Prof. Dr. Yasin AKTAY

İsrail”in profesyonel terörü

“Hamas, adam kaçırmalarla yeni bir silah kullanmaya karar verdiyse ona bu konuda ne kadar profesyonel olduğumuzu gösteririz” diyor, İsrail Altyapı Bakanı Binyamin Ben Eliezer, tam bir merd-i Kıptî pervasızlığıyla. Ardından İsrail esir alınmış bir askerini kurtarma adına, beş gün önce Gazze’ye doğru savaş makinesini harekete geçirerek Filistin halkının seçilmiş 24 milletvekili ile 8 bakanının da aralarında bulunduğu altmışın üstünde üst düzey yetkilisini kaçırarak boşa konuşmadığını da gösteriyor.

Terör eylemlerinin bir formatı olarak “adam kaçırma” konusundaki profesyonelliğiyle göstere göstere övünebilme imtiyazı bu dünyada herhalde sadece İsrail hükümetine ait. Başka ülkelerden bu tür gayr-ı nizamî harp usullerine başvurabilen olsa da bunu bu kadar uluorta yapabilen, ve sorumluluğunu iftiharla üstlenebilen ülke yok. Olamaz.

Terör konusundaki profesyonelliğine, doğrusu kimsenin söz diyeceği yoktur İsrail’in. O terörün her zaman en şiddetlisini, en gözü karasını, en tahribatlısını ve gaddarcasını yapmıştır. Kendini bununla kanıtlama iddiasına girişmesi ise aslında çok tuhaf. Bu konuda zaten kimse eline su dökemez.

1972 Münih Olimpiyatlarında kendilerini Kara Eylül olarak tanıtan bir grup Filistinlinin eylemi meşhurdur. Bu olaya müdahale eden Alman polisi zaten hem rehineleri hem de Filistinlilerin çoğunu öldürmüştü. Buna rağmen İsrail, Mossad ajanlarını bu rehine olayına karıştığını düşündüğü 11 ismi suikast yoluyla öldürmek üzere görevlendirir. Bu isimlerin hepsi olmasa bile, çoğu başka ülkelerde Mossad ajanlarının terör saldırıları sonucu öldürülürler. Ünlü Yahudi yönetmen Steven Spielberg’in 2005 yılında gösterime giren Münih filmi İsrail devletinin bu olay vesilesiyle başvurduğu terörü çok çarpıcı bir biçimde anlatıyor. İsrail’in şiddeti bir hukuku temin etmek veya kendi vatandaşının hayatını ve saygınlığını korumaktan ziyade, açıkça ırkçı bir gurura tabi kıldığı görülüyor.

Aslında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının amacının Filistinlilerce kaçırılan askerini kurtarmak olmadığı çok açık; operasyonlara başlarken kaçırılan askeri çoktan gözden çıkarmış olduğu da. O askerin hayatının İsrail devleti için hiçbir önemi olmadığı anlaşılıyor. İsrail ilkel bir gurur gösterisinde. Baldırı çıplak bıraktığı çocukların boyun eğmeyen, meydan okuyan tutumunu hazmedemiyor İsrail. Öfkeden gözü kararmış bir halde, onlara, nelere kadir olduğunu göstermeye çalışıyor. Gösterdikçe daha da küçülüyor. Onunla beraber ona bu fırsatı tanıyan dünyanın güçlü devletleri küçülüyor. Onunla beraber asırlarca Yahudilere karşı sergiledikleri vahşi anti-semitist sapkınlığa bir kefaret ödemek adına yine semitik ırkın diğer çocukları olan Filistinlilere aynı zulmü reva görerek bir vatan bahşeden Avrupa’nın o müthiş değerleri kayıp gidiyor. Avrupa anti-semitizmden hiçbir zaman vazgeçmedi. Bugün anti-semitizm Filistinlilere yönelmiş bir lakaytlığa dönüşmüş durumda.

İsrail devletinin ne kuruluşu ne de şu ana kadarki varlığı ve icraatı hiçbir erdeme dayanmıyor. O yüzden, bizzat kendi terörünün sonucu olarak ortaya çıkan her duruma hiç de mütenasip olmayan bir misillemeyle, bir intikam şovuyla karşılık veriyor.

Devletin temeli adalettir. İsrail’in şiddetinin dozunu ayarlayacak hiçbir adalet ölçüsü yok. 2500 yıllık bir gelenekten daha bilge ve daha erdemli bir yaklaşım beklenirdi, değil mi? Ama hayır, O gelenekten bugünkü İsrail’in payına nereye kusacağı belli olmayan kin, nefret ve intikam duygularından başka bir şey kalmamış. Taş atan çocuklara mermi atarak, tankın önünde duran direnişçinin üzerine yürüyüp ezerek; sabah namazından dönen, tekerlekli sandalyedeki bir ihtiyarın üzerine savaş helikopterleri sürüp tam isabet bombalayarak dünyaya gösterme fırsatı bulduğu gücüyle histerik bir zafer gururuna kapılabiliyor. Taştan ve kendi bedeninden başka silahları olmayan Filistinli çocukların yapabildiklerinin “çok daha profesyonelcesini” yapabildiğini göstermenin sevinciyle avunuyor.

ABD İsrail’in uyguladığı terörü “meşru savunma hakkı” çerçevesinde görerek tebrik ediyor. Arap ülkeleri İsrail politikalarına uygun olarak Filistin’i ve sorununu Hamas’tan arındırılmış olarak sevmeye devam ediyorlar. Filistin halkının da Arap ülkelerinden hiçbir beklentisi kalmamış. Arap ülkelerinin şu aşamada Olup bitenlere seyirci kalmaktan başka bir varlık iddiaları yok zaten.

Bu rejimlerin hepsi varlıklarını İsrail’i de mümkün kılan güçlere borçlu hissediyor. Esasen İsrail terörüne sessiz kalan herkes, demokrasiyi bu rehin alınmış şartlarda benimseyen herkes, bu güç gösterisinin, bu meydan okumanın talep ettiği biatı vermiş oluyor. Türkiye de bu meydan okumanın hedefi olmaktan muaf değildir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: