var.

AK Parti belki de 2010 yılının 12 Eylül”üne kadar meşru derin iktidara muhalefet etmeye devam etmek zorunda kaldı. Bu zorunluluktan çekinmedi. Kürt sorununun adını bu derin iktidara muhalefetle koydu ve sistemin paradigmasını değiştirdi. Bugün halen yapılması gereken, yapılacak çok şey varsa da bu saatten sonnra Kürt sorunu alanında yapılacak her şey yapılmış olanlar karşısında teferruat sayılmalıdır. İnkara ve görmezden gelmeye dayalı paradigma değiştikten sonra geriye sadece tartışmak kalıyor.

Bu arada faili meçhuller, darbeler, bu darbelerin örtbas ettiği bütün ekonomik ve siyasal yolsuzluklar da herkesin bildiği bir gizli iktidarın koruması altındaydı ve bunlara karşı da muhalif bir söylemle mücadele edildi.

Bu esnada yargı alanında, anayasa konusunda veya derin vesayetçi unsurlara karşı gerçekleştirdiği mücadele ve reformlarla adalet iddiasının altını güçlü bir biçimde doldurdu.

Adalet adına kuşkusuz her zaman yapılacak daha çok şey var. Buna dair bir farkındalık geliştirmenin kendisi başlıbaşına önemli bir iş. Oysa adalet konusu yeterince tartışılmıyor. Yapılan işler adalet kavramı veya değeri açısından anlamlandırılmaya çalışılmıyor.

Diğer yandan kendi ülkesinde artık kelimenin tam anlamıyla iktidar olan AK Parti”nin bir muhalefet söylemi olarak adaleti İstanbul”dan bütün dünyanın gündemine getirmesi apayrı bir anlam taşıyor. Bugün dünyanın bozuk düzenine karşı Türkiye”nin başını çektiği bir muhalefet var.

Bu çabadan dolayı bildik birileri Türkiye”yi gelişmiş dünyanın safında yer alan çabalar yerine madun dünyayla fazla haşir neşir olmak dolayısıyla yine bir eksen kayması suçlamasıyla eleştirecektir. Eleştirmese şaşarız zaten. Ama Türkiye”nin o dünyaya öncülük etmesi mukadder ve tarihi bir sorumluluk artık.

Dünyanın Avrupa-merkezli bir yapılanması adil değil ve çok zalimane sonuçlar üretiyor. Buna karşı dünyanın ademi merkezileştirilmesi gerekiyor.

Dünya tarihi diye dünyanın her tarfında insanlar yine Avurpa”nın tarihini okumak zorunda bırakılıyorlar. Dünyanın Avrupa-merkezli tarihi adil bir tarih değil, bu tarihin yeniden yazılması gerekiyor.

BM Güvenlik Konseyi”nde 5 daimi üyenin veto imtiyazına sahip olmaları da hiç adil değil ve yine dünyadaki bir çok katliam, zulüm, haksızlık bu beşinden birinin çıkarıyla uyumlu olduğunda bu adaletsizliği gidermenin hiç bir yolu olmuyor. Bu da hiç adil olmayan durumlara yol açıyor. Buna şiddetle itiraz etmek gerekiyor.

Ayrıca dünyanın bütün kaynakları dünyanın merkezi sayılan o Batı tarafından sömürülmekte, yeryüzünün tabii kaynakları o “birinci dünya” tarafından tarumar edilmektedir. Bu adaletsizliğe de bir dur demek gerekiyor. Bütün bu konular İstanbul Küresel Forumu”nda adalet başlığı altında ele alınan konulardan sadece bir kaç tanesi.

Dünyanın her tarafından son derece seçkin entelektüel ve siyasetçilerin katıldığı İstanbul”daki toplantıda tam bir fikir şöleni gibi gerçekleşirken, adalet söyleminin ne kadar velud ve ne kadar içerimli bir kavram olduğu da ortaya konuldu. Bundan sonra adalet üzerine daha fazla durulmasını umuyorum..

Yeri gelmişken önümüzdeki yıl (Nisan ayında) Kahire Üniversitesi ve Stratejik Düşünce Enstitüsü olarak üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresinin ana başlığının da önceden Adalet olarak belirlenmiş olduğunu haber verelim.

Dünya Küresel Forumu çok hayırlı bir girişim. Davos toplantılarına benzer, ona muadil bir girişim. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ve SETA Vakfı”na bu güzel organizasyonu yüzlerinin akıyla gerçekleştirdikleri için teşekkür ve tebriklerimi iletmek istiyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: