Prof. Dr. Yasin AKTAY

İsrail bir tür Yahudi DEAŞ’ıdır

İnsanlık bilimde, teknikte, akılda ne kadar ilerlemiş olursa olsun ve bütün bu ilerleme siyasette, uluslararası ilişkilerde, stratejik planlara ne kadar yansıtılmış olursa olsun, dünyanın bir yanı binlerce yıl önceki bir zamanda yaşamaya devam ediyor gibi. Üstelik dünyanın sözkonusu yanı tam da bilimsel gelişmenin, aydınlanmanın, teknik gelişmenin ve stratejik aklın da en fazla kaydedildiği merkez.


Bu, aslında bütün sosyolojik analizleri, bütün uluslararası ilişkilere dair teorik yaklaşımları tamamen geçersiz hale getirmeye yetecek bir çelişki..

Sekülerleşme Çağı’na ulaşmış olduğu söylenen yaşadığımız dünyanın şu ortamında medeni alemin en medenisi sayılan ABD’ye dayanarak, ondan aldığı güç ve stratejiyle, İsrail, Ortadoğu’nun kalbinde işgalci olarak bulunduğu toprakları katışıksız bir Yahudi Devleti olarak ilan ediyor, yetmiyor, İsrail’i dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanı olarak ilan ediyor.

Hukukta da yıllardır devam eden anayasa sorununu bir çırpıda hallederek Yahudi Şeriatının referans alınacağını kabul ediyor. Dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı olduğunu ve bu devletin başkentinin de Kudüs olduğunu bütün dünyaya duyuruyor.

Kendi ülkesinde vatandaş olarak yaşamakta olan herkesi ikinci sınıf bir düzeye otomatik olarak indiren bu yasayla birlikte dünyanın farklı ülkelerindeki Yahudilerin sadece Yahudi olma vasıflarıyla İsrail’e gelip yerleşmesi teşvik edilirken Güney Afrika’daki ırkçı Apartheid rejiminden çok daha beter ırkçı-faşist bir rejim, dini temellere dayandırılarak resmiyet kazanmış oluyor.

Neredeyse yüzyıldır sosyal bilimler, dünyada her geçen gün sekülerleşmenin, yani dünyevileşmenin, laikleşmenin giderek daha egemen bir düşünce ve yaşama biçimi olduğu fikrine alternatif tanımıyorlar oysa.

Mesela meşhur sosyolog Charles Taylor yaşadığımız dünyayı niteleyen bir deyim olarak Seküler Çağ isimli hacimli kitabını yayınlayalı çok da olmadı. Bu literatüre baktıktan sonra bir de ABD’nin Ortadoğu ve İsrail politikasına baktığınızda olayların bambaşka zamanlarda, hatta dünyalarda geçtiği izlenimine kapılmamanız mümkün değil.

İsrail Tevrat’ta, Talmud’da yazılan veya yazıldığını düşündüğü bir programı adım adım izlemeye çalışıyor. “Yazıldığını düşündüğü” diyoruz yine, çünkü Siyonizm olarak bilinen ve bugün İsrail’i Yahudi Devleti olarak ilan etmeyi de kapsayan ideolojik hareket, çoğunluk da olsa neticede “bir kısım” Yahudilerin Yahudi Kutsal metinlerinden anladıkları bir şey. Yahudi Kutsal metinlerinin böyle bir ideolojiyi veya politik teolojiyi zorunlu kılmadığını, hatta böyle bir yorumun sapıkça bir zorlama olduğunu düşünenler de var Yahudiler arasında.

Buna biz karar verecek değiliz tabi. Yahudi kutsal metinleri gerçekten böyle bir şey emrediyor mu emretmiyor mu, buna Yahudi olmayanlar karar verecek değil elbet. Hele hakiki Yahudilik nedir ne değildir diye kimsenin hariçten gazel okumasının ne gereği ne de münasebeti var.

Ama bunu yapamasak da bazı Yahudilerin bu yorumunun dünyayı büyük bir huzursuzluğa, teröre, şiddet ortamına soktuğu ve insanlığa zulmettiği gerçeğini görecek gözümüz, duyacak kulağımız, yaşayacak hislerimiz var.. Bu yorumun tarihi bir gericilik olduğunu, kendi zamanının gerilimlerini bütün dünyaya dayatmak suretiyle bütün dünyayı geriye götürdüğüne şahitlik ediyoruz.

Müslümanlar hiç kimseyi kendi zamanlarında yaşamaya zorlamaz. Haddi zatında Müslümanlar Hicreti bir varoluş tarzı olarak benimsemişlerdir. Hicret yaşanan zamanın gereğini yapmaktır, tarihi kendi akışı istikametinde takip etmektir, tarihi geriye döndürmek değil.

Müslümanlar 1400 sene öncesinin şartlarına geri dönme iddiasında olmadıkları gibi bütün insanlara da 1400 sene öncesine dair “bugünden vehmettikleri bazı modelleri dayatmak” çabasında da değillerdir. Müslümanların iddiası ve çabası, İslam’ın çok temel, basit, herkes tarafından uygulanabilecek, herkes için mutlaka faydalı evrensel ilkelerinin bugünün şartlarında uygulanmasıdır: Adalet, özgürlük, insan onuru, kula kulluğun reddi.

Güçlü olanın güçsüz olanı ezdiği, zulmettiği bir dünyanın alternatifi 1400 sene öncesine gitmeyi gerektirmez, her zaman ve her yerde uygulanabilir bir ilkedir bu.

Adalet ilkesi her zaman ve her yerde uygulanabilir, zamanda geriye gitmeyi gerektirmez. Siyonizm ise zamanda geriye gitmeyi gerektiriyor.

İşte bugün ABD’nin açık ve nobran desteğiyle, AB ülkelerininse sessiz desteğiyle İsrail’in yaptığı şey dünyanın bugünkü tarihsel bağlamının, bilimsel, entelektüel ve rasyonel gelişmesinin binlerce yıl gerisine götüren bir uygulama.

İsrail’in çıkardığı yasa metninde “Yahudi” geçen her yere “Müslüman” “Yahudi Şeriatı” geçen her yere de “İslam Şeriatı” koyarak okumayı deneyin. Ortaya çıkan şey tam bir DEAŞ terör devletidir.

Dünya Müslümanlarının neredeyse tamamı DEAŞ’i İslam’ın temel ilkelerine, üslubuna, metinlerine, kültürüne, tarihine aykırı bularak reddettiler. Çünkü İslam Siyonist bir din değildir. İslam’dan çıkan Siyonist yorumun adı DEAŞ’tır.

Tarihi yaşanmışlığı yok sayarak, kültürü, ilmi, hikmeti, arınmayı atlayarak sığ ve bağnaz bir metin okumasıyla tarihsel yaşanmışlığı motomot günümüze veya başka mekanlara taşıyabileceğini iddia etmek Siyonizmin özetidir.

Siyonizm tehlikelidir ve bu tehlikeyi bugün dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD’nin taşıyor olması onu çok daha tehlikeli kılıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: