Prof. Dr. Yasin AKTAY

HDP’nin seçim kampanyası: AKP’ye oy verirseniz…

HDP’nin doğuda ve batıda birbirine yabancı ve birbirine yalancı yüzler sergileyerek izlediği siyaseti vurgulamanın bir çok kesim için hiç bir uyarıcı tarafı olmuyor. Baksanıza silahlı seçim çalışması yapıyor, bu kapsamda bir köye girip çalışmasını yapıyor biraz itiraz ve dirençle karşılaştığında silaha sarılıp bir katliam yapabiliyor.
Son yazımı yazıp yolladıktan sadece bir kaç saat sonra gerçekleşen olayda köye yapılan baskında iki HÜDA-PAR’lının öldüğü altısının da yaralandığı neresinden bakarsanız zorbalık neresinden bakarsanız bu yolda ufak çaplı bir katliam. Bu olayın vahametinden daha vahim olan ise bu olaya karşı bir kısım medyanın ve aydın geçinenlerin sergilediği lakaytlık. HDP’liler HÜDA-PAR’lılara kendi köylerinde saldırıp adam öldürdü dememek için bin bir takla attılar. Bir zamanların Demirel’inin ‘bana sağcılar adam öldürüyor” dedirtmezsiniz vecizesini andırırcasına, şimdi paralelinden Doğan medya grubu ve diğerlerine bir kısım kesimler “bize HDP’liler teröre devam ediyor dedirtemezsiniz” tutumunda anlaşmış gibiler. O kadar ki, bazıları haberi tam tersine çevirerek yayımlamaktan bile çekinmedi.
HDP bu seçimde özellikle Güneydoğu’da, Kürtlerin daha yoğun olarak yaşadığı bölgelerde AK Parti’ye karşı hiç bir siyasal argümanla veya tezle siyaset yapmıyor. Hiç bir yerde herhangi bir AK Partili siyasetçiye karşı geliştirdiği, dillendirdiği ve savunmasını yaptığı bir te yok. Açıkçası buna hiç ihtiyaç duymuyor. Karşılaşmaya, yüzleşmeye, tartışmaya hiç ihtiyaç duymuyor. Zaten hasbelkader bir karşılaşma olduğunda da slogan atıp sövmekten başka yaptıkları bir şey olmuyor.
Tartışılabilecek bir siyasal taraf zihinlerden, duygulardan silinmiştir çünkü. AK Parti devlet tarafıdır ve devlet müzmin düşmandır. Düşmanın tarafında yer alan Kürt, düşman tarafına oy verecek veya onlara kulak verecek herkes peşin peşin haindir, düşmanla işbirliği içindedir. PKK’nın kaba propaganda söylemlerinde kullandığı bu dil şimdi doğrudan HDP’nin alt düzeyde en yoğun şekilde öğrettiği veya konuşturduğu dil oluyor.
Propaganda veya seçim faaliyetini asla insanlara sorunları ve çözümlerini, tezlerini anlatmak şeklinde yürütmüyor. Nasıl anlatsın ki? Seçim bildirgesinde ifade ettiği diyaneti, din derslerini, 4+4+4 sistemini kaldırmayı, Ermeni soykırımını tanımayı, eşcinsellerin taleplerini karşılamayı Kürtlere nasıl anlatıp, onları nasıl ikna edebilir? AK Parti’nin Kürt meselesinde ortaya koyduklarına karşı dinleyen ve algılayan bir vicdan karşısında ne anlatabilir?
O yüzden HDP’liler tartışmak yerine zorlamayı tercih ediyorlar. Kürt halkının hakemliğine güvenmiyorlar. Kürt halkının herhangi bir konuda ve herhangi bir seçenek karşısında kendi kararını vermesine izin vermiyorlar. Yine o yüzden yakaladıkları Kürt halkından her kişiyi kendilerini seçmeye şu veya bu yolla mecbur bırakıyorlar. Bu konuda Kandil, Çemi Kare ve diğer kamplarda kurulan mahkemeler basit bir müsamereden ibaret kalmıyor. Gezdiğimiz köylerde bizzat yaşayanlardan duyduğumuz hikayeler bu tehditlerden nasibini almayan kimsenin kalmadığını gösteriyor. Kimin nasıl bir zaafı varsa oradan gidiliyor. Bir köyde cumhurbaşkanlığında ikiyüzün üstünde oyun sadece 25’i Erdoğan’a gitmiş diye köyün ileri gelenlerinde önce biri sora ikisinin kampa götürülüp kurulan mahkemede yargılandığını ve hakkında karar verilemediği için dosyasının bir üst mahkeme olarak Kandil’e gönderildiği hikayesini dinliyoruz.
HDP seçim kampanyasını Doğu’da bu şekilde tamamen silah zoru ve tehditle yürütürken Şırnak İdil’deki elemanları ufak seçim kazaları yaşamış olabilir. Nasılsa bu asıl surete yapmış olduğu, demokrasi şirini görünümlü ağır makyaja hemencecik bir batıdaki dostları bir kat daha sürmekten imtina etmeyeceklerdir.
Bu arada HDP’nin silahlı seçim kampanyasının belki de tek alternatifi, yani satabildiği tek genel-geçer argümanı “Biz’ler Meclise” sloganı oluyor.
HDP’yi her türlü eleştiriden münezzeh, gerçek bir aydın ve orta sınıf hareketi olarak göstermek için kullanılan “Biz’ler Meclise” sloganı aslında HDP’yi baraja doğru iten güçleri ve HDP’nin ırkçı şovenist yüzünü ortaya koyuyor. HDP’nin yarattığı “Biz’ler” kategorisinin kendiliğinden bir de “Siz’ler” kategorisi yarattığını söylemek gerekmiyor herhalde. Kim bu “Biz’ler” ve dolayısıyla oluşan “Siz’ler”?
Lafı uzatmadan söyleyelim, HDP Kürt ırkçılığı üzerine temellenen; özellikle doğu ve güney doğuda faşist bir söylem düzeyinde siyaset yapmaktadır. Dahası HDP’nin ırkçı söylemi tanımlanmış bir Kürt ulusu üzerinden şekillenmektedir. Bu tanımlanmış Kürt ulusu seküler, İslâmî hassasiyetleri olmayan, Batılıların da hoşuna gidebilecek bir takım pagan inanışlarla da bezenmiş bir Kürtlüktür. HDP-PKK çizgisinde yayın yapan Kürtçe kanallara bakıldığında bu kanallarda kullanılan Kürtçeyi bu coğrafyanın insanının anlayabilmesi için ayrıca tercüman gerektiği görülecektir ama HDP için gerçek Kürtçe budur. Dolayısıyla HDP’nin tanımladığı gibi yaşamayan, HDP’nin tanımladığı gibi inanmayan, HDP’nin tanımladığı gibi konuşmayan Kürt, Kürt değildir; Kürtleştirilmesi gerekir.
Seksen yıl Kürtleri asimile etmiş Kemalizm bundan fazlasını yapmış mıydı dersiniz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: