Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hukuka tünel kazıp hapisten adam kaçırmak

Türkiye’de hukuk sisteminin tefessüh edişinin resmi, insanların haklarını savunmak veya hukuk yolundan bir kazanım elde etmek için bir avukat tutmak yerine bir hakim tutmayı daha geçerli bir yol olarak benimsemeleridir.
Bir hakim tutmanın daha geçerli ve daha sonuç alıcı bir hale gelmesi kadar yaygınlaşması ve kolay erişilebilir hale gelmesi aslında hukukun hiç bir kıymeti harbiyesinin kalmadığı anlamına geliyor.

Hukukun üstünlüğü dediğimiz şey, hakimlerin veya yargıçların elde ettikleri bir yetkiyi sınırsız kullanabilmeleri anlamına gelmiyor elbet. Hakimin karar yetkisini elinde istediği şekilde kullanabileceği bir araç, bir silah gibi görmeye başlaması tam bir sapkınlık halidir ve zaman zaman bu sapkınlığın ortaya çıkması bir patolojik durum olarak görülebilir.
Oysa hukukun üstünlüğü, hukukçunun değil, aksine hukuk idealinin üstünlüğü anlamına geliyor ki, bunun birincil şartı hukuk prosedürlerinin şeffaf, herkese açık ve sonuçlarının kolay öngörülebilir olmasıdır.

Bu, davaların yargıcı kim olursa olsun, davadaki delil ve iddia durumuna göre sonuçların hukukçu olmayanlar tarafından bile kolaylıkla öngörülebilir olmasını gerektiriyor.
Aksi durum, davalara bakan yargıcın kim olduğu veya yargıya konu olanın kim olduğuna göre neticelerin değişmesi veya hatta davaya dair kararın yargıçlar tarafından bile değil, onlara da başka bir merkezde verilen talimatlarla belirlenmesidir.
Bu durumda yargı kararları ya yargılananların dosya durumuna hiç bakılmaksızın tamamen yargılayan veya yargılananların kimliğine bakılarak kolaylıkla öngörülebilir ki, burada öngörülebilirlik normal şartlar altında sahip olabileceği hiç bir olumlu değere sahip değildir.

Başka bir ihtimal da talimatlar dosya durumuna göre değil de dışarıdan talimatlarla veriliyor olduğu için sonuçlar üzerindeki belirsizliğin hukukun üstünlüğünü tamamen tüketme ihtimalidir.
Eskiden beri Türk yargısının böyle bir maluliyeti vardır. Ancak itiraf etmek gerekir ki, paralel yargının oluşturmuş olduğu fiili durumlar yargıdaki kaotik durumu ve belirsizliği azami derecede artırmıştır. İnsanların bir avukat yerine paralel yapıya mensup bir hakim ayarlamanın yargıdan istenen sonucun alınmasında daha belirleyici olduğuna dair kanaatleri giderek kulaktan kulağa yayılan, herkesin bildiği büyük sırra dönüşmüş. Biraz da üzerinde durulduğunda bu yaklaşımın bütün yargıyı bir kangren gibi kaplamış olduğu her geçen gün ortaya çıkan örneklerle çok daha iyi görülüyor. Himmet çarkına gereken harçların ödenmesi, Hizmet örgüsüne tabiiyet yargı mekanizmasını işleten en önemli müessir haline gelmiş oluyordu. Esasen medya ve polis teşkilatındaki uzantılar dolayısıyla yargı konusunda ihtiyaç halinde gerekli deliller veya algılar yargıçların ellerini kolaylaştırmak üzere ustalıkla istihdam edilebiliyordu. Haşiye, Selam-Tevhid gibi davalarda bu mekanizmanın nasıl çalıştığı, bizzat tezgahın kurbanları tarafından ortaya konulabildi. Hukukun bu şekilde katledilmiş olduğu 7 Şubat, 17-25 Aralık hadiseleri olmasaydı büyük ihtimalle kolay fark edilmezdi. Ama ilahi adalet illa ki katilleri şaşırtır ve kurbanının ahını yerde komaz. Hukuk katliamı yapanların doymak bilmeyen iktidar hırsları onları daha fazlasını talep etmeye sevk ederken büyük hatalar yapmalarına da yol açar.
17 Aralık, katledilip yüzeye defnedilmiş hukuk cesedinin ortalığa çıkmasına sebep olmuştur. O andan itibaren herkes işlenen cinayete tanık olmaya başladı. Sonraki hal, şimdiye kadar iyi insan rolü oynayarak toplumda yer edinmiş olan seri katilin artık hiç bir şey gizlemeye çalışmadığı, bütün kötülüğüyle meydan okuyucu küstah bir pervasızlık hali.

Paralel yargının tam bir kamikaze saldırısıyla hapisteki arkadaşlarını kaçırmaya çalışması artık kendileri açısından da gizlenecek hiç bir şey kalmamış olduğunun bir ifadesi. Tünel kazıp hapisteki arkadaşlarını çıkarmaya çalışmak ile bu yolla yapılan işlemler arasında neredeyse hiç bir fark yok.
Hapiste resmi görevli biriyle işbirliği halinde yapılmış bir teşebbüsün değerlendirmesi de cabası. Yakalandığında neticesi ne ise bu işlem esnasında yakayı ele verenlerin akıbeti de budur.

Yargıda adaleti tesis etmekle görevlendirilmiş hakimler, görev yetkilerini adaleti tesis etmek yerine içerideki örgüt arkadaşlarını, yine örgütten aldıkları talimatlar doğrultusunda gözetmek ve gereğinde görevli olmadıkları yerlere de dalarak kaçırmak için kullanmışlardır. Olayın bu basitliği, açıkçası, konuya hukukun üstünlüğü gibi daha çetrefil bir mevzudan girmeyi bile gereksiz kılıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: