Prof. Dr. Yasin AKTAY

Şiddet ve siyaset

DTP”lilerin istifadan vazgeçerek siyaset kulvarında kalmaya karar vermesi sağduyunun galip geldiğini göstermesi açısından olumlu bir karardır. Esasen başka türlüsü de ne kendilerine ne ülkeye hiçbir yarar getirmeyen çıkmaz bir yoldu. Her bakımdan yanlış olan parti kapatma kararına karşı sergilenen tepkiler, haklıyken kendilerini haksız duruma sokabilecek bir havayı gittikçe hâkim kılmaya başlamıştı.

Aslında hikayeyi daha öncesine götürdüğümüzde siyaset kulvarının DTP”ye tahammül edememesi bir yana, meclise girdiği saatten itibaren pozitif ayrıcalıklara tabi tuttuğu bile söylenebilir.

Parlamentoda, siyasi misyonunu oynamak üzere ilk başlarda MHP tarafından bile kabul gören ve arzulanan varlığı, bizzat kendi eliyle misyonunun Kürt sorunu yerine sadece Öcalan ve PKK”nın temsilciliğine indirgenmesi, DTP”nin siyasallık niteliğini gittikçe azalttı. PKK”yı Kürd”e dair bütün soruların tek muhatabı olarak tesis etme çabası hem kendi kendisini gereksiz kıldı hem de başarılı olduğu ölçüde siyaset üzerinde silahlı gücün yapabileceklerine dair bir “şantaj söylemini” hakim kılmaya yöneldi. DTP kapatıldığında da parti yetkililerinin sergilediği tepki, sokak gösterileriyle bir anda bütün Türkiye”de sergilenen kontrolsüz şiddeti bir koz olarak istedikleri zaman oynayabileceklerini göstermekten başka bir anlam ifade etmiyor. Ahmet Türk taşlı-molotof kokteylli eylemleri “halk kitlelerinin partilerinin kapatılmasına karşı sergiledikleri demokratik bir tepki” olarak göstermeye çalışsa da bu, aslında istedikleri yerine getirilmediği takdirde neler yapabileceklerini gözün içine sokan açık bir tehdit de içeriyor.

PKK”nın muhatap alınmasındaki bunca ısrar da PKK”nın muktedir olduğu şiddet potansiyelinden başka bir argümana veya haklılığa dayanmıyor. PKK açılım süreci içinde silahlı bir güç olarak devre dışı kalmayı kabullenemiyor ve bu yüzden verdiği tepkilerle ancak kendi varlığının devam edebileceği bir açılım istediğini gösteriyor. Bu da bölge halkının siyasal iradesine PKK”nın sahip olduğu silahlı güç dolayısıyla bir ipotek koymayı ifade ediyor. Kendi hareket programı neyse, bölge insanını bu hareket planına uyma konusunda her türlü şiddeti sergilemekten de geri durmuyor. Şiddet uygulayabilecek güçte olmaktan dolayı talep edilen haklar bir mazlumluğun giderilmesi talebinden çoktan çıkmış, bölge halkının çoğunluğu üzerinde tam bir baskı ve zulme dönüşüyor.

Demokratik temsil kanalları tıkandığında kitlelerin sisteme küsmeleri, yabancılaşmaları, radikalleşmeleri her zaman beklenebilecek bir gelişmedir. Hak mücadelesinin şiddeti seçmesi durumunda genellikle karşı çıkılan şey haksızlığın kendisi değil bu haksızlığı kimin yaptığı olmuş oluyor. Devletin yaptığı haksızlığa karşı çıkmak adına ilgili-ilgisiz insanların canına malına kast etmeyi meşru ve kaçınılmaz gören bir hareketin haksızlığa karşı olduğu ve hedef kitleleri için bir özgürlük vaat ettiği söylenemez. Olsa olsa kitlesini ruhsuz bir iktidar aracı olarak görüyordur.

Hilal Kaplan Taraf Gazetesi”nde “Kürtlerin Kumaşı” başlıklı yazısında Gandhi”nin şiddet karşıtı hak mücadelesi ile Kürtlerin hak mücadelelerini karşılaştırmış. İşgalci İngilizlere karşı verilen mücadelede Gandhi İngiliz kumaşını tüketmeyerek ve sadece kendi yerli kumaşlarını tüketerek direnilebileceğini ve bu direnişin İngiliz işgaline karşı en etkili protesto olduğunu göstermişti. Sivil itaatsizlik düşüncesini yaratıcı eylemleriyle inceden inceye işleyen Gandhi”nin bir de meşhur tuz eylemi var. İngilizlerin üretim ve satış tekeline sahip olduğu tuzu tüketmemeye davet ettiği Hintlileri, yaptığı tarihi yürüyüşün akabinde ulaştığı sahil kenarında kendi eliyle ürettiği tuzu alternatif olarak gösterince Hindistan bağımsızlık mücadelesi çok önemli bir eşiği geçmişti. Gandhi bu mücadeleyi verirken tek damla kan dökülmemesi için azami bir gayret göstermiş kendisine yönelen şiddete mukabil adalet olsun diye bile şiddet sergilememişti. Bu sayede Gandhi mücadele ettiği İngilizler nezdinde bile bir saygınlık kazanmıştı. Oysa bugün şiddeti kendi haklılığının tek geçerli yolu olarak tercih eden PKK şiddete bölge halkından “ikna olanlar”dan başka hiç kimse nezdinde ne bir haklılık ne de bir saygınlık kazanabiliyor. Toplumun geri kalan kısmında “Kürt hareketi”nin nefretten ve intikamdan başka bir duygu uyandırmıyor olması sadece devletin propagandasına bağlanabilir mi?

Kaplan”ın bu örneğe dayanarak Kürtleri kendi mücadelelerinin “kumaşını” veya belki “tuzunu” üretmeye davet etmesi çok yerinde.

Parti kapatılması Türkiye”de neden insanların hemen sokaklara düşmelerini, hele şiddete başvurmalarını gerektirecek bir şey olsun ki? Bu hamleyi geçersiz ve etkisiz kılacak bir dizi başka siyasi kanal var. Öyle olmasaydı bugün bazı odakların DTP”den çok daha tehlikeli gördüğü AK Parti kapatılan bir dizi partinin ardından çok daha fazla güçlenerek çıkmazdı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: