Prof. Dr. Yasin AKTAY

Her göz kırpanın peşine “devrim” diye takılmak

Gezi Parkı olayları hiç kuşkusuz her bakımdan değerlendirilmesi gereken boyutlar içeriyor. Geleceğin siyaseti bu olayla birlikte ortaya çıkan toplumsal taleplerin dilini, bu hareketlere katılan toplumsal kesimlerin sosyolojisini hesaba katmak zorunda kalacaktır. Bunu hesaba katmak, bu hareketlenmelerin tabiatını incelemek sadece yeni toplumsal kuşakların taleplerine karşılık verecek masum bir siyasetin yapacağı veya yapmakta olduğu bir şey değildir. Sosyoloji veya siyaset bilgisi sadece topluma hizmet aşkıyla yanıp tutuşmakta olan insanlara açık bir bilgi değildir.

Tam da bu aşamada bilginin her zaman aydınlatıcı bir şey olmadığını, insanın kendi nefsinin esiri olmasının da başkaları üzerinde iktidar kurmasının da bir aracı olduğunu hatırlamakta fayda vardır.

Gezi Parkı”ndan dersler alınması gerektiğini bilhassa hükümetin dersler alması gerektiğini söyleyenlerin çoğu en başta kendilerinin oradan almaları gereken yığınla ders olduğunu görmüyorlar bile. Oysa bu olay bütün boyutlarıyla incelendiğinde her aşaması kendileri için ibret sahneleriyle dolu.

Gezi Parkı hadisesinde münhasıran park civarında toplanan ve meramlarını bu mekanda ifade etme yolunu bulanlar, hadisenin toplamından ufak çaplı “bir devrimin göz kırpışı” sonucunu çıkarıyor ve bunun havasını atıyorlar, ama eylemlerinin şiddet ve Vandalizm olarak ifade edilmesinden rahatsızlıklarını ifade ediyorlar.

Oysa Gezi eylemlerinin bu kadar ses getirmesinin, dünyada duyurulmasının ve bütün ülkenin gündeminde bu kadar yer tutmasının sebebi tam da o şiddet görüntülerinden başkası değil. Ortada, yüzün üzerinde belediye otobüsü, 300″e yakın özel araç ve yüzlerce işyerinin tahrip edildiği, yarısı polis olmak üzere 1000 kadar insanın yaralandığı ve ortalığın savaş alanına döndüğü görüntüler olmasa Gezi Parkı etrafında ifade edilen taleplerin sivil toplumun rutin talepleri düzeyinde kalacağını herkes tahmin edebilir. Böyle kaldığında ise ne Y kuşağı gençliği üzerine ne kent siyasetine katılım üzerine ne de yaşam tarzları siyaseti üzerine o kadar çok çözümleme duyacaktık.

Dolayısıyla, Gezi Parkı eylemleri seslerini duyurmak için baştan itibaren şiddeti bir araç olarak tercih etti. Baştan itibaren Vandalizm ile araya mesafe konmaya çalışılmadı. Çünkü Gezi Parkı eylemi varlığını, sesini, gücünü hep o şiddete borçlu hissetti, haksız da sayılmazdı bunda. O yüzdendir ki, sürekli olarak polisin orantısız şiddetine yüklenilirken bir kez bile terörle iç içe olduğu aşikar örgütlerin rutin eylem biçimi olarak polisle şiddet gösterilerine toz dokundurulmadı.

Polisin şiddeti olayın gündemde kalmasını, dünyaya duyurulmasını sağlıyor, ama polisin şiddetini harekete geçirmek için de çalışmak gerekiyor. Polis şiddetinden dolayı bir mağduriyet söylemin girişmesi tek kelimeyle sahtekarlık, ama bu işte hedeflenen neticeyi almak için ihtiyaç duyulan bir sahtekarlık. Tabi işin acı tarafı, “devrim” yolunda taktik olarak benimsenen bu sahtekarlığın bir karakter haline gelmesinin kaçınılmaz olması.

İçlerinde ukde kalmış bir devrimin hayalleri Gezi Parkı eylemleri vesilesiyle depreşmeye başlamış eski tüfek solcuların bugünlerde sergiledikleri performans da ayrı bir ibretlik durum. Bu hareketin maliyeti ve nereye götürdüğü hususunda hiç bir öngörüleri olmadığı açık. Gezi eylemlerine gençlerin katılımına yaptıkları övgüler, güzellemeler bir siyasi tartışmanın konusu olmaktan ziyade psikanalitik bir incelemenin konusu olacak türden. Açıkçası, altmış, yetmiş, seksenlerin sol kuşaklarının dünya ile ilgili gerçekleşmemiş hedeflerinin ahir ömürlerinde 90 kuşağına haddinden fazla idealize edilerek yüklendiği görülüyor.

Oysa yine kendilerine destek aramak üzere başvurulan dünyaca ünlü Fransız Komünistlerden Alain Badiou onları haklı olarak ve yol yakınken uyarıyor:

“Biz Fransa”nın emperyalist Batının diğer ülkelerinin entelektüel ve militanları sizden bizimkine benzer bir durumun ortaya çıkmasından sakınmanızı rica ediyoruz. Size, sevgili Türk arkadaşlarımıza diyoruz ki; bize yapacağınız en büyük iyilik bu ayaklanmanızın sizi bizim olduğumuzdan daha farklı bir yere götürdüğünü kanıtlamanızdır yani bugün bizim maddi ve entelektüel anlamda çürüyen yaşlı, hasta ülkelerimizin imkansız kalacağı bir durum yaratmaktır” (www.yarinhaber.net)

Ne dersiniz, daha önce defalarca darbecilerin oyuncağı olarak cuntacıların yollarına taş döşeyen eski tüfek solcuların tecrübesi ve rehberliği bugün sokaklarda alkışladıkları gençleri farklı bir maceraya sürüklenmekten kurtarmaya yeterli gibi görünüyor mu?

Badiou, Gezi Parkı eylemcilerine şu soruları da sormayı ihmal etmiyor:

“Türkiye”de  Fransa”da da görüldüğü ve tekrarlanabileceği gibi din karşıtı kesimlerin  de hizmet ettiği kapitalist oligarşiyi mi yıkmak istiyorlar? Ya da merkez Batı ülkelerinde orta sınıfın yaşadığı gibi mi yaşamak istiyorlar? Hareket toplumsal eşitlik ve özgürlük fikriyle mi yönlendiriliyor? Yoksa Batı-tarzı bir “demokrasinin” temel dayanağı olan ve sermayenin otoritesine tamamıyla bağlı olan yerleşik bir orta sınıf yaratma arzusu mudur?”

Bu sorular sonuçta bir yerinden “faiz lobisi”ni hatırlatıyor olmalı. Gezi Parkı eylemlerinin sonuçta celp ettiği ittifakın içinde en başta Türkiye”nin faiz şampiyonları olduğu sadece başbakan Erdoğan”ın bir iddiası değil, bizzat kendilerinin verdiği resim de söylüyor bunu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: