Prof. Dr. Yasin AKTAY

İnsansız siyaset ve Başbakan”ın teminat söylemi

Meclis”te başörtüsünün fiili bir durumla serbest bırakılmasından sonra hiç gecikmeden, sıcağı sıcağına pantolon meselesi de hallediliyor. Yarınki oturumda AK Parti, MHP ve BDP”nin oylarıyla iç tüzük değiştiriliyor. Bu değişikliğe CHP”nin katılmıyor olması tabii ki yine ilginç. CHP başörtüsünü serbest bırakacak bir düzenlemenin önünü açacak diye pantolonu da resmen serbest bırakacak bir değişikliğe de destek vermekten çekinmişti de bu saçma sapan yasak bu güne kadar devam etmişti.

Şimdi böyle olduğu cümle alem tarafından biliniyor olduğu halde CHP milletvekilinin tam da başörtülü vekillerin Meclis Genel Kurulu”na başörtüleriyle girdiği gün pantolon üzerinden sergilediği dramatik mağduriyet söylemi biraz tuhaf kaçmıyor mu? Pantolon yasağını kimsenin savunduğu yok. Aslında içtüzük değişikliğine de gerek yok, Şafak hanım Meclis Genel Kurulu”na pantolonla girmeye kalksa, içtüzükteki açık yasağa rağmen kimsenin ona engel olacağını bekleyen de yok. En azından sözkonusu olan Şafak hanım olduğunda pantolon yasağı Şapka kanunu gibi kadük kalacak bir hükümden ibaretti. Ama Şafak hanımın pantolon yasağı üzerine büyük nutkundan bir anda başörtüsü yasağıyla eşitlenen büyük bir zulüm edebiyatına maruz kaldık. Sanırsınız ki, tıpkı başörtüsü yasağı yüzünden Meclis Genel Kurulu”ndan bir sürü kadın milletvekili atılmış, bu yasak yüzünden yüzbinlerce kadın eğitim ve iş hayatından dışlanmış, pantolon giyemediği için kadınlar büyük ayırımcılıklara maruz kalmışlar. Başörtüsü yasağının üretmiş olduğu bunca mağduriyet ve acıya karşı, tam da başörtüsü yasağına karşı anlamlı bir adımın atıldığı bir günde böyle bir konuşmanın yapılmış olması, aslında o acılara ve mağduriyetlere karşı büyük bir saygısızlık olarak kayıtlara geçmiş oldu.

Tekrar hatırlayalım ki, pantolon yasağı tüzükte lafzen var olduğu halde bu yasağın kalkmasına karşı en ufak bir direnç olmadı ve bundan dolayı kimsenin mağduriyetine dair tek bir kayıt olmadı. Buna mukabil başörtüsü yasağı yazılı bir hüküm olarak var olmadığı halde, fiili bir durum yaratılarak sürdürülüyordu. Şimdiye kadar bu yasağın yürütülebilmesi hep CHP”nin bu konuda sergileyeceğinden çekinilen hırçın ve cazgır direniş ihtimali dolayısıyla mümkün oluyordu. Baştan itibaren CHP bu konuda bir sorun oluşturmayacağını ilan etmiş olsaydı bir bakıma büyüklük yanında kalmış olacak ve var olmayan başörtüsü yasağını bizzat CHP kaldırmış olacaktı. Oysa CHP bu siyasi basireti bile kendine çok gördü. Yasağı koruyamayacağını anlayınca bir bakıma fiili duruma teslim olmak durumunda kaldı.

Fiili durum hakların verilmesinin veya gasp edilmesinin bir yolu olarak her zaman geçerli olmuştur. Kürtçe yayın veya eğitim için de yasal değişikliklere gidilmeksizin fiili durumlar yaratılarak bir ilerleme sağlanabildi. Bu fiili durumlar biraz da siyasi aktörlerin olumlu veya olumsuz tavırlarıyla aldıkları riskler sayesinde mümkün olabiliyor.

Ahmet İnsel, bugünlerde, Başbakan Erdoğan”ın “yaşam tarzlarının teminatı biziz!”sözünden olmadık anlamlar çıkarıyor ya. Erdoğan”ın kendisini insan haklarının veya yaşam tarzlarının teminatı olarak sunmasını garip bir biçimde tehlikeli buluyor, çünkü ona göre yaşam tarzlarının veya hak ve özgürlüklerin teminatı bir şahıs veya grup değil rejim olabilir.

İnsel”in bu vurgusu ilk bakışta siyasallık tanımı veya ufkuna dair önemli bir sorunu açığa vuruyor. Sanırım İnsel siyaseti insansız yapılan bir iş gibi gören bir anlayışa teslim oluyor. Bu kadar basit değildir belki, ama belki de konu AK Parti ve Erdoğan olunca İnsel böyle bir siyaset anlayışına bel bağlamaya başlıyor. Belki insansız siyaset ihtimali Erdoğan”sız siyasete de bir kapı aralar, kim bilir?

Oysa Türkiye”de hakların rejimin bile sınırlarının zorlanarak bir partinin veya zümrenin oligarşik vesayetiyle geriletilebildiğini defalarca yaşamadık mı? Dahası aynı keyfi uygulamaları Erdoğan ve AK Parti kadrolarının sergilediği siyasi tavır değil de, yine kendi kendine işleyen bir sistem mi geriletti? Başörtüsü yasağı rejimin hangi yazılı kuralıyla bunca yıl bütün topluma dayatılabildi? 27 Nisan 2007″deki mutat Genelkurmay bildirisine karşı 28 Nisan”da Erdoğan ve arkadaşlarının ortaya koyduğu tavır mutat bir tavır mıydı? Hiç mi siyaset yok bu işin içinde? Bugün Avrupa”da iyi kötü yürüyen bir sistem varsa bu sadece insansız rejimler eliyle mi yürümektedir?

Ya CHP, hiç bir yasal dayanağı olmadığı halde şimdiye kadar Türkiye gibi Müslüman bir ülkede başörtüsü yasağı gibi akla ziyan bir uygulamanın teminatı olabilmiş de, Başbakan”ın tam aksine hakların ve özgürlüklerin teminatı olması neden yadırganacak bir şey oluyor? Ne yazık ki, haklar ne kadar ilerletilirse veya hangi sağlam rejimin teminatı altın alınırsa alınsın, onların geriletilmesi ve bir anda faşizan bir sarmala yakalanmamız tamamen ihtimal dışı kalamıyor. Bunun basit nedeni insan unsurunun siyasetten hiç bir zaman ayrışamaması. Tüm fonksiyonları bir sisteme veya rejime bağlayarak insanı devre dışı bırakabilen bir siyaset yoktur.

O yüzden bir siyasi liderin, hele bir başbakanın kendisini her türlü olumlu değerin, özgürlüklerin, yaşam tarzlarının teminatı olarak sunmasında bile bir kötülük görebilmek gerçekten büyük bir başarı. Ama bu başarıda yakalanılmış kötücüllük hastalığının semptomlarından başka görülecek bir şey yok. Oysa Başbakan”ın teminat olma tavrında, iyi olan neyse onun yanında durmayı taahhüt eden bir iyi niyet iradesi ve beyanı var. Kabul edilsin edilmesin, bugün demokrasi ve insan hakları alanında kat edilen ilerlemelerin çoğu onun bu teminatçı yaklaşımının eseridir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: