Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hasbunallah

Kasım ayının onyedisinde Diyarbakır”da Başbakan Erdoğan ile Mesut Barzani”nin bir araya gelmesiyle gerçekleşen muhteşem buluşmanın bölgede bütün dengeleri değiştirmeye aday olduğunu yazmıştım. Konu tabii ki basit bir buluşmadan ibaret değildi. Bu buluşma aynı zamanda Kuzey Irak petrolünün pazarlanmasıyla ilgili önemli anlaşmalar ve bundan doğacak para akışının düzenlenmesi de vardı.

Bu buluşmanın ışında bundan sonra sadece Kürt sorunu değil aynı zamanda bölgenin bütün unsurları için daha olumlu yeni bir geleceğin habercisi olduğunu da yazmış, ama şunu da eklemiştim:

“Ancak bu kazançlardan kendilerine kayıp ihtimalleri çıkaracak aktörler de vardır. Bu aktörlerin neler yapacakları, nasıl bir tepki ortaya koyacaklarını öngörmeye çalışmak da lazım. Önümüzdeki günler, muhtemelen bu yan gelişmelerin ihtimalden gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğinin değerlendirilebileceği günler olacaktır.”

Aradan sadece bir ay geçti. 17 Aralık”ta İstanbul”da gerçekleştirilen operasyon o ihtimalin gerçeğe dönüştüğü büyük bir saldırı olarak gerçekleşti. Operasyonun yolsuzluk ve rüşvetle ilgili boyutu tabii ki sadece etkisini, tahrip edici gücünü artırmak için iyi seçilmiş bir yol.. Yoksa operasyonun kendisi yolsuzluğun dik âlâsı. Seçilen bu yol bile operasyonun içerdiği yolsuzluğun, kuralsızlığın, saldırganlığın sadece ne kadar büyük çaplı olduğunu gösteriyor. Teknik takibi aylar önce bitmiş ve birbiriyle alakasız birkaç soruşturmanın seçimlere yaklaşıldığı bir zamanda bu sansasyonel vurguyla operasyona dönüştürülmesinden daha âlâ bir yolsuzluk mu olur? Amaç gerçekten pekala olabilecek bir yolsuzluk ve rüşveti ortaya çıkarmak ve suçluyu yakalamaksa, bunu yapmanın elli çeşit yolu vardır. Bunu hükümete karşı tahrip gücü yüksek parça tesirli bir hale getirmek bu yollardan bir yol değildir.

Bu olay dolayısıyla açığa çıkan veya çıkma ihtimali olan bir yolsuzluk ve rüşvet varsa bunu elbette ki hiç kimsenin savunması, tolere etmesi asla mümkün değildir ve olmayacaktır. Onun da üstüne gidilecektir. Ama bence bu operasyon dolayısıyla asıl açığa çıkan çok daha büyük bir gayrı meşru yapılanma vardır. Bu ikincisinin üzerine gitmek çok daha önemli. Gülay Göktürk”ün isabetle kaydettiği gibi, böyle bir yapılanmanın olduğu yerde hiç kimse güvende değildir.

Çünkü bu yapılanma devlet içinde hiçbir hukuka tabi olmayan bir çete devletin bütün tavırlarını sergiliyor. Bu çete devletinin elindeki meşru imkanları gayrı meşru amaçları için suistimal ediyor olduğu çok açık. Polisin düzenlediği operasyonu destekleyen yayın kampanyaları ve saygın insanlara dönük iğrenç karalama faaliyetleri, bir yerlerde herkes hakkında yıllar öncesinden başlayan ciddi dosyalamaların yapılmış olduğunu gösteriyor.

Bu yapılanmadan temizlenme iradesine karşı yargıya müdahale eleştirilerinin hiçbir anlamı yok. Türkiye”de meşru devlet yapılanmasının dışında teşekkül etmiş, gücünü ve talimatını yasal amirlerinden değil, “dışarıdan”, devlet hiyerarşisinin dışındaki bazı odaklardan alan bir yapılanma var karşımızda. Bu yapılanma aylardır Türkiye”de veya Türkiye üzerine cereyan etmekte olan bir yabancı nüfuz kavgasının orta yerinde yabancı ve illegal unsurlar lehine bir hareketle karşımıza çıkıyor. Bu soyutuyla doğrudan Türkiye”yi hedef alıyor.

Operasyonun hükümeti alenen hedef alıyor olduğu hiçbir şekilde gizlenemiyor. Yargı tabii ki hükümetten bağımsız hareket eder ve tabi ki, suçu işleyen kim olursa olsun tepesine biner, ama yargı suçu işleyen kişiye bile düşmanca bir tutum içindeymiş gibi davranamaz. Hele başbakana düşmanca bir tutum içinde olamaz. Oysa bu olayda hedefi doğrudan başbakan olan bir saldırı görüntüsü var ve tam da bundan dolayı hiç kimse bunun bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olduğuna inanmıyor.

Operasyon ekibinin içinde yer alan medya ne anlatırsa anlatsın bu olay Sarıkız ve Ayışığı”nın, Balyoz”un, 27 Nisan e-muhtırasının, 7 Şubat ve Gezi darbe teşebbüslerinin hizasına yazılıyor.

Bu yeni teşebbüste yer alan aktörler ve yer aldıkları ittifakın sürpriz keyfiyeti darbecilerin hile ve desiselerinin sadece ne kadar büyük olabildiğini anlatıyor. Hatırlatalım ve uyaralım: Bu, karşılarında sürekli yenilmeye bir türlü doyamadıkları, hezimete uğramaktan bir türlü uslanmadıkları Başbakan Erdoğan”ı daha fazla güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. Çünkü onun mevlâsı Allah”tır, halktır.

17 Aralık darbe teşebbüsünde cansiperane öne atılanlar belli ki Erdoğansız ve Ak Partisiz bir Türkiye”nin olabilirliğini görmüşler. Birileri onlara böyle bir Türkiye simülasyonu göstermiş olabilir. O yüzden hiçbir ahlaki ve yasal sınır tanımadan yükleniyorlar.

Ortalık sakinleşince neler kaybediyor veya kaybettiriyor olduklarının hesabı daha iyi görülecektir. Böyle bir kavgaya temsil ettikleri değerler adına giriyor olduklarını söyleyemeyecekler çünkü daha bu kavgaya girerken ilk ihanet ettikleri o değerler oluyor. Sonra bu kavgada kimden ne ummuşlarsa onunla baş başa kalacaklardır. Hasbünallah ve ni”mel vekil, ni”mel mevlâ…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: