Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hollande’dı Bush’u oynamaya tahrik ve Fransa’nın paradoksu

Paris’te Charlie Hebdo çalışanlarına ve bilahare bir markete yönelik saldırıların ardından yazılanlara, söylenenlere bakılırsa Fransa’nın bir saldırıya maruz kalmaktan ziyade bir yere ikna edilmeye çalışılıyor olduğu anlaşılıyor.

Daha ilk dakikalardan itibaren, bilhassa Amerikan cenahından, saldırının Fransa’nın 11 Eylül’ü olduğunu söylemeye çalışanlara karşılık Fransa içinden veya dışından birilerinin “o kadar abartmayalım, ne ölenlerin sayısı itibariyle ne de saldırıların tarzı itibariyle 11 Eylül’le benzetilecek bir tarafı yok” diyerek ortalığı sakinleştirmeye çalıştığı dikkat çekiyor.

François Hollande’ın olayın hemen ardından “biz bir dinle savaş halinde değiliz, saldırganların İslam’la ilgileri yok” şeklindeki açıklaması, olayın Fransa’yı sürüklemeye çalıştığı yer hususundaki farkındalığını gösteriyor. Ancak Hollande’ın bu farkındalığa dayalı siyasette ısrar etmeye ne kadar dayanabileceği meçhul görünüyor. Zira Paris saldırısını 11 Eylül’e benzetenler belli ki Hollande’dan 11 Eylül saldırıları sonrasında Bush’un rolünü oynamasını bekliyorlar.

Oysa o savaş ABD’yi terörle mücadelede hiç de başarılı çıkmadığı, halen faturasını ödemeye devam ettiği bir batağın içine sürüklemişti. Irak’a bir dizi uydurma delillere dayandırılan suçlamalarla açtığı savaş Irak’ın masum yüzbinlerce insanının ölümüne yol açmış, yanısıra çok sayıda Amerikan askerinin hayatına mal olmuş bir savaş olmuştur.

Gelinen durumda hiç kimse Irak’ta terörle mücadelede ilerleme kaydedilmiş olduğunu söyleyebilecek durumda değil. Bugün için terör Irak’ta da dünyanın her yanında da daha büyük bir tehlike ise bunda Bush’un 11 Eylül sonrası içine girdiği ve bütün dünyayı soktuğu panik atak hali en önemli sebeptir. Dünyanın bu halinden faydalanan birilerinin olduğu muhakkaktır ama bundan bir devlet ve toplum olarak ABD’nin kârlı çıkıyor olduğunu söylemek mümkün değil.

Paris saldırılarının Fransa için bir 11 Eylül olduğuna ikna etmeye çalışan aklı evveller, muhtemelen Fransa’yı 11 Eylül’de Amerika’nın saplandığı batağın aynısına saplamaya çalışıyor. O yüzden Fransa’nın verdiği tepkiyi yetersiz buluyorlar.

Wall Street Journal’dan John Vinocur, Hollande’ın Charlie Hebdo saldırısı dolayısıyla bizzat İslam’ı veya İslamcılığı suçlamamakta ısrar ederek büyük bir hata yaptığını söylüyor. Ona göre en az on yıl sürecek olan bir savaş kapıdayken ve bu saldırı o savaşın bir parçası iken Hollande’ın saldırıyı basitçe “gericilik” olarak nitelemiş olması fazlasıyla “yumuşak” bir siyaset.

Vinocur’un bu yorumları tek örnek değil elbet. Hollande’ı ve Fransa’yı 13 buçuk yıl önce Bush’u bindirdikleri dolmuşa bindirmeye çalışıyorlar. Belki Bush’un kendisi, mensubu olduğu kamplar dolayısıyla o dolmuşa bilerek biniyor, hatta belki de o dolmuşu bizzat işletiyordu. Ancak bugün Bush’un Amerika’yı sürüklemiş olduğu bu maceranın kendi ulusuna yaramış olduğunu hiç kimse söyleyemez.

11 Eylül’ün akabinde girişilen Afganistan işgali de Irak işgali de ne Amerika’nın “milli çıkar”ına hizmet etmiş ne de saldırının görünür amaçlarına ulaşmakta en ufak bir fayda sağlamıştır. ABD’nin sürüklendiği bu savaş yüzünden dünya hala daha büyük bir terör sarmalının içinde çırpınıp duruyor. Bu Haçlı seferinin ABD’ye olan maddi ve manevi maliyetinin ise bugün hesabını tutmak bile mümkün değil.

Fransa’yı bu olay vesilesiyle İslam’a karşı böyle bir savaşa sürüklemek isteyenlerin Fransa için iyi bir şey istediklerini söylemek bu yüzden mümkün değil. Fransa halihazırda Avrupa’da en fazla Müslüman vatandaşa sahip ülkedir. Asgari yüzde 7,5’luk vatandaş sayısına mukabil, bir süre önce yapılan anketlerde halkı Müslümanlara karşı tutum bakımından (yüzde 73 ile) en olumlu duran ülke olduğu görülüyor.

Müslüman vatandaşlarının önemli bir kısmı eski sömürge ülkelerinden olan Fransa’nın bu olaylar dolayısıyla bu bölgelere daha fazla eğilmesi isteniyor olabilir. Ancak Fransa’nın içinden geçmekte olduğu ekonomik zorluklar dolayısıyla bu ülkelere yönelik askeri varlığını artırması çok daha büyük krizlere saplanmasına yol açacaktır. Açıkçası, Fransa’nın mevcut durumu onun böyle bir maceraya hazırlıklı olmadığını da gösteriyor.

Rasyonel bir değerlendirmeyle bu bekleneni yapamayacak olan Hollande yönetimindeki Fransa üzerinde uygulanan bu İslamofobik tahrikler, o yüzden bir tek Fransız sağının yükselişine yol açıyor. Ancak yükselen aşırı sağının bugünün Fransa’sı üzerindeki baskılara boyun eğmeden, dolayısıyla Fransa’yı o beklenen tehlikeli maceraya sürüklemeyen bir vaatte bulunması da mümkün değil.

İktidar kavgasında avantaj elde etmenin yolunun Fransa’nın kötülüğüne razı olmaktan geçiyor olması, Fransa’nın en büyük paradoksu.

Umarız Fransa bu paradoksu hem kendisine hem dünyaya en az zararla aşar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: