Prof. Dr. Yasin AKTAY

IŞİD”e karşı mücadele derken?

Galler”de toplanan NATO”nun 2014 zirvesinin en önemli konuları arasında IŞİD”e karşı verilecek mücadele yer alıyor. IŞİD olayı sadece Ortadoğu”da yani Irak ve Şam”da cereyan etmiyor. Her şeyden önce buralarda savaşmaya dünyanın her yanından insan geliyor.

Bu, bütün ülkelerin kendi Müslüman vatandaşlarına karşı olağanüstü bir dikkat ve takip içinde bulunmalarını gerektiriyor. Çünkü genellikle ortaya çıkan IŞİD”e katılım ve bu örgütte birer canavara dönüşüm öykülerinin özneleri kendi ülkelerinin en sıradan, en aşina yüzlerinden oluşuyor.

Bir dönem ABD”deki bir havaalanında uçakların bakım ve onarım biriminde çalışmış Arap kökenli biri, şimdi IŞİD saflarında, üstelik kafa koparan birimde. Bir başka fragmanda kendi ülkesinde bir pop müzik icracısının bir militana dönüşüm öyküsü yer alıyor. Bu hikayeler her Müslümanın, her Arabın potansiyel bir IŞİD militanı olduğu yönündeki algıyı giderek tehlikeli bir biçimde yaygınlaştırmaya hizmet ettiği görülüyor.

Yani 11 Eylül 2001 yılında Dünya Ticaret Merkezine karşı gerçekleşen saldırının hemen akabinde bir çok ülkede yaşanan Müslümanlara karşı paranoyak tavrın IŞİD olayıyla birlikte katlanarak gelişeceğini bekleyebiliriz.

Avrupa, Amerika ve Türk medyası her gün her biri birbirinden ürkütücü IŞİD eyleminin haberleriyle dolu. Bu haberler doğal olarak IŞİD”e karşı bir şeyler yapılması gereğini kaçınılmaz hale getiriyor. İşte NATO”nun olağan toplantısının gündemine hazırlığı özenle yapılmış bir konu.

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry”nin 10 müttefik ülkeye IŞİD tehdidine karşı mücadeleye katkı sağlama çağrısında bulunduğunu öğreniyoruz. ABD, IŞİD”e karşı mücadelede aralarında Türkiye”nin de bulunduğu 10 ülkeden müteşekkil bir çekirdek koalisyon kurma kararı almış.

IŞİD”in şiddet ve terör nitelikli eylemlerinin hangi sonuca doğru kimleri harekete geçiriyor olduğunu, harekete geçirdiği bu tedbirler muvacehesinde daha iyi değerlendirebiliriz sanırım.

Görülüyor ve anlaşılıyor ki, IŞİD”e karşı mücadele, IŞİD”in oluşumu için her türlü sosyolojik ve zihinsel zemin hazırlandıktan, hatta bu zemin yeterli sürede, alabildiğine desteklendikten sonra başlatılıyor. Yani yaklaşık 12 yıldır Irak”ta ve bir kaç yıldır da Suriye”de önce IŞİD”in oluşması için en elverişli zemin hazırlanıyor. Irak”ta işgal sonrası şartlarda ABD”nin ortaya koyduğu bütün uygulamalar zaten IŞİD gibi örgütlerin oluşumuna hizmet etmiş oldu.

Daha açıkçası, ABD ve müttefikleri bu bölgede önce bataklık şartlarını yarattılar ve arkasından bu şartlarda ortaya çıkan sivrisineklerle mücadele etmeye çalışıyor. Bu mücadelede, Ortadoğu”da oluşan öfke, intikam ve kin birikiminden ortaya doğal olarak sadır olabilecek şiddete meyledebileceklerin fiziksel takibi, banka hesaplarının kontrol altına alınması ve tek tek her birinin gerektiğinde asayiş tedbirleriyle enterne edilmesine öncelik veriliyor.

Tabi bu esnada “gerçek İslam” ile IŞİD”in istismar ettiği, uydurduğu ve çok iyi kullandığı retorik yollarıyla öne çıkardığı bir “sahte İslam” ayırımı lütfen yapılıyor. Ama şimdiye kadarki tecrübelerimizden biliyoruz ki, bu tür ayırımlar ne bundan doğabilecek İslamofobik kompikasyonları engelleyebiliyor ne de IŞİD”le mücadelede herhangi bir faydası oluyor. IŞİD”in ne İslam ne de devlet olduğunu herkes biliyor zaten.

Esasen Irak”taki şartları bir yana bırakalım, Suriye”de Esad”ın gidişinin geciktirilmesinin kaçınılmaz sonucu orada oluşan boşluktu. Bu boşluğun tam da IŞİD veya benzeri radikal unsurların ortaya çıkması için çok elverişli şartları yaratacağını kestirmek için kahin olmak gerekmiyordu.

Onu da geçelim. Musul”a doğru harekete geçtiğinde tamamen meskun olmayan alanlardan göstere göstere gelen örgütün birliklerine karşı tam bu esnada çok kolay tedbir alınabilecekken, şehirlere, özellikle Sünni şehirlere, yerleştikten sonra onlara karşı başlatılan savaşın tek mağduru bu şehirlerin sakinleri oluyor.

IŞİD”in yerleştiği, genellikle Sünni şehirlerin (Musul, Tikrit, Felluce gibi) sakinlerinin neredeyse yarısından fazlası evlerini terk edip kaçmak zorunda kalmış durumda. Buralara yerleşmiş olan IŞİD militanlarına yönelik havadan veya karadan yapılan saldırılar şehrin sakinleri için hayatı daha katlanılmaz hale getirerek onları da göçe zorluyor. Bu esnada şehirler de birer harabeye dönüşüyor.

IŞİD”e karşı mücadele adı altında bölgenin bütün beşeri coğrafyası yeniden şekillendiriliyor. Bu esnada dünyada şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş büyüklükte İslamofobik dalgalar yükseliyor. Üstelik bu dalgaların dipten gelen bir desteği var: IŞİD üzerinden kamusal görünürlük kazanan ölüm pornografisi, kesilen kafalar, zorla alıkonulan kız çocukları vs.

Kabul edelim ki, İslamofobi için daha önce hiç bu kadar haklı sebepler oluşturulamamıştı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: