Prof. Dr. Yasin AKTAY

İnsanlara tutturdukları yol hoş gösterilmiş

İnsanlara kendi tutturdukları yollar hoş, güzel, haklı gösterilmiştir.

Dünyada insanların ihtilafının, bu ihtilafın bir arada beraber devam edebilmesinin tabiatındandır bu durum. Kimse haksız olduğunu düşüne düşüne bir yol tutturmaz. İnsanın tutturduğu yolu, hele bu yol başkalarından ayrışıyorsa, bir haklılaştırma süzgecinden geçirmeden yürümesi mümkün değil.

İnsanlara tuttukları yol, ideolojiler güzel gösterildiği gibi, kendileri de bu tutturdukları yolu süslemek, onları hoş ve şirin göstermek için çalışır dururlar. Bir tür kendi kendini ikna süreci her zaman devrededir. Söylemin önemli bir kısmı yürünen yolun, yapılan tercihin güzellemesine, haklılaştırılmasına adanır. Rahatlamaya ihtiyacı vardır çünkü insanın.

Yapmış olduğu tercihin doğru olduğuna inanmak, sırf onu değiştirmenin zahmetinden kaçmak için bile olsa, azımsanmayacak bir ihtiyaçtır. İnanç, tam da bu açıdan oldukça tuhaf bir mekanizmadır ve çoğu kez insanı tutturduğu yola mahkum eden uyuşturucu bir konfordur.

Bu durumda insanı kurtaran, felaha erdiren bir imanın o yüzden bir rahatsızlıkla başlaması ve insanı sürekli rahatsız etmeye devam etmesi beklenebilir. Kendinden emin olma hali, iyi bir retorikle insanın çok yanlış bir fikre kendini ikna etmiş olmasına dayanabilir.

İyi bir retorik, doğru olmanın ölçütü değil. Ne var ki, fiilen, insanların çoğu, iyi retoriğe tav olur, onda sahte bir hakikat algısı veya duygusu yaşayabilir. Oysa retorik, gerçekliğe giydirilmiş uygun hatta şık bir giysi, akla uygun, etkileyici bir çerçeve çizmiş olabilse de, bu şıklık ve uygunluk, gerçekliğin doğru bir resmi olduğunun hiç bir şekilde garantisi değildir.

Bu ifadeleri insanların neden sağcı veya solcu olduklarını sorarak da sınayabiliriz. Sağcılar kendi yollarından ne kadar da emin, selamette olduklarına ne kadar da güven duyarak yaşar. Bir geleneğin içinden gelerek, o geleneğin nesiller boyu tekrarlanan, sınanarak onaylanan doğrularının son temsilcisi veya sözcüsü olmanın verdiği güven gibisi yoktur. Sağcı için kendi yolundan kuşku duymasını gerektirecek hiç bir şey yoktur. Onun gördüğünü görmeyenler ancak yoldan çıkmış kendini bilmez sapıklardır. Sağcılık en sağlam yoldur ve bu yoldan sapan solcular insan olarak sınırları fazlasıyla aşmaktadır. Sağcı olmak, tanrının sadık kullarından, tarihin yerli yerinde aktörü, devletin sadık tebası ve babanın hayırlı evladı olmak gibi bir şeydir.

İyi de aynı duyguya nasıl oluyor da solcular da sahip olabiliyor? Belki tanrının mümin kulları değil, aksine isyankar kullarıdır, ama tarihin daha doğru bir yerindedir solcu. Olanı olduğu gibi görmez, olana itiraz eder, rahatsızdır ve rahatsız eder. Bu rahatsızlıkta konfora teslim olmamanın sağladığı ayrı bir huzur vardır. Hep itiraz, hep muhalefet ve hep eleştirel olmanın sağladığı apayrı imtiyazlı bir konum sözkonusudur.

Sürekli muhalif olmak, sanki hakikate daha fazla yaklaştırırdı değil mi? İyi de hakikat dediğimiz şey de zaten sabitlenemeyen, üstyapısal kurumlara göreli bir şey olduğuna göre duyumsanan hakikate karşı da eleştirel olabilmek gibi biraz daha üst bir bilinç düzeyi… Başkalarını eleştirebilmek de neymiş, biz kendimizi de öz-eleştiririz, eleştirinin kendisini de eleştiririz.

Eleştirel yaklaşım, sol varoluşun, sol entelektüelliğin yükselttiği en parlak bayrak, en yaygın habitus. Bu eleştirelliğin sol teorinin içinde kendini aşa aşa ilerlerken dönüp tekrar kendi ideolojik kimliğine, cemaatine, çevresine takılıp kalmaktan kurtulamaması, üstelik her şeyi aştığını zannettiğinde başa dönmüş olduğunun farkına bile varamaması, solun en trajik yanlarından birini oluşturur.

Sol, verili durumda iktidara muhalif olmak, ezilenlerin veya sömürülenlerin yanında olmak üzere çıkar yola.

Bir iktidar talebi var mıdır?
Olmasa neden eleştirsin? Elbette vardır. Ama iktidara vardığında sol, bu tanımı gereği kendini de imha etmiş mi olacaktır?

Yoksa Marksist ütopya gerçekleşmek için tarihsel fırsatını bulmuş mu olacaktır?

Tarih bu ütopyanın gerçekleşmesi için bazı fırsatlar sunmadı değil. Ama bu fırsatların nasıl bir trajediye dönüştüğünü görme fırsatını da hemen diğer insanlara verdi.

Sol adına muhalif olmayı kutsayan ve solun ontolojik koşulu gibi tanımlayan güzellemeleri sıkça duyuyoruz. Böyle bir solun Marksist öğretileri gözardı etmeden var olması elbette imkansız.

Marksist sol için hep muhalif olmanın hiçbir erdemli tarafı yok. Aksine proleter diktatörlüğü kutsayan, onu başka diktatörlüklerden tamamen farklı ve güzel gösteren müthiş bir edebiyatı vardır Marksizmin.

O halde bugünlerde muhalefeti güzelleyenlerin, solu ancak bununla mümkün görenlerin bu edebiyatının tamamen iktidar için bir iç geçirme, bir iktidar acizliği veya Nietzsche’nin söylemleriyle bir kifayetsizlerin söylemi olduğunu ve tersinden başka türlü bir iktidar kutsaması boyutu var, onu da görmeden edemiyoruz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: