Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hedefini arayan tepkiler ve DTP”nin dili

Terör olaylarına karşı halk “toplumsal refleks” göstermeye davet edildiğinde bu refleksin nasıl bir sonuç vereceğini kestirmek, bunun her zaman istenen sonucu vereceğine emin olmak mümkün değildir.

Adı üstünde refleks bir tür duygusal tepkidir ve kitleler duygularını göstermeye davet edildiğinde, devreye kitlelerin dalga boyundaki davranışları giriyor. Kitlelerin bir devlet politikası için destekleri isteniyorsa, ki bu dünyanın her yerinde ve her zamanında olabilecek bir şeydir, bu konuda sergilenmesi istenen refleksin doğru hedefini bulması için çok net bir yönlendirmenin olması lazım, yoksa refleksin hiç de arzulanmayan bir hedefe yönelmesi an meselesidir. Çünkü refleks duygusal bir tepkidir, aklın ve sağduyunun devre dışı kaldığı bir otomatik davranıştır.

22 Temmuz seçimlerinden önceki bağlam içinde Genelkurmay bildirisiyle yapılan refleks davetinde hedefin doğrudan hükümet olduğu bile düşünülmüştü. Genelkurmay istediği kadar hiçbir resmi açıklamasında böyle bir şeyi kast etmediğini söylemiş olsun. O yüzden o eylemler toplumun geniş kesimleri arasında çok gergin bir hava yaratmıştı. Oysa bugün benzer bir davet pekâlâ hükümetin de desteğini alarak yapılıyor ve sonuçta bu davete asker, hükümet ve halkın uyumlu bir sesini yansıtan bir icabet gerçekleşiyor.

Halk tabii ki yine sergilediği refleks konusunda yeterince bilgilendirilmiyor. Ama tepede asker ile hükümet arasında veya devletin farklı birimleri arasında bir uyumsuzluk olmadığı izlenimiyle tepkilerini ortaya koyarken bu refleksler en azından toplumun geniş kesimleri arasında bir krize yol açmıyor. Tam da bundan dolayı bu tepkiler çok daha geniş bir toplumsal katılımla gerçekleşiyor.

Tepkilerin toplumsal tabanı genişledikçe halktaki beklentilerin dönüp iktidar üzerinde bir baskı oluşturması kaçınılmaz oluyor. Halkı refleks göstermeye davet edenler bir süre sonra halkın gösterdiği tepkilerin yarattığı beklentilere cevap vermek zorunda kalıyorlar. İktidar hep tepedekilerin alttakilere uyguladıkları bir baskı değildir. Alttakilerin üsttekilere uyguladığı baskı ve buna cevap verme mecburiyeti modern iktidar biçimlerinin en önemli özelliğidir. Kendi siyasetlerini kolaylaştırmak üzere yardıma çağırdıkları kitlelerin taleplerinin esiri olmak bir iktidar için hiç de azımsanacak bir ihtimal değildir. Bugün için böyle bir ihtimal belki çok yakın sayılmaz, ancak terör olaylarıyla ilgili krizin idaresi esnasında sergilenen siyaset dolayısıyla bir erken uyarı görevimizi yerine getirmiş olalım.

Teröre karşı tepkiler geniş bir yaygınlık kazandıkça somut bir hedefe yönelmek ister. Maçlardaki coşkuları veya düğündeki şenliği bile silah patlatarak sergileyen bir kültürümüz var. Birçok ilde başta uzak bir hedefe yönlenen öfkeli tepkiler hızla tatmin etmemeye, giderek yakın bir hedef aramaya yöneliyor.

Bu arada DTP”nin PKK”ya terörist demekten ısrarla kaçınması, DTP”nin dağdakilerin meclisteki temsilcileri olduğuna yeterli bir delil sayılıyor ve bu sayede aranan hedef bulunmuş gibi oluyor. Bütün öfkeler henüz açıkça olmasa da açık veya gizli imalarla bu hedefe yönelmeye başlıyor. DTP”liler de bu algıyı bilip gördükleri halde durumu daha da zorlaştıracak ifadelerden hiç kaçınmıyorlar.

Bu da ayrı bir sorun, ama ondan önce DTP”lilerden beklenen söz ve tavırların onları kendi seçmenleri nezdinde bir tür itirafçı konuma sürükleyeceğinin, çok zor da olsa, görülmesi gerekiyor. DTP”liler basitçe ve sadece İmralı”nın teröre ayarlı taleplerini gözetiyorlarsa sorunları tabi ki çok daha büyüktür. Ama İmralı”yı dinlemeseler bile kendi seçmenleriyle aralarında kuşkusuz var olan o iletişim dilinin gereklerine uyarken onlardan bir CHP”li gibi veya hatta bir AK Partili gibi konuşmalarını beklemek de gerekmiyor. Söylemek belki kolay değil, ama DTP”nin “PKK terör örgütüdür” dediği taktirde kendi seçmenleriyle arasındaki dili kaybedeceği de ayrı bir gerçektir

Bunu söylerken şunu da göz ardı etmiyorum. PKK”nın terör eylemleri düzeyindeki faaliyetleri bölge halkı nezdinde artık hiçbir sempati oluşturmuyor. Aksine özellikle son eylemlerin ne Kürt sorununa ne de bölge halkının herhangi bir duygusuna hiçbir şekilde olumlu yönde hitap etmediği de kesindir. O yüzden PKK”nın son eylemleri, kendini şimdiye kadar tanımladığı Kürt sorunu çerçevesinden fersah fersah uzakta, tam “servis işi” türünden eylemler. Üstelik bugünkü hükümetin bölgedeki sosyal politikaları sayesinde PKK”nın mazeret zemini gittikçe yok olmaya bile yüz tutmuştur. Yine de azımsanmayacak bir destekle DTP”yi meclise gönderen bir toplumsal taban vardır ve bu tabanın temsil veya himayesinin PKK”ya bırakılmaması ince bir siyasal iletişim dili gerektiriyor. Belli ki DTP bu siyasal iletişim dilinin gereğini yaptığını düşünüyor.

Bir siyasi parti olarak DTP”nin tabii ki bir terör örgütünün Meclisteki uzantısı gibi davranmasına razı olunamaz. Ancak ondan yapamayacağı şeyi isteyerek de onu hem temsil krizine sokmanın hem de kendisine somut hedef aramak üzere harekete geçmiş kitlesel refleksin önüne atmaya kimsenin hakkı yok.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: