Prof. Dr. Yasin AKTAY

İlerleyemeyen AB’nin Türkiye raporu

Avrupa Birliği Türkiye’nin İlerleme Raporunu açıklandı. Türkiye ve Avrupa Birliği diğer üye ülkelerin adaylık süreçlerinde izlediğinden oldukça farklı ve özel ilişkilere sahip. AB’nin üyelik müzakereleri sürecinde birden fazla Katılım Ortaklığı Belgesi ortaya koyduğu tek ülke Türkiye.
Bu durumun Türkiye’den kaynaklanan boyutları elbette ki vardır. Ancak Türkiye’nin başta Ortak Pazar’a sonra AB’ne katılması konusunda Avrupalıların yaşadıkları kafa karışıklığının, Türkiye’ye dönük kanaatlerinin netleşmemiş olmasının etkisi çok daha belirgin gibi gözüküyor.
Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinin tarihi Avrupa’nın kendini Avrupa olarak tesmiye ettiği dönemler kadar eski. Görece daha yakın zamanlarda ise, kabaca 1856 Paris Anlaşması’ndan itibaren Türkiye’nin Avrupa Devletler Topluluğu’nun bir üyesi kabul edildiği söylenebilir. Ancak Avrupa Devletler Topluluğu’nun yine kabaca 18. yüzyıldan itibaren Türkiye’ye dönük kanaatlerinin oldukça değişken olduğu da gözlenmektedir. Bugün AB kurumlarından ve AB yetkililerinden Türkiye’nin AB üyeliği üzerine yapılan açıklamaların hala böyle bir tarihsel hafızadan beslendiği söylenebilir.
Nitekim AB Bakanı Beril Dedeoğlu’nun AB İlerleme Raporu’nun Suriyeli mültecilerin Türkiye’de tutulması karşılığında daha “yumuşak” bir hale getirilmesi teklifinde (!) bulunulduğunu açıklaması Avrupalı siyasetçilerin ve bürokratların bu iki yüz yıllık hafızanın etkisinden hâlâ kurtulamadıklarını gösteriyor.
Avrupalı bürokratlar böyle bir teklifi Ekim ayı içerisinde de çeşitli düzeylerde dile getirmişlerdi. Türk vatandaşlarına vize muafiyeti, ek mali yardım, müzakerelerin yeniden başlatılması, Türkiye’den liderlerin AB zirvelerine davet edilmesi karşılığında Suriyeli mültecilerin Türkiye’de kalmalarının sağlanması teklif edilmişti. Bu yaklaşımları AB ülkelerinin insan hakları gibi konularda nasıl anlaşılması gerektiğini net biçimde ortaya koymuştu. Türkiye kıyılarına vuran cansız çocuk bedeninden sonra göstermelik bir hümanizm müsameresi sergileyen AB ülkeleri için Suriye’de yaşanan trajedinin gerçekte hangi açıdan önem taşıdığı da net bir biçimde yeniden gözlenmiş oldu.
AB Bakanı Beril Dedeoğlu’nun açıklamasına göre bu yılki İlerleme Raporu’nun açıklanmasından önce Türkiye aleyhine yürütülen lobi faaliyetlerinin de önceki yıllara göre yoğun olduğu anlaşılıyor. Bu lobi faaliyetlerinin kimler tarafından yapıldığı sorusuna Sayın Bakan nazik bir üslupla bir biçimde cevap vermemeyi tercih ediyor ancak bu lobiciliği yürüten kesimin Paralel Çete olduğu gün gibi ortada. Üstelik Türkiye’yi şikayet etme, gerçekleri çarpıtarak destek sağlamaya çalışma işini sadece AB kurumlarında değil ABD’de de ustalıklı bir biçimde ifa ediyorlar.
Basın özgürlüğü ve terörle mücadele konularında İlerleme Raporu’nda Türkiye’ye yöneltilen eleştirilerin de ölçüsüz ve gerçekten uzak olduğu görülüyor. Türkiye’nin ulusal güvenliğini ve ulusal çıkarlarını tehdit eden bir terör örgütü halini almış olan paralel yapıyla mücadeleyi, bu mücadelenin alışılmış yöntemlerin dışında ve kararlı unsurları ihtiva etmesi gerektiğini AB’nin anlaması gerekiyor. Suriye krizi dolayısıyla o üzerine çok laf ettikleri İnsan Hakları konusunda açığa düşmüş olan AB ülkelerinin Türkiye karşısındaki mahcubiyetlerini, Türkiye’nin hukuk dışı yapılara karşı yürüttüğü mücadeleyi vesile kılarak atmaya çalışmaları zaten tam “garp kurnazlığı” ile açıklanabilecek bir durum.
Girişte de ifade ettiğim üzere Türkiye-AB ilişkileri son derece özel bir geçmişe ve muhtevaya sahip. Bir İlerleme Raporu yazıp “bu raporun gereklerini yerine getirin” edasıyla beklemek ilişkilerin mantığına da muhtevasına da aykırı bir durum. AB’nin Türkiye’den beklentileri olduğu gibi Türkiye’nin de AB’den beklentileri var ve Türkiye ile AB arasında sağlıklı bir ilişki ancak iki tarafın beklentileri de asgari düzeyde karşılandığı durumlarda mümkün olabilir.
Türkiye, ülkenin bir bölümünde vatandaşlarının güvenliğini tehdit eden, 18 yaşından bile küçük çocukları ölüme götüren faşist bir terör örgütüyle mücadele ederken AB üyesi ülkeler bu örgütün bir takım uzantılarıyla ortak iş tutarlarsa; Türkiye’nin ulusal güvenliğini ve ulusal çıkarlarını tehdit eden, topluma korku ve şiddet tehdidini alışılmış terör örgütlerinden farklı bir formatla pompalayan Paralel Çete ile mücadelesinde zafiyet yaratmaya azmederse bu ilişki sağlıklı bir seviyeye gelemez.
Rusya’nın Ukrayna’da ve Suriye’de Transatlantik Dünyanın güvenliğini ciddi biçimde tehdit ettiği de dikkate alındığında NATO içerisinde de müttefik olan Türkiye ve AB ülkeleri arasındaki ilişkilerin yeniden rayına oturtulması gerektiği net bir biçimde görülebiliyor. Bunun için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır ancak AB de bugüne kadar yerine getirmediği taahhütleri yerine getirme gerekliliğini görmeli.

İlerleyemeyen AB’nin Türkiye raporu– Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni Şafak Gazetesi, 14 Kasım 2015

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: