Prof. Dr. Yasin AKTAY

İnsan eylemi, doğası itibariyle bir kurbandır

Kurban, insanın aklının bir çırpıda, kolayca alabileceği bir şey değildir. İnsan idrâkinin bir çırpıda kavrayabileceği kadar da yalın bir konu değildir. Adı üstünde, imtihandır zaten. İmtihan, biraz çetrefil bir durumdur. Çetindir. Her imtihan, bildiğimiz veya çoğu kez bilmediğimiz yerlerden karşımıza çıkan sorularla birlikte gelir. Her yeni görülen tartışma, kurban ibadetini tamamlayan bir biçim olarak hayatımıza giriyor. Bir gün gelir, tavuk mu yoksa horoz mu kesmemiz gerekiyor şeklinde bir tartışmanın ortasında buluruz kendimizi. Başka gün hayvanların cıvı cıvıl canlılığına, hayat hakkına dikkat çeken bir merhamet çağrısıyla karşı karşıya kalırız. Hele bir de Kur’an’dan nasılsa etlerin Allah’a ulaşamayacağı ifadesi gözümüzün içine sokuluvermez mi? Bunların hepsi kurban yolculuğunda karşımıza çıkan tipik vesveselerdir aynı zamanda.

Hz İsmail’i alıp Akabe’ye götüren Hz İbrahim’in kafasına üşüşen sorulardır biraz da… Bu sorular tek bir formatta gelmez tabii. Ama bir şekilde gelip her bayram öncesi, kurban ritüelimizin içine yerleşirler. Biz belki de sürekli, bu tartışmayı yaşayarak kurbana girmek zorundayız. Bu tartışmayı yaşamadan kurban ritüeli tamamlanamayabilir. Bir hayvanseverin, sanki hayvanla empati kurabiliyormuş gibi davranarak, kurbanın canı, hayatı, ve canının acıması hakkındaki soruları, kafamıza bazı soruları üşüştürüp şoklama, gibi tartışmaları gündeme getirebilir.

Sorularla vesveseler arasında bazı ayrımlar yapmak lazım. Buradaki sorulara ben, vesvese olarak bakıyorum. Tabii bazı haklı sorular olabilir. Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmeye götürürken aklındaki sorular ya da gördüğü rüyanın hak olup olmadığını sorgulaması, ciddi ciddi bir sorgulamadır. Bir de şimdi insanın doğru olan bir eylemi yaparken, insanın kafasına şeytan dostlarının üşüştürdüğü sorular da var. Bunları birbirinden ayırmak biraz zordur. Ancak bunları da sorgulamak, kurbanın anlamını idrâk etmek açısından önemlidir.

Kurban Arapça’da yaklaşma, yakınlaşma anlamına gelen bir sözcüktür, dedik. Bir yere yaklaşmak bir tercihte bulunmaktır. Bir yere yaklaşmayı tercih etmek başka birçok yere uzaklaşmayı tercih etmeyi de getirir. İnsan aynı anda aksi istikamette iki noktaya yaklaşamaz. O yüzden Allah’a sunulan kurban Allah’a yaklaştırır, Allah’ın teklif ettiği hayata, düşünce tarzına, tavırlar bütününe yaklaştırır, buna mukabil bu tercihi yapan, Allah’ın karşısındaki şeylerden uzaklaşmış olur. Müslüman kurbanının özü budur ve böyle anlaşıldığında bunun sadece bir hayvan kesmekle sınırlı olmadığı görülür.

Belki bir ritüel olarak kurban, Müslümanın hayat tarzını bir bütün olarak temsil eden bir sahnedir. Üstelik kurban böyle anlaşıldığında sadece Müslümanlara, hatta belli bir dine inananlara özgü olmadığı da görülür. Herkes tercih ettikleriyle bir yere yaklaşırken sınırsızca başka bir yerlere uzaklaşır. Yapılan bir eylemle ona alternatif olan bütün eylemler bir bakıma feda da edilir. Bir eylemi yapmakla sayısız başka eylemlerin yapılmasından feragat edilmiş olur.

Bu anlamda kurban aslında insan varoluşunun hiç kimsenin dışında kalamadığı bir düzeyidir. Herkes hayatı bir kurban ve uzaklaşma olarak yaşar. Önemli olan bu kurban eyleminde kimin neyi kıble olarak seçtiği, kurbanı ne adına uyguladığıdır. Bu çerçevede kurban insan varoluşunun en temel düzeyidir. Eğer insan tercihlerinden ibaret ise insan eylemine bir kurban olarak bakılabilir. Müslümanın eylemlerinin yörüngesi iyilikler olarak düşünülebilir.

Kurban sembolik yoğunluğu çok yüksek bir ibadet. Kur’an’ı Kerim’de bildirildiğine göre Allah’ın ne kana ne de ete ihtiyacı vardır. Kurbana ihtiyacı olan, yaklaşmakla dirilecek olan insandır. Ne etinin ne de kanının Allah’a ulaşmayacağı, ancak bu ibadetteki niyet ve takvanın çok daha önemli olduğu bildirilen kurbanın yine de emredilmiş olmasının hikmetleri çok derindir.

Kurban, etkisini çoğu kez uygulayanlara bile açıkça hissettirmeden, kendiliğinden çalıştırır. İbadetin yapılmış olmasının kendiliğinden etkisi insanları birbirine yakınlaştırmasıdır. Kurbanın kelime anlamının yakınlaşma olması bu hikmetlerin sonsuz bereketine işaret ediyor. Neyin neye yakınlaşmasıdır bu? İnsanın Allah’a, insanın insana, ruhun bedene, gaybın şehadete, dünyanın ahirete, ölümün hayata, kimliğin kimliğe, zenginin fakire, yaşlının gence, Türk’ün Kürd’e, Arab’ın Acem’e yakınlaşması. Bütün bu yakınlaşmalar, kurban ibadetinin doğrudan veya dolaylı etkileri dolayısıyla fiilen yaşanmasına şahit olduklarımızdır. İnsanın, kendisine bırakılsa, asla tercih etmeyebileceği bu yaklaşmalar, kurban ibadetiyle birlikte kendiliğinden gerçekleşen ve insanın hayrının bulunduğu sonuçlardır.

Çalışma hayatımız, kimliklerimiz, özel hayatlarımız, hele modern hayatın uzmanlaşma tecrübeleri bizi böler, parçalar, ayırır. Herkesi kendi atomize dünyasında telef olma tehlikesine maruz bırakır. Oysa kurban bütün bu yalnızlıkları ve zararlı ayrılıkları aşmak üzere hediye edilmiş; hayatın içerdiği kaosa teklif edilmiş bir düzen, ihsan edilmiş bir inayettir.

Kurban Bayramınız mübarek olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: