Prof. Dr. Yasin AKTAY

Işığı gözüne değil, önüne tutacaksın “Türkiye”de Dini Hayat Araştırması”

Geçtiğimiz hafta Diyanet İşleri Başkanlığı”nın epey zamandır üzerinde çalıştığını bildiğim “Türkiye”de Dini Hayat Araştırması” raporu kamuoyuyla paylaşıldı.

Görev tanımını “kesintisiz bir dikkat ve hassasiyet içinde, kendilerini yüce dinimiz İslam”ın sahih ve muhkem sınırları içinde hisseden her bir vatandaşımızın dini konulardaki ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya gayret göstermek” olarak belirlemiş olan Başkanlığın, kuşkusuz her şeyden önce vatandaşların beklentilerini, ihtiyaçlarını ve algılarını öğrenmeye ihtiyacı var.

Bu ülkede Diyanet sözkonusu olduğunda, rahatlıkla her türlü ahkamı kesebilenlerin, laiklikle ilişkisi üzerinden onu bir kalemde harcayanların, kapatılmasını çok kolay bir şeymiş gibi dile getirenlerin ne diyanetin işlevi hakkında ne de halkın Diyanet hakkındaki algısına dair en ufak bilgileri olmadığı çok açık. Diyanet hiç kuşkusuz tarih içinde şekillenmiş ve söylemiyle, kurumsal örgütlülüğüyle toplumla kaynaşmış bir kurum. Basit bir organizasyondan ibaret değil.

Diyanet İşleri Başkanlığı verdiği hizmetin tabiatı dolayısıyla halkla içiçe ve sadece personelin toplam tecrübesinden, diyaloglarından çok güçlü veriler elde etmek mümkün. Ancak hiç kuşkusuz bu verilerin meslekle ve bu mesleğin genel sosyolojik gelişmelerle ilgili boyutları yine de eksik kalır.

Türkiye”nin (ve aslında bütün dünyamızın) son zamanlarda yaşadığı bütün gelişmelerin merkezinde din var. Dini hayat ve anlayışlar, algılar yaşadığımız dünyanın modernleşmesinden, küreselleşmesine, bölgesel ve küresel gerilim ve çatışma noktalarına kadar çok önemli bir yer tutuyor. Üniversitelerin sosyoloji, siyaset bilimi ve kültürel çalışmalar kürsüleri bu gelişmeleri kendilerine göre takip ediyor elbet. Ama Diyanet işleri başkanlığının bu alandaki gelişmeleri gündelik siyasi mülahazalardan bağımsız olarak iyi takip eden ve değerlendiren bir dikkat ve değerlendirmesinin olması kuşkusuz daha önemli.

Öncelikle söyleyelim ki, araştırma tasarlanışı itibariyle de uygulaması itibariyle de, raporlanması itibariyle de son derece başarılı. Din sosyolojisi alanındaki velud çalışmalarındaki vizyonunu Alevi çalıştayları sürecinde çok iyi yansıtan, şimdilerde kurumun strateji Daire Başkanı olarak görev yapmakta olan Necdet Subaşı”nın yönetiminde gerçekleşmiş araştırma. Sadece Diyanetin hizmetlerini ışık tutacak bir araştırma olmanın ötesinde Türkiye”deki dinsel aidiyet, dindarlık algıları ve düzeyleri, gündelik hayat dindarlığı, dini bilginin temelleri ve gelişimi üzerine sosyologlar ve siyaset bilimciler için de ışık tutacak çok önemli bir ufuk sağlıyor.

Modernleşmenin dinsel mensubiyeti yok etmediği, hatta azaltmadığını epeydir biliyoruz. Sekülerleşme denilen sürecinse bütün hızıyla devam ederken bile yine dini hayatın muhtemelen sekülerleşme öncesi şartlardan bile daha fazla gelişmesine engel oluşturmadığını görüyoruz.

Doğrusu, bu verilerin, benim sekülerleşme hakkındaki genel yaklaşımların sorgulanması gereğine dair öteden beri taşıdığım bir kanaati fazlasıyla doğruladığını kaydetmem gerekiyor. Üstelik ben sadece Türkiye için değil, küreselleşme süreciyle paralel olarak izlemekte olduğumuz bütün dünya için aynı kanaati taşıyorum. Kamusal alan dinsellikten sıyrılırken, bunun bireysel yaşamları da eşzamanlı olarak dinden soyutlayacağı beklentisi boşa çıkıyor.

Farklı dinsel görüşler, belli bir dinin içindeki farklılaşmalar ve tartışmalar, din hakkında neticesi daha çok sekülerizm olacak bir görecelik duygusu oluşturmuyor, aksine bu çeşitlilik ve dinsel çoğulculuk insanların kendi dinsel aidiyetlerine daha fazla sarılması gibi bir sonuç da doğuruyor.

Çalışmanın değerlendirilecek çok yanı var. Ancak ben bu çalışmanın yapıldığı esnada karşılaştığı bazı zorlukları ve tepkileri yine çalışmanın sosyal bilimcilere iyi bir fikir verecek ilave bir kazanımı olarak zikretmek istiyorum.

Araştırma yapıldığı esnada sorulan sorular bir çok yerde haber konusu olmuş ve Diyanetin insanları inanç ve fikirlerine göre fişlediği iddia edilmişti. Bir değil iki değil, bir çok kesimden benzer tepkiler gelmişti. Tabii bir çok kişi (aralarında CHP milletvekilleri de vardı) bu tepkilerine anayasanın “hiç kimse dini inancını açıklamaya zorlanamaz” şeklindeki ifadeleri referans göstermekten geri durmamıştı.

Tabi bunu baz alacak olursak hiçbir sosyolojik araştırmanın hatta anketin yapılamayacağını, çünkü her türlü anket sorusunun insanların şu veya bu konudaki kanaatlerini açıklamaya davet olduğunu kabul etmek gerekiyor. Oysa hem bir sosyolojik araştırma hiç bir zaman zorla insanlara uygulanmaz, hem de başka türlü sosyolojik çalışma yapmanın ne yazık bir yolu bulunmamıştır.

Bu tür araştırmalar dünyanın her yerinde (tabii ki açık toplumun veya demokrasinin var olduğu yerlerde) yapılır ama Türkiye”dekine benzer bu tür tepkilerin gösterildiği başka bir yer yoktur.

Gelen tepkiler aslında sosyal bilimlerin Türkiye”de ne tür bir zorlukla malul olduğunu da gösteriyor.

Çağımızda anketler ve sosyolojik araştırmaların bir çok fonksiyonu elbetteki vardır ama en önemli fonksiyonlarından biri de dolaylı da olsa demokratik yönetime katkıda bulunmasıdır. Hele baştan itibaren çalışma daha kaliteli ve insanların beklentilerini dikkate alan bir hizmetin zeminini arama hedefine odaklanmışsa…

Araştırma Türkiye”deki dini hayata dair bir fotoğraf ortaya koymaya çalışıyor. Hiç bir sosyolojik araştırma, herşeyi aydınlatamaz, ama her biri gerçekliğin mutlaka bir yanına ışık tutar. Tabii ki o ışığı kendi gözüne değil de görmek istediği gerçekliğe tutmak şartıyla…

Gerçekliğe ışık tutan bu araştırma için başta başkan Prof. Mehmet Görmez ve Necdet Subaşı olmak üzere bütün katkıda bulunanları tebrik etmek lazım.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: