Prof. Dr. Yasin AKTAY

İsrail”in güvenliği ve Kudüs

İsrail”de din ile ulusal kimlik iç içe geçmiş olduğu için din ve devletin ayrıldığı net sınırlar yok. Anayasa çalışmaları bile yıllar önce sadece devletin dinsel misyonu ile milli misyonu birbirinden ayrıştırılamadığı için askıya alınmış.

Modern dünyada bir İsrail ulusunun varlığının tek referansı kutsal kitaplar ve geleneklerdir. Etyopya”dan, Irak”tan Azerbeycan”dan Avrupa”nın hemen her yerinden toplanıp buraya gelen insanların ulusal kimliğini etnik bir kökene dayandırmak çok zor. Etyopyalı bir Yahudi ile Polonyalı bir Yahudi arasında hangi etnik bağ olabilir? İsrailoğullarından gelmeyen birinin Yahudi olamaması genel kabulüne rağmen, İsrail ırkının da hiçbir safiyetinin kalmamış olduğu ayrı bir gerçektir. O yüzden İsrail”de ortaya çıkan ulus yapısının çoktan Semitik özünü kaybetmiş olduğu bile söylenebilir. Yani istese bile İsrail bugün millet tanımını dinsel olmayan, etnik veya laik bir temel üzerine oturtamaz.

Kamusal alanda dinin kuralları geçerlidir İsrail”de. Hizmet veren veya hizmet alan statüsü ayırt edilmeksizin, kamusal alanlarda erkeklerin büyük çoğunluğu ya kipa veya farklı mezheplerine göre daha belirgin dinsel kıyafetlerini giymektedirler. Kendilerini liberal-laik Yahudi olarak niteleyenlerin bile önemli bir kısmı kamusal alanda kipalarıyla yer alıyor. Evli kadınların da yine önemli bir kısmı türban, ama kelimenin tam anlamıyla, yani boynu açıkta bırakan tarzda bir örtü olarak türban takıyor.

Dinin kamusal alandaki geçerliliği tabii ki bununla da sınırlı değil. Kamuya açık yerlerde gıda satışları kosher, yani Yahudi şeraitine göre “helal” sertifikalı olarak gerçekleştirilmek zorunda. Kosher standartları Müslümanların Helal standartlarından da çok daha ağır şartlar içeriyor. Şabat uygulaması ise zaten kamusal alanın dinin kurallarına göre düzenlenişinin en uç örneklerinden biri.

Bugün İsrail”in Kudüs üzerinde uyguladığı tasarruf Müslüman halklarla ve tabii ki Filistin halkıyla en ciddi gerilim alanlarından birisidir. Hal böyle iken İsrail”in bu konudaki tasarruflarının hemen hepsinin tek gerekçesi İsrail”in benimsediği Yahudi itikatları veya o itikatların İsrail”ce özel yorumudur. Bütün Müslüman dünyasının tepkisini çektiği halde Mescid-i Aksa”nın hemen dibinde yürütülen kazı çalışmaları ile Tevrat”ın işaret ettiği tapınağın izleri, tekrar inşa edilmek üzere bulunmaya çalışılmaktadır. Bunun Mescid-i Aksa”yı olduğu gibi bırakması hiçbir hesapta muhtemel gözükmüyor.

İsrail ve “Barış süreci” üzerine yazdığım son yazı üzerine yazıştığımız Denis Ojalvo isimli bir okuyucum Kudüs için Ayasofya tarzı bir yöntem öneriyor. “Konuya müdahil tarafların Kudüs Eski şehrinin “Kimin için daha kutsal?” olduğu konusunda kavga edeceklerine, bu şehrin tüm tarihi geçmişine saygı duyup herkesin her yeri serbestçe ziyaret edip ibadet edebilmesine açık olmasını” savunuyor Ojalvo.

“Nitekim, El Aksa Camii, Beyt-ül-Makdis”in orta yerine boşuna veya tesadüfen değil, bir İslam peygamberi olarak da addedilen İsrail Kralı Hazret-i Süleyman”ın inşa ettirdiği mabede hürmeten inşa edildi. Dolayısıyla bu nispeten yeni binanın da Yahudilerin ve Hıristiyanların hürmetine mazhar olması gerekir. Taraflar karşılıklı olarak bu iki yalın gerçeği kabul ettiklerinde, Yahudilerle Araplar, Müslümanlarla Museviler arasındaki çekişme sona erebilecektir.”

Ayasofya”nın bugünkü statüsüne tam olarak denk düşmese de bu itiraz edilemeyecek bir öneridir. Zaten Osmanlı ve daha önceki İslam yönetimleri altında Kudüs”ün statüsü bundan farklı değildi ki. Sorun, şu anda böyle olmaması ve bunun Kudüs üzerinde sürekli olarak tek taraflı tasarruflarda bulunmakta olan ve gelecek için açık niyetleri olan İsrail”in işgali altında bunun gerçekleştirilmesinin kesinleşmiş olan olanaksızlığıdır. İsrail bugünkü haliyle Kudüs”e böyle bir statü kazandıramayacak durumdadır.

Mescid-i Aksa”nın bugün serbestçe ziyaret edilebildiğini örnek göstererek Müslümanların başına kakabilecek durumda değil İsrail.

1. Mescid-i Aksa”ya ancak İsrail askerinin yoğun kontrolü altında girilebiliyor.

2. Mescidin akıbetini sürekli tehdit eden kazı çalışmaları ve bu çalışmaların içerdiği planlar İsrail”in Kudüs üzerinde bir tasarruf tekelini korumaya çalıştığını gösteriyor.

3. Daha da önemlisi İsrail Kudüs etrafında sürekli Yahudi yerleşim yerleri oluşturarak Kudüs”ü münhasıran bir Yahudi şehri haline getirmeye çalışmakta, bunu yaptıktan sonra da şehrin sadece Yahudi kesimini korumaya odaklanmış aşırı bir güvenlikçi yaklaşımla bu ortak kutsal bölgeyi diğer insanlar için zindan haline getirmeye çalışmaktadır.

Zindan kelimesinin bir de fiziksel karşılığı var. Yeni yerleşim bölgelerini Filistinlilere karşı korumak üzere örülen güvenlik duvarları, örneğin, güvenliği temin edilmesi beklenen yeni yerleşimcilerin etrafına değil, onlara saldırmasından korkulan Filistinlilerin etrafına örülmektedir. Böylece Filistinliler büyük bir toplama kampını andıran bir açık hava hapishanesinin içinde tıkılmış oluyorlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: