Prof. Dr. Yasin AKTAY

İşinizi tarihe bırakmayın

Her zaman söylediğim bir şey vardır: İşinizi tarihe, tarihin vicdanına, tarihin adaletine falan bırakmayın. Mutlaka “bugün” adaleti tesis etmeye çalışın. Gerçekleri bugün ortaya koymaya çalışın. Varsa belgeleriniz bugün onları bütün açıklığıyla ortaya koyun, anlatın, mücadelesini verin ve kamuoyunu bu konuda etkileyin. Yetmiyor, bir davanız, bir iddianız varsı bunu sürekli takip edin. Yoksa gelecekte her şeyi ortaya çıkaracak tarih diye bir göz, tarih diye ayrı bir bilgi veya vicdan yoktur.

Baksanıza, bugün bile yaşanan bir hadisenin akşam televizyon programlarında elli çeşit anlatımı oluyor. Gelecekte o olayın gerçekten olduğu gibi, gerçeklere uygun olarak tezahür edeceğinin nasıl bir garantisi olabilir? Olamaz. İnsan bilgisi bugün için zanni ise, yani sübjektif ise, tarih bilgisine yansıyan kısmı da ondan daha mutlak, daha kati, daha nesnel olamaz, olamıyor.

Bugün herkesin şahitliğiyle, akıyla karasıyla ayan beyan yaşadığınız bir olayın bir de şahitliği var, başka insanlara anlatımı var. Bu anlatımda da bir boşluk bırakmamak gerekiyor, yoksa bir anda kendi yaşadığınız bir olayın bambaşka bir aktörüne dönüşebilirsiniz. Haklıyken haksız, mağdurken gadreden olarak kendinizi görebilirsiniz.

Hele karşınızda gerçekleri çarpıtma konusunda özel, organize, kasıtlı bir teşekkül varsa.

En basitinden 15 Temmuz darbe teşebbüsünü hep birlikte yaşadık. Türkiye tarihinin safların en net ayrıştığı, akın ve karanın ayan beyan ortaya çıktığı, hakkın hak olarak, batılın batıl olarak göründüğü bir günüydü 15 Temmuz. O netlik teslim olan darbecilerin yüzüne vuran rezillikle, suçlulukla, iğrençlikle, buna mukabil vatanı savunan güçlerin her hallerine vuran haklılıkla tezahür etmişti. Öyle bir saflaşmaydı ki bu, kimse uzun süre 15 Temmuz’un ortaya çıkardığı gerçeklere karşı bir tek laf edemedi, bugünün ilan ettiği zafere ve zaferin sahibine kimse en ufak bir itirazda bulunamadı.

Ancak aradan geçen zaman içinde, 15 Temmuz’un mücrimleri farklı hikayeler yazmaya başladılar ve bu yazdıkları hikayeleri o kadar tekrarladılar ki, şeytanın fısıltısı, hannâsın vesvesesi gibi insanları etkilemeye başladı. 15 Temmuz’da hakkın yanında duranlar kendi davalarını anlatmakta o kadar cevval olamadılar da, mücrimler bambaşka bir tarih yazma konusunda inanılmaz bir cevvallik gösterdiler.

Belki Türkiye içinde olayın bu kadar canlı şahidi karşısında o kadar etkili olamadı bu uydurdukları tarihyazımı, ama yurtdışında darbenin Erdoğan’ın bir kumpası olduğuna dair hikayeyi handiyse yutturacak gibiler. Tabii bu hikayeyi yutmaya, böyle bir yalanı daha fazla sevip, yalanına bile bir fiyat biçip satın almaya teşne bir pazar hazır varken çok da zorlandıkları söylenemez. Kimsenin hakikat diye bir derdi yok. Herkes işini görecek bir yalanın peşinde.

İlker Başbuğ’un durduk yerde ortaya attığı FETÖ iddiası da, dün Kılıçdaroğlu’nun dört elle sarıldığı ve genişlettiği iddialar da malum tarihi tekrar tersyüz ederek ısıtma çabası. Herkesin bir tarafından aktörü olduğu bir tarihi kendileri fena halde inanıyormuş gibi tekrar tekrar telaffuz ettiklerinde pazarda bir gerçeklik değeri kazanabiliyor. Söylemin böyle bir etkisi olduğunu biliyorlar belli ki. Zikir gibi tekrarladıkça yaptıklarının, hakikati incitmesi, dürüst insanları çileden çıkarıcı bir etki yapması umurlarında değil, sahada kaybettikleri gerçeği yüzsüzce dilde kaybetmeyi hedefliyorlar.

Oysa bu tarihi hep birlikte yaşadık, hatırlatalım.

FETÖ, AK Parti ile birlikte ortaya çıkmış bir örgüt değil. Kökü altmışlı yılların başlarına kadar giden ve 50 yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin bütün hükümetleri döneminde etkili olan Masonik bir örgütlenme.

Bütün hükümetlere asalak bir yapısı vardı ve AK Parti öncesindeki bütün hükümetlerden faydalanmasını bildi. Çünkü FETÖ, FETÖ’den ibaret değildi, onu himaye eden, kullanan ve ülkenin yönetiminde onu bir maşa olarak kullanan bir üst yapı vardı.

Önceki bütün hükümetler FETÖ’ye “hizmet” etti. FETÖ’nün hareketine isim olarak seçmiş olduğu “hizmet” kavramı, bir şifreydi aslında: herkesin bu harekete hizmet edeceğini ifade ediyordu. Altmışlı yıllardan itibaren bütün hükümetler ona hizmet etti. Belki Erbakan hariç, ama ondan bile alacaklarını almaktan geri durmadı bu yapı.

Aslında şu söz şaka değil: FETÖ bizatihi devletin kendisi olmuştu da AK Parti o yapıya sızarak onu çökertti.FETÖ’yü teşhis edip onunla mücadele etmeyi göze alan tek hükümet AK Parti hükümeti ve Erdoğan oldu. O mücadele büyük bir cesaret ve ondan bağımsızlık gerektiriyordu bu cesarete ve azami bağımsızlığa sahip olan tek parti de AK Parti oldu.

FETÖ ile mücadele konusunda şimdi yeni bir tarih yazan Başbuğ, 15 Temmuz darbesini yapan askerin komuta kademesinin tamamının AK Parti’den çok önce, hatta 12 Mart ve 12 Eylül askeri yönetimleri döneminde orduya sızmış olduğunu gözünü bir daha açıp görsün yeter.

Kılıçdaroğlu’nun sorunu ise gerçekten görmek veya görmemek değil.

Bize şimdi anlattığı FETÖ masalı ise FETÖ ile olan bağını gizlemeye hiç yetmiyor. AK Parti’nin FETÖ’nün maskesini indirdiği dönemden öncesini geçelim, tam da bu maske indiği halde gidip FETÖ ile AK Parti’ye karşı işbirliğine başlamış olduğu hiçbir tarihyazımının silip atamayacağı bir gerçek.

Öyle görünüyor ki, FETÖ ile bu işbirliği hala devam ediyor ve şimdi umutlarını tarihi yalan söyleyen dilleriyle yazmaya bağlamış durumdalar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: