Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hesaplaşmadan helalleşmeye doğru

“Şimdi ayrıştırmanın değil, bayramlaşmanın, hesaplaşmanın değil helalleşmenin zamanı.”

Başbakan Erdoğan”ın teşekkülü tamamlanan âkil insanlar heyetinin ilk toplantısında yaptığı konuşmada kullandığı bu ifade, bana kalırsa, sürecin sağlığını temin eden en önemli ifade. Aslında Türkiye”nin kültürel ve manevi derinliğine güvenilerek yola çıkılmış olması, sürecin en güçlü yanlarından biri. Bu manevi derinlik içinde sorunların çözümünün tamamen basitleştiği, ağırlığının yok olduğu, onun yerine daha güçlü bir ortaklığın ağırlığını hissettirdiği bambaşka bir düzey var.

Allah”ın insanlar üzerinde en iyi gösterdiği mucizelerden birisi de düşmanlardan kardeşler yapabilme kudretidir. İslamiyet”ten önce birbirinden nefret edecek, birbirleriyle görünürde paylaşacak hiç bir şeyleri olmayacak, birbirlerine her fırsatta kılıç çekecek kadar birbirlerine uzak, birbirlerine düşman insanlardan kısa bir süre içinde bir kardeşler topluluğunun oluşmuş olması, Allah”ın mucizelerinden biri olarak zikredilmiştir.

Aslında, çok şükür, 30 yıldır yaşamakta olduğumuz terör sorunun ve 90 yıllık Kürt sorununun arkaplanında bu ölçekte bir düşmanlık yok. Sığ bir ulusalcılık anlayışıyla sorunu yaratan devlet anlayışı aradan çekildiğinde Türkiye”yi oluşturan unsurlar arasında giderilemeyecek, çözülemeyecek bir sorun yoktur. O devlet anlayışı aradan kaldırıldığında, kaldırılabildiğinde, hiçbir sorunun gerçek bir derinliğinin olmadığı görülüyor.

Ne var ki o sığ devlet anlayışının ideolojik aygıtlarıyla 30 yıl boyunca etkilediği kitleler var. Büyük çoğunluğu aslında devam etmekte olan kavgadan doğrudan bir kazancı veya kaybı olmadığı halde o kitlelere savaşın, kavganın tarafgirliği yüklenmeye çalışılıyor. Sürdürülmek istenen bir kan davasını sahiplenmeye zorlanıyorlar. Doğrudan çatışan veya çatışmadan zarar görmüş veya görmekte olan unsurlar davanın bitmesini istiyor artık ama bu sefer tuzu kuru olanların yüklendiği hamaset kan davasını sürdürmeye kışkırtıyor.

Veda hutbesinde Peygamberimizin faizin yanı sıra ayaklarının altına aldığı en önemli cahiliye davranışı da kan davasıydı. Kan davası tam bir cahiliye adetidir, insanlığın en dibe doğru alçalmasına yol açan en ilkel duygularından türeyen bir dava biçimidir ve ondan hiçbir zaman adalet sadır olmaz. Bugün hesaplaşma diye dava güdenlerin gönlünden geçenin adalet değil kan davası olduğu hiçbir şekilde gözden kaçmıyor.

Bir sorun kan davasına dönüştüğü andan itibaren, insanlığın bütün değerlerini emen, yok eden bir cendereye, bir batağa dönüşmesi mukadder olur. İşin kötü tarafı, bir süre sonra kanın sahipleri davayı kendi istekleriyle değil çevreden onlar üzerinde ideolojik-mahalli baskılar kuranların marifetiyle sürdürmek zorunda kalmalarıdır. Bugün Kürtler de Türkler de böyle bir cahiliyenin içinde daha fazla çırpınmamanın yoluna bakıyor ama olayın tuzu kuruları, savaş tüccarları kavganın devamının bir şeref, şan ve haysiyet meselesi olduğunu telkin etmeye çalışıyorlar.

Oysa böyle bir cahiliye batağına saplanıldığı andan itibaren ondan kurtulmanın tek yolu helalleşmektir. Bu sürekli hesaplaşmayı telkin eden alışıldık çatışma-çözüm yönetimlerinde pek dikkate alınmayan bir yol, ama emin olun çok hayırlı bir yol. Bu yolun devamında tam bir selamet ve bereket vardır.

Âkil insanlar heyetinin oluşumu ve ilk toplantısını yapmasıyla süreçte yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. Bu heyetin görev tanımının her birinin zaten sahip olduğu bir tarza, ağırlığa ve kaliteye dayanacağı anlaşılıyor. Liste kim ne derse desin, son derece dengeli, kuşatıcı ve derinlikli bir liste. Aslında bu isimlerin süreci yönetme gibi bir rolü olmasa da, bizzat bu listenin teşekkülü ve toplantılarını yapması sürecin toplumsal dayanağının iyice güçlendirileceği yepyeni ve farklı bir imkan sunmuştur. Bu da hayır umarak ve hesaplayarak yola çıkıldığında yolun hiç hesaplanmayan imkanlarla bezenmiş olduğunu gösteriyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: