Prof. Dr. Yasin AKTAY

İsrail dünya güvenliğinin en büyük tehdidi

Bugün İsrail’in, zaten işgal altındaki Batı Şeria’da yıllardır insanlıkla çatışa çatışa uyguladığı Yahudi yerleşim birimlerini ve Ürdün Vadisi’ni “ilhak” planını tamamlamaya başlamak için ilan ettiği gün. Bu adım, kurulduğu günden beri adım adım genişleterek Filistin’e ait neredeyse nefes alacak alan bırakmayan İsrail’in en pervasız ve en göstere göstere, hiçbir hukuku tanımayarak atmış olacağı bir adım. O yüzden, ABD dışında, normalde İsrail’i her halükarda desteklemeye alışık olduğumuz ülkelerin hiç biri bu adımında İsrail’i desteklemiyor. Hatta yine İsrail yanlısı politikalarına aşina olduğumuz ülkelerin önemli bir kısmı açıkça karşı çıkıyor ve İsrail’i bu adımdan vazgeçmesi için uyarıyor. Üstelik ABD’de bile Trump ve yakın ekibinin dışındakiler de bu ilhak planını ağır bir biçimde eleştiriyor ve bununla artık Ortadoğu’da ABD’nin taraflar arasında herhangi bir barış ve düzen kurucu rolünden vazgeçmiş olacağı uyarısını yapıyor.

Hiç kuşkusuz zaten ABD’nin Filistin, İsrail meseleleri sözkonusu olduğunda, oynadığı rol hiçbir zaman arabulucu bir rol olmadı. Tam tersine her zaman İsrail lehine müzakerelere giren bir taraf gibi davrandı. Tarafsız ve arabulucu gibi davrandığı ve bu rolü kabul gördüğü zamanlarda bile İsrail lehine şike yapmaktan başka bir şey yapmadı. Ama yine de ABD içinde İsrail’in bu akıllara, izanlara, vicdanlara, hukuka durgunluk veren bu ilhak planının mantığını içlerine sindiremeyen geniş bir kitlenin var olduğu görülüyor. Demokratlar içinde İsrail yanlısı eğilimler Cumhuriyetçiler arasında olduğundan daha zayıf sayılmaz. İsrail her iki büyük partinin en hassas konusudur. Buna rağmen İsrail’in bugün devreye sokmaya çalıştığı ilhak planının savunulabilir, desteklenebilir hiçbir tarafı görülmüyor.

Yıllardır Filistinlilere ait topraklarda oluşturduğu Yahudi yerleşim birimleriyle sadece bazı bölgeleri adım adım işgal etmiş olmuyor, işgal ettiği yerlerde yaşayan Filistinlileri de kendi kaçak yerleşim yerlerine tehdit olarak gördüğü için onların etrafına duvar örüyor. Böylece ilginç ve insanlık dışı bir güvenlik duvarı uygulaması çıkıyor ortaya. Duvar, yerleşim yerlerinin etrafına değil, onların komşu olduğu Filistinlilerin etrafına örülerek onlara bırakılan alan adeta bir toplama kampına dönüştürülüyor. Başlıbaşına bu bile yeterince insanlık dışı bir uygulama, ama İsrail şimdi bununla da yetinmiyor ve Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan bu Filistin bölgelerinin kendi kaçak-işgal yerleşim yerlerine oluşturduğu tehdit dolayısıyla tamamen ilhak edilmesini kendine hak görüyor.

Güvenlik kavramı yaşadığımız dünya düzeninin en ikiyüzlü kavramlarından biri. Güvenlik denilince akar sular duruyor, her türlü hukuksuzluğa, insan hakkı ihlaline bir mazeret oluşturuluyor. Oysa bugün bir güvenlik tehdidi varsa bu Filistinlilerden İsraillilere yönelik bir tehdit değil, tam tersidir. İsrail Filistinlileri sürekli olarak tehdit ediyor ve üstelik bu tehdit farazi, sanal değil gerçek bir tehdit. İşte İsrail-Filistin haritalarının, daha geriye gitmeyelim hadi, 1967’den bu yana nasıl şekillendiğine bir bakın. Büyük bir çoğunluğu Filistin’e ait toprakların bu süreç içinde nasıl yavaş yavaş tamamen İsrail rengine boyandığını görüyoruz.

İsrail sadece Filistinlilere değil, bütün dünyaya tehdittir. Filistin topraklarında oynadığı mütecaviz rolünü yakın zamanda Golan’ı ilhakında da gördük. İşgal ettiği bir yeri ilhak etmek için uluslararası planda sadece ABD’nin onaylaması, ses çıkarmaması yetiyor.

İsrail daha önceki bütün barış görüşmelerinde, normalleşme ve sükunet dönemlerinde hiç boş durmadı. Hatta bir yandan görüşmeler yaparken bir yandan da ileride kastı ve niyeti tamamen işgal ve ilhak olan Yahudi yerleşim birimleri açmaya devam etti. Barış görüşmeleri esnasındaki sükuneti kendi işgalini genişletmek için bir fırsat gibi değerlendirmiştir. Bugün de Koronavirüs esnasında bütün insanların kendi dertleriyle meşgul olduğu dönemde, İsrail bir parça daha toprak koparmanın derdinde. Ama bu seferki gerçekten bütün dünyayı çileden çıkaracak türden bir adım.

Öncelikle işgali bir karakter, bir varoluş tarzı olarak benimsemiş olan İsrail için bu gidişatın kendisi için de hiç hayra alamet olmadığını söylememiz gerekiyor. Kendi güvenliğini öne sürerek bu mütecaviz tavrını sürdüren İsrail’e en büyük tehdit yine kendisi olacaktır.

Bir hatırlatma yapalım. Kudüs bundan önce de Haçlılar tarafından işgal edildi. Bu işgal yaklaşık yüz yıl sürdü. İnsanlık tarihinde bu yüzyıl çok uzun değil.

Ne ABD’ye ne AB’ye ne de diğer uluslararası güçlere güvenmesin. Hatta İslam dünyasında uyutarak, satın alarak, tehdit ederek yanına çektiği, susturduğu yöneticilere fazla güvenmesin. O yöneticilerin halklarında bu haksız işgale karşı öfke patlama noktasına gelmiş durumda. Bu politikalarda ısrar ettiğinde kendisini en güvende hissettiği anda bu öfkenin kendisini bulacağı mukadderdir. Tarihte kendini tekrarlayan bir kaderle mukadderdir. Hz. Musa’ya karşı da Firavun sözümona “güvenlik tedbirleri” almıştı. O tedbirlerin İsrailoğulları arasında biriktirdiği hınç onun sonunu getirmişti. Bugün roller değişmiş elbet ama kader aynı ve İsrail kendi sonuna doğru hızla yaklaşıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: