Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hukukun geçerli, siyasetin geçersiz sayamadığı ses kayıtları

Yüksek yargı mensuplarının Öcalan ve PKK ile aralarındaki yasak ve ayıp muhabbetlerini ele veren ses kayıtları günlerdir yayınlanıyor. Yüksek yargıdaki yapının devam etmesini sağlamak için referandumdan “hayır” oyu çıkarmak üzere içinde YARSAV, HSYK ve Yargıtay üyeleri, BDP, Öcalan ve CHP”nin bulunduğu bir ittifakın hangi norm ve değerler üzerine oturduğu gün yüzüne çıkıyor. Korunması gereken laik kazanımların kimlerin arasında paylaşılmış bir ganimet düzenine dayandığı da anlaşılıyor.

Bu yayınların ortaya çıkışı bazılarında bu konuşmaların muhtevasında ortaya dökülen kirli ilişkilerin vahametine dair bir hayretten ziyade bu kayıtların nasıl sızdırıldığı itirazlarına yol açıyor. Yasadışı yollarla edinilmiş bilgilerin delil sayılmadığı, sayılamayacağı açıktır. Yasadışı dinlemelerle kişilerin mahrem iletişimine müdahale ederek bilgi elde etmek suçtur. Bu konuda hiç kimsenin bir tereddüdünün olmaması gerekiyor.

Özellikle Ergenekon davası sürecinde veya paralel birçok davada elde edilen bilgilerin birçoğu mahkeme kararıyla alınmış dinleme kayıtlarına dayanıyor. Mahkeme kararıyla elde edilmeyenler zaten delil sayılmadığı için savcıların bu konuda oldukça titiz bir çalışma yürüttükleri biliniyor. Belki ayın titizliğin gösterilemediği tek konu, mahkeme kararıyla elde edilen veriler arasında ilgili olmayanların ayıklanmaması hususudur. Oysa kanuna göre bu tür ilgisiz belgelerin ayıklanması ve sadece izni alınan hususların dosyaya konulması gerekiyor.

Buna rağmen, görevli veya gönüllü Ergenekon avukatlarının bu konuda kopardığı gürültüyü haklı çıkaracak bir durum yok. Ergenekon”un kamuoyunda savunmasını tesis ettiği en önemli psikolojik kampanyalarından biri bugün hemen herkesin telefonlarının keyfi biçimde dinlendiği ve bu konuda hiçbir hukuki dayanağımızın bırakılmamış olduğu iddiasına dayanıyor. Savunma bu saldırı kampanyası üzerine oturtulmuştur. 70 milyon insanın dinlendiği koca bir telekulak ülkesi haline gelmiş olduğumuz düşüncesi, kabul edelim ki, başarılı biçimde telkin ediliyor. Bu kampanyanın yarattığı korku ve paranoya ikliminde Ergenekon davasındaki bütün gelişmeler ve deliler bir anda ciddiye alınması bile gerekmeyen eften püften konular haline getiriliyor.

Oysa durum hiç de Ergenekon savunmacılarının yansıtmaya çalıştığı gibi değildir.

Doç. Dr. Aytekin Geleri”nin Stratejik Düşünce Enstitüsü için hazırladığı “Türkiye”de İletişimin Denetlenmesi” başlıklı analiz-rapor, telefon dinlemelerinde bırakınız keyfiliği, durumun son birkaç yıl içinde alabildiğine zorlaştırılmış olduğunu ortaya koyuyor. Telekominikasyon İletişim Başkanlığı”nın kurulmasıyla birlikte, eskisinden farklı olarak bütün dinlemeler tek elde toplanmış bulunuyor. Bundan önce herhangi bir postaneye bir askeri görevli gidip istediği kişi hakkında hiçbir mahkeme kararı olmaksızın istediği kadar dinlemeyi yaptırıp kayıtları istediği şekilde kullanabiliyorken, bugün bütün dinlemeler TİB merkezinde ve ancak mahkeme kararı görülerek yapılmak zorundadır. TİB”in ise kendi başına hiç kimseyi dinleme yetkisi yok. O sadece yetkili mercilerin dinlemelerinin yasalara uygun olup olmadığını denetlemekle görevlidir. Yapılan dinlemeleri arşivlemek gibi ne bir yetkisi ne de görevi vardır. Üstelik TİB bünyesinde gerçekleştirilen ve ilgili birimlere teslim edilen dinleme kayıtlarının oranında geçmişe nazaran bir artış değil aksine bir azalış sözkonusudur. Çünkü hem mahkemeler dinleme kararını daha zor veriyor hem de TİB”in bu konudaki titizliği her geçen gün kendini daha fazla hissettiriyor. Dolayısıyla bugün en azından devletin hukuku birimleri tarafından daha çok değil daha az dinleniyor olduğumuz kesin.

Peki durum böyleyse her geçen gün ortaya çıkan dinleme kayıtlarına ne diyeceğiz? Bunun cevabı aslında çok açıktır. Bu dinlemeler devlet tarafından değil, teknolojik imkanlara erişebilen şahıslar ve birimler tarafından yasadışı yollarla yapılmaktadır ve bu verilerin mahkemede delil olma değeri de yok zaten. Üstelik ironiye bakın ki yasadışı dinlemeler üzerinden bir korku imparatorluğuna gittiğimiz yönünde kampanyalar yürüten Ergenekon sempatizanlarına en çok isnat edilen suçlardan biri de bu dinleme cihazlarından edinerek istedikleri kişiler üzerinde nüfuz alanı oluşturmak üzere kullanılmak üzere yasadışı dinlemeler yapmak.

Levent Ersöz”un Jandarma istihbaratın başındayken ne kadar insanı keyfi olarak dinlettiği bilinmiyor ama yakalanan arşivlenmiş kayıtların sayısı binlerle ifade ediliyor. Onun dışında daha birçok tutuklu sanıkta yasadışı fişleme, teknik takip, telefon dinlemesi ve şantaj kayıtları bulunmuş ki, bu durumda yasadışı dinlemelerle ilgili herkesin konuşma hakkı varsa da Ergenekon sanıklarının ve savunucularının hiçbir hakkı yok dense yeridir. En son Mehmet Baransu Taraf gazetesinde Genelkurmay tarafından PKK”yı dinlemek üzere (Genelkurmayın böyle bir cihaz alma ve başkalarını dinleme yetkisi yok) alınmış cihazın PKK dışında iki bin kişiyi dinlettiğini ortaya çıkardı. Esas sorun olan bu kayıtlar ve aslında Ergenekon davasında olsun, 12 eylül referandumunda olsun bütün çaba insanların keyfi olarak dinlemelerini engellemekten başkası değildir.

Yargı mensuplarının ses kayıtlarına gelince… Bu kayıtlar yasadışı tutulmuş olabilir, ama tıpkı Deniz Baykal”ın kasedi gibi hukuken bir geçerliliği olmasa da siyaseten geçerliliği ve sonuçları kaçınılmaz olan kayıtlardır. Sonuçta deşifre edilen ilişkiler ahlaki açıdan dinlemenin kendisinden daha ağır basınca, savılan felaket daha ağır olunca, kimse dönüp bilginin nerden geldiğine bakmıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: