Prof. Dr. Yasin AKTAY

İslam dünyasında “demokratik toplum ve düşmanları”

Geçtiğimiz hafta içinde İstanbul”da Mısır”daki askeri darbenin bütün boyutlarıyla masaya yatırıldığı ve İslam dünyasında darbelere ve özgürlüklere karşı güçlü bir duyarlılığın ortaya konduğu çok önemli bir toplantı düzenlendi. “Halkların iradesine karşı darbeler karşısında Dünyanın imtihanı” başlığı altında gerçekleşen toplantıyı önemli kılan etkenlerden biri başta devletleri darbeyi açıkça desteklemiş Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden olmak üzere İslam dünyasının her yanından ve her eğilimden geniş bir katılımla gerçekleşmiş olmasıydı.

Müslüman Mütefekkirler Genel Sekreterliği, İslam Parlamenterleri Küresel Forumu ve Başkanlığını Yusuf El-Kardavi”nin yaptığı Dünya İslam Alimleri Birliğinin ortaklaşa düzenlediği toplantıya Cenevre”den İnsan Hakları için Karamah, Londra”dan Cordoba Vakfı ile Türkiye”den Stratejik Düşünce Enstitüsü katkı verdi.

Açılışında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ”ın da bir konuşma yaptığı toplantı dünyanın her yanından üçyüze yakın kişinin katılımıyla ve İslam dünyasında demokrasinin gelişimine, insan hak ve özgürlüklerine karşı tehditlerin değerlendirildiği oturumlarla iki gün sürdü. Mısır, Libya, Tunus, Türkiye ve Malezya tecrübeleri özel olarak masaya yatırıldı. Arap Baharı sürecinin tersine çevrilmesi yönünde eski rejim yanlıları ile uluslar arası işbirlikçileri tarafından yürütülen çabalar karşısında demokratik gelişim lehine eylem ve işbirliği imkânları değerlendirildi.

Darbeler karşısında dünyanın seyirci kalmış olması, hatta birçok ülkenin de isteyerek veya bir tür gerçekçi dış siyaset adına darbeyi tanımış olması toplantının ana temasıydı. Mısır”daki dört dörtlük darbeye dünyanın en demokratik ülkeleri darbe bile demedi. Bu, darbecileri daha da cesaretlendirdi ve darbe başlığı altında yapacakları her şeyin de hoş görüleceği yönünde kendilerinde bir öz güven yarattı. Bu özgüvenle sabah namazını kılan insanlar üzerine dünyanın gözü önünde ateş açarak katliamlar yaptılar. Bekledikleri gibi, veya belki de bildikleri, kendilerine vaat edildiği gibi, buna da sessiz kalındı. Daha da ileriye gittiler. Rabia meydanını dolduran kalabalıklar üzerine yaylım ateşi açarak bir gün içinde bölge tarihinin kaydettiği en vahşi kıyımı yaptılar, dünya bu olaya katliam bile diyemedi, kınayamadı. Darbeciler ihtiyaç duydukları kredinin fazlasını almış saydılar kendilerini. Arkasından yoğun bir tutuklama kampanyası başlattılar. Binlerce insan hiçbir gerekçe göstermeye gerek bile duyulmaksızın tutuklandı. tutuklananların nerede oldukları, neyle suçlandıkları ve ne zaman mahkemeye çıkarılacakları belli bile değil, ama dünyadan bu işlenen cürümlere karşı doğru dürüst bir ses çıkmıyor. Türkiye ve başbakan Erdoğan dışında dünyada bu olup bitenlere güçlü bir sesle itiraz eden yok gibi.

Konferans biraz da bu sessizliğe karşı bir cevap olarak, halkların devletlerinden farklı düşündüklerini ortaya koymak üzere, çoğu, devletleri darbeyi desteklemiş veya darbeye sessiz kalmış ülkelerin sivil toplum kuruluşları veya parlamenterleri tarafından organize edilmiş oldu.

Toplantı Müslüman halkların kendi iradelerine sahip çıkması adına ortaya konulmuş çok önemli, tarihi bir girişim niteliği taşıyor. Toplantıda tartışılanların ayrıntılarına girmek için fazla yerim kalmadı ancak öncelikle toplantının başlığı dolayısıyla altını çizmem gereken bir nokta şu: Yıllardır İslam ve demokrasi başlığı altında sergilenen sorgulayıcı tavra karşı Müslüman kesimlerin bir çoğundaki apolojist tutumdan artık eser kalmamış durumda.

Aslında konferansın bir ay önce başlayan hazırlık aşamalarında SDE adına bu toplantı için şahsen önerdiğim başlık İslam dünyasında “demokratik toplum ve düşmanları” idi. Karl Popper”ın meşhur kitabının başlığını andırsa da, bununla Müslüman toplumlarda demokrasinin gerçek düşmanlarının asla Müslümanlar olmadığını, hatta garip bir biçimde demokrasi ile İslam”ın uyuşmaz olduğunu ispatlamaya çalışanların, İslam dünyasında demokrasinin gelişmesi için çalışan faal aktörlerin ta kendisi olduğunu kast ediyordum. Gerçekten de bugün tablo çok ilginç bir biçimde netleşmiştir. Gerek Mısır”da gerek Tunus”ta hatta gerekse Türkiye”de, demokratikleşmenin gerçek dinamiğini İslami dünya görüşüne sahip insanlar oluştururken, batılı laikçi veya liberal geçinenler darbeciliği siyasi bir kültür ve alışkanlık haline getirmiş durumda. 28 Şubat postmodern darbesinin en önemli çalışma grubunun “Batı” vasıflı olduğunu hatırlatmaya gerek bile yok.

İkinci bir nokta toplantıyla birlikte ortaya çıkan Selefiler gerçeği. Mısır”da herkes Selefilerin darbeye destek vermiş olduğu düşüncesine veya algısına sahiptir. Bu algı Nur Partisinin darbenin yanında yer almış olması dolayısıyla haksız da sayılmaz. Oysa darbe karşıtı ve meşruiyet yanlısı bu toplantıya sadece Mısır”dan beş Selefi parti genel başkan düzeyinde, ikisi de genel başkan yardımcısı düzeyinde katıldı. Hepsi de yaratılan bu algıdan dolayı çok muzdarip olduklarını ve Nur Partisinin haksız bir biçimde bütün Selefileri temsil ettiği düşüncesinin ne kadar yanlış ve kasıtlı üretilmiş olduğunu anlatmaya çalıştı. Darbeyi Nur Partisinden başka desteklemiş bir Selefi parti yok ve onun da zaten seçimlerde almış olduğu yüzde 24 oya bakılarak bütün akımı temsil ettiği düşünülüyor. Oysa seçimlerden kısa süre sonra yaptığı bir çok yanlış yüzünden zaten oy tabanının çoğunu kaybetmiş. Sadece tabanda değil, yönetim kademesinde bile darbe süreci esnasında tamamen erimiş bir parti durumunda Hizbu”l Nur. Bugün seçim olsa yüzde 1 bile oy alamayacağı değerlendiriliyor. Çünkü Selefilerin neredeyse tamamı şu anda darbenin karşısında.

Onlar açısından algılarıyla gerçekleri arasındaki bu uçurum dolayısıyla gerçekten talihsiz bir durum, ama bu tabloyu tashih etmekte fayda var.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: