Prof. Dr. Yasin AKTAY

İktidardaki muhalefetten küresel muhalefete 19 yıl

Dün AK Parti’nin kuruluşunun 19. yıldönümü koronavirüs salgını tedbirleri gözetilerek kutlandı. Aslında kutlamadan ziyade bir hatırlama, bir bilanço, bir anma toplantısı gibi gerçekleşti etkinlik. Genel Başkan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu 19 yılın muhasebesini hem kendisi hem partililer hem de bütün Türkiye için ortaya koyan konuşması oldukça kapsayıcı bir o kadar da bugün 19 sene sonra gelmiş olduğumuz safhanın anlamını çok net gösteren bir çerçeve oldu.

AK Parti’nin 2010 yılına, yani 12 Eylül Anayasa Değişikliği Referandumu’na kadar iktidar olamadığı, hatta iktidardaki muhalefetin rolünü de oynadığını biliyoruz. Bu ona asıl gücünü veren şeydi aslında. Türkiye’de hükümeti bir kez gaflet sonucu halka kaptırmış ama devleti asla kaptırmamaya ant içmiş, halka uzak, halkın değerlerine yabanca, ülkeye adeta işgalci gibi bakan bir güçlü zümre vardı.

18 yıllık iktidarın ilk yarısında AK Parti bu zümre ile kıyasıya mücadele etti ve bir noktaya kadar geriletti. Bugün AK Parti’ye demokrasi karnesi yazma işgüzarlığında bulunanların üstelik AK Parti iktidardayken bile kendilerine reva görülen insanlık dışı muamelelere nasıl katıldıkları hafızalarda hala.

Şimdi pek demokrat görünmeye çalışarak o eski günleri unutturmaya çalışıyorlar ama unutmak ne mümkün? Daha 2011 yılına kadar İmam-Hatip mezunu bir öğrenci akla ziyan katsayı uygulamasıyla ve başörtüsü yasağıyla en temel eğitim hakkından mahrum bırakılıyor, ülkenin Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanı’nın eşleri devlet protokolüne alınmıyordu. Ülkenin en büyük partisine bu yanlışları düzeltme adına ortaya koyduğu çabalar dolayısıyla kapatma davası açılıyor, aslında böylece her konuda kendisine “asıl iktidar”a diz çöktürülmeye çalışılıyordu.

Bunların hepsi halkın gözü önünde oluyordu. AK Parti iktidardaki muhalefet idi. Diz de çökmüyordu kendilerini asıl iktidarda görenlere. Kalkınma ve hizmetler noktasında sergilediği olağanüstü iyi performansla bu müstekbirlere karşı sergilediği bu direniş onu halkın gözdesi kıldı. Arkasına halkın gücünü alarak bir süre sonra o iktidarı iyice geriletti ve makul bir çizgiye getirdi.

Ancak bu iktidar değişimini pusuda hazırlıklı olarak bekleyip kendine mal etmeye çalışan devletin içine çöreklenmiş başka bir yapı daha vardı. Yıllarca derin devlet eleştirisi yapıp kendisi de bir derin devlet gibi örgütlenmiş olan FETÖ, aslında AK Parti’nin bir süre daha yaşadığı iktidar duygusunun bir yanılsama olduğunu gösterecekti. Bu yapı diğer bütün partileri olduğu gibi AK Parti’yi gelip geçici kendisini ise kalıcı bir aktör olarak görüyordu ve sadece AK Parti’ye değil bütün ülkeye, hatta bütün İslam dünyasına musallat olmuş bir belaydı. O konuda 2013 yılından itibaren başlatılan aleni mücadele 15 Temmuz’la birlikte bir kurtuluş mücadelesine dönüştü. Bugün FETÖ kuşkusuz birçok cephede yine faal, yine entrikalarını, dümenlerini çevirmeye çalışıyor, ancak Türkiye’de artık iktidardan en küçük bir payı bile yoktur. Teyakkuz şart tabi.

Peki, AK Parti’nin iktidar ve muhalefet arasındaki bu denklemde son zamanlarda artık iyice iktidar olduğu için halk nezdinde muhalefetin temsil ettiği misyonlardan tamamen uzaklaştığını söyleyebilir miyiz?

Kuşkusuz bugün ülke içinde artık mevzu iktidar ve muhalefet konusu olmaktan çıkmıştır. AK Parti ülkede iktidardır ve bunun avantajları kadar dezavantajlarını yaşamaktadır. İktidar partisi olarak hala ülkeye kazandıracağı büyük projelerin takipçisi ve uygulayıcısı ve bu konuda bir rakibi yok. Ülkeyi demokratikleşme noktasında tartışılmaz bir seviyeye kadar getirmiştir. Bu konuyu tartışanların her birinin neticede AK Parti’nin geçerli ve mümkün kıldığı bir zeminde bunu rahatlıkla yapabiliyor olduğunu da gözardı etmemek gerekiyor. Son yerel seçimlerde üç büyük şehrin belediyesini de muhalefete kaptırarak demokrasinin seviyesini istemeden de olsa bu yolla kanıtlamış durumda. Bu ülke için, bilhassa İstanbul için elbette pek iyi olmamıştır, ancak bir çok yerde Erdoğan’ın demokratlığını tartışmaya açanların karşısına bir tokat gibi çarpan bir gelişme olmuştur.

Bu arada iktidardaki muhalefet dilinin belki Türkiye içinde anlamsız hale geldiği bir zemindeysek de AK Parti yönetiminin ikinci dönemi Türkiye’ye karşı işlemekte olan küresel iktidara muhalefet etmekle belirlendi. Davos’taki One Minute çıkışından Mavi Marmara, Arap Baharı, Somali, Suriye, Keşmir, Myanmar, Libya ve şimdi Akdeniz’de vermek durumunda kaldığımız bir mücadele oldu. Bu mücadelede karşımıza hep aynı ülkeler, aynı mihrakların koalisyonu çıktı.

Kendilerini dünya düzeninin derin güçleri olarak gören, en adaletsiz, en haksız kararlarını dünyaya empoze eden bu mihrakların karşısında Türkiye hep muhalefet, ama dediğini de şu ana kadar bir şekilde yapmaya çalışan bir muhalefet.

Dünyanın bu müstemleke iktidarları o kadar açıkça haksız ki, Türkiye’nin sesi çıktıkça dünyada mazlum halklar nezdinde umut oldu. Türkiye varsa, zulüm sürmez, eninde sonunda zail olur beklentisi oluştu. Bu da AK Parti’ye ülke içinde artık kullanmadığı muhalefet dilini küresel ölçekte daha güçlü ve haklı bir biçimde dillendirme imkanı veriyor.

Bu mihrakların kasıtları Türkiye. Arap Baharını darbelerle engellemeye çalıştılar. Suriye’de kalıcı bir kaos düzeni kurarak Türkiye’nin açılımlarına set çekmeye çalıştılar. Sınırımızda bizzat ABD PKK terör örgütüne finansal askeri ve lojistik desteğiyle bir devlet kurdurmaya çalışıyor. Libya’da ve Akdeniz’de yaşananlar gayet güncel. Hepsinde Türkiye’nin aslında tartışılmaz haklılığı söz konusuyken, Türkiye’yi kendini savunuyor diye agresif sayan, NATO ve AB ile uyumsuz olmakla suçlayan bir yargılayıcı iktidar söylemi var.

Asıl imtihan budur. Kimin nerede durduğu bu noktada ortaya çıkıyor. Bırakın Türkiye içindeki bazı gelişmeleri, bu küresel iktidar karşısında kim nerede duruyor?

AK Parti burada yine haklıları, mazlumları temsilen muhalefette, dünün muktedirleri bugünün demokrasi şirinleri ise hiç şaşmaksızın her yerde haksız küresel iktidarının safında.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: