Prof. Dr. Yasin AKTAY

Himmet paralarıyla Türkiye gerçekliğini tahrif

Türkiye”de demokratikleşme alanında son günlerde atılan hiç kuşkusuz ilerici adımlar ile bu adımların dış dünyaya aksettirilişi arasında tam bir uçurum var. Gerek HSYK düzenlemesi gerekse internetle ilgili düzenlemeler, ayrıntılarına vakıf olan hiç bir demokratın veya insan haklarına duyarlı hiç kimsenin itiraz edemeyeceği, ileri adımlar olarak değerlendireceği düzenlemeler.

Ne ABD ne de AB ülkelerinin hiç birinde hakimler ve savcıların bizdeki gibi halkı veya siyaseti devre dışı bırakarak kapalı devre seçildiği örnekler yok. ABD”de hakimler, savcılar, şerifler doğrudan halkın seçimiyle ve belirli bir süre için göreve gelir.

Seçimin belirleyici olmadığı hiç bir makam yoktur orda. Hiç kimse de seçimle gelince, objektif olması gereken bu makamlar gereğinden fazla siyasallaşır diye bir endişe taşımıyor. Aksine bu tarz bir siyasallık, tarafsızlığı, siyaset üstü iddiası taşıyan bir süreçten daha fazla temin ediyor.

Avrupa ülkelerinin bir çoğunda da doğrudan halk tarafından değilse bile adalet bakanlarının veya seçilmiş meclislerin hukuk bürokrasisini belirlemede daha etkili olduğu bir gerçek. HSYK ile ilgili düzenleme bu açıdan bakıldığında demokrasilerde kabul gören standartlara Türkiye”yi daha fazla yaklaştırıyor. Olayın aslını ABD veya AB ülkelerinde öğrenip de itiraz eden kimse olmuyor, ama herkes olayın aslını öğrenmeyi dert etmiyor, ilk gelen haberlerle kanaatini oluşturuyor.

İnternet yasasıyla ilgili dış basında yer alan haberlere bakıldığında bu kadar dezenformasyonun nasıl başarılabiliyor olduğuna hayret etmemek mümkün değil. Son derece saygın sayılan medya kuruluşları Türkiye sözkonsu olduğunda olayın aslını öğrenmeyi hiç önemsemeden yapılan düzenlemeleri “internete sansür”, “iktidarın ifade özgürlüğünü keyfi biçimde kısıtlama yetkisini alması” gibi başlıklar altında sunuyor. Bu başlıkların altındaki metinlerde bulduğunuz detayların çıkan kanun metniyle hiç ilgisi yok.

Neticede internet yasasının iktidara istediği siteyi keyfi biçimde kapatma yetkisi verdiği yok. Bunu nereden çıkarıyorlar? Aksine internette bir sayfaya hangi durumlarda müdahale edileceği net bir biçimde tanımlanmış, hiç bir keyfi muameleye yer yok.

1. “Kişilik hakkına saldırı” (küfür, hakaret, aşağılama) halinde kişi sulh ceza mahkemesine gider ve uygun görülürse 24 saat içinde verilen kararla sadece ilgili sayfa yayından kaldırılır. Sonradan (bu düzenlemeyle bypass edildiği söylenen) mahkeme bu uygulamanın uygunsuzluğuna karar verirse o sayfa yine yayınına devam eder.

2. Özel Hayatın Gizliliği söz konusuysa: (Yasadışı dinleme/görüntüleme, kişisel verilerin paylaşımı, vb.) Bu tip bir ihlalde yaşanacak gecikmenin mağdur için telafisi mümkün değildir. Bu nedenle mağdurun talebiyle “tedbiren ve geçici olarak erişim engelleme” imkânı sağlanmıştır. Nihai karar ise 48 saat içinde Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilir.

Yani iddia edildiği gibi mahkeme tamamen devre dışı bırakılmamakta, sadece telafisi mümkün olmayan durumlar olmaması için yayının geçici olarak durdurulması sözkonusu. Aslında bu tür düzenlemeler konusunda Türkiye ABD ve AB ülkelerinde varolan uygulamalara nazaran gecikmiş bile sayılır. Çünkü muhtemelen çok daha ağır düzenlemeler bu ülkelerde çok önceden var.

Buna rağmen bizzat bu ülkelerin basını yapılan düzenlemenin içeriğine bakmaksızın Türkiye”den atılan her adımı ya sansür veya ifade özgürlüğünün kısıtlanması olarak yansıtmaktan geri durmuyorlar. Aslında sebebi gayet basit. Bu haberler neticede bu haliyle Türkiye içinden üretilip, zaten Türkiye aleyhine herhangi bir haberi satın almaya çok hazır bir müşteri kitlesine servis ediliyor.

Bir “Türkiye efsanesinin çöküşü” hikayesinin her zaman Avrupa ve Amerika”da, hatta Ortadoğu ülkelerinde hazır bir müşteri kitlesi vardır. Farklı sebeplerle bu müşteri kitlesi demokratik, gelişmiş, ilerlemiş bir Türkiye”nin çöküşünü dört gözle bekleyen, umut eden, isteyenler vardır.

Kuşkusuz aynı coğrafyalarda bunu istemeyenler ve gerçek olması halinde bu haberlere üzülecekler de vardır. O tür insanlar zaten olayın aslını merak edip öğreniyorlar ve tek üzüldükleri şey Türkiye”nin yakından takip ettikleri gerçekliğiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu haberlerin üretilebilmesi oluyor.

İnternet yasası şimdiye kadar benimsenmiş en iğrenç muhaberat taktiklerine karşı basit bir hukuk devleti tedbiridir. İnternet yasası kişilik hakkını, özel hayat hakkını geliştiren basit bir tedbirdir.

Anadolu”nun masum ve samimi esnafından “hizmete himmet” bahanesiyle toplanmış paralarla finanse edilen yayınlar işi gücü bırakmış Türkiye gerçekliğini çarpıtmakla uğraşıyor. Her bir kuruşunda Anadolu insanının emeği bulunan, yıllar içinde oluşturulmuş bütün uluslararası networklar Türkiye gerçekliğini başka türlü yansıtmak üzere kullanılıyor şimdilerde. Bu esnada başta paralarını topladıkları o samimi dindar insanlar olmak üzere bütün Türkiye”ye nasıl bir ihanetin içinde oldukları umurlarında bile değil.

Türkiye”yi bir muhaberat devleti olarak resmediyorlar. Oysa yapılan düzenlemeler tam da kendilerinin arzuladıkları ve kısmen uyguladıkları bir muhaberat rejiminin etkilerini bertaraf etmeye çalışmaktan başka bir amacı yok.

Kimsenin özel hayatını istedikleri gibi dikizleyip yayımlayamayacaklar artık, buna itiraz ediyorlar. Kimsenin şahsiyetiyle, haysiyetiyle istedikleri gibi oynayamayacaklar, haysiyet ve şahsiyet suikasti yapamayacaklar, buna itiraz ediyorlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: