Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Hayalimdeki Türkiye”

Van”da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü, “Hayalimdeki Türkiye” başlığı altında ilginç bir konferanslar programı yürütüyor. Genellikle şehir dışından konferans vermek üzere davet edilen konuklar Türkiye üzerine hayal kurmaya ve tabi bu hayallerini izleyicilerle paylaşmaya çağrılıyorlar.

Bu vesileyle hayal kurmak ve siyaset pratiği arasında Türkiye bağlamında ilginç bir deneyim yaşamanız mümkün oluyor. Çözüm sürecinin yarattığı alabildiğine iyimser ortamda hayal kurmak hiç kuşkusuz eskisine nazaran çok daha kolay ve gerçekçi. İnsanlar hayallerinin gerçekleşebileceğine dair bir umut ve ihtimal görüyorlarsa hayata biraz daha tutkuyla sarılabiliyorlar. Tam tersi ise çok farklı ve trajik sonuçlara yol açabiliyor. Hiç bir şekilde gerçekleşmeyecek hayaller kurmak, hayal kırıklıklarını mutad hale getirir ki, bu mutadlığın tipik komplikasyonu karakter haline gelmiş bitimsiz bir melankolidir.

Tabi melankolinin büyük kısmı fazla hayal kurmaktan, hayatın gerçeklerini ıskalayan platonik kurgulamalardan, imkansız olanı istemekten kaynaklanıyor. Bireysel beklentiler düzeyinde karşılaşıldığında bunu hem teşhis hem tedavi nispeten kolaydır da, ideolojik düzeyde çok daha farklı sonuçları oluyor bunun. Paylaşılan ideolojik hayal kırıklıkları büyük toplumsal travmalara yol açıyor ki, bunların daha vahim etkisi değer ve normlardaki kriz oluyor. O yüzden hayatla bağı kurmakta zorlanan radikal siyasal eğilimlerin bir noktadan sonra tam tersi bir noktaya savrulmaları, reddettikleri her şeye şaşılacak bir teslimiyetle dönmeleri mukadder olabiliyor.

O yüzden hayal ile siyaset yani hayal ile hayat arasındaki bağı kurmayı asla ihmal etmemek gerekiyor.

Aslında Türkiye için erişilebilir hayaller kurmak siyaseten üstlenebileceğimiz sorumlulukları da tanımlayıp devreye sokuyor. Erişilemeyecek hayaller hiç bir sorumluluk yüklemez insana, çünkü nasıl olsa o hayal edilen menzil ulaşılabilir olmaktan çok uzaktır. Bu tarz bir tahayyül insanı düşüncede alabildiğine radikal olmaya imkan verirken, bu hayallerin imkansızlığı sayesinde amelde tam ters uçta alabildiğine liberal kılabilir.

Düşüncede radikal, amelde liberal olma çelişkisi yine de insanda bir melankolik etki bırakıyor. Doğrusu herşeye karşın bunu aşmanın tek yolu siyasettir. Siyaset mümkün olanın arayışıdır ve herşeyden önce bulunulan gerçeklik düzeyinin bilincinde olmayı ve o noktadan başlamayı gerektirir.

Tabi siyasetin basit taleplere bile karşılık veremediği, siyasal alanın vesayet unsurları tarafından kapatılmış olduğu zamanlar da vardır. Bu durumda insanların siyasete tamamen yabancılaşmaları ve arayışlarını başka zeminlerde sürdürmeleri, siyasal pratiklerini bir tür kinizmle buluşturmaları da aynı ölçüde mukadder oluyor.

Hayalimdeki Türkiye”yi anlatmaya çağrıldığım Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerine, bugün hayalini kurduğum ülkenin her zamankinden daha fazla erişilebilir hale gelmiş olduğunu anlattım.

Hayalimdeki Türkiye”yi devletin vatandaşın sahibi, patronu, vasisi ve efendisi olmadığı, aksine vatandaşın devletin sahibi ve patronu olduğu bir Türkiye olarak ifade ettim. Kendi vatandaşlarını kendine düşman olarak görmek yerine kendi vatandaşlarının çeşitliliğini bir nimet olarak gören ve kendini buna göre ayarlayan bir devletin olduğu bir Türkiye. Kendi sosyal ve ekonomik adalet seviyesini yüksek seviyelere taşımış, herkesin insan onuruna yaraşır bir hayat sürdüğü, toplumun kendi arasında barış ve kardeşlik içinde yaşadığı bir ülke. Adaleti en üst değer olarak benimseyen, uygulayan ve bu yanıyla dünyadaki adil olmayan düzene de itiraz sesini gür bir sada ile yükselten bir Türkiye.

Bugün için bu Türkiye”nin artık hayal olmadığını, gerçekleşmiş veya gerçekleşmekte olduğunu söyleyebiliyoruz. Tabi daha alınacak daha çok yol olduğu gerçeği ayrı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: