Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hangi insanların hakları, kimin umurunda?

Herkes şu soruyu mutlaka sorup kendin kendine hiç tereddüde yer bırakmayan bir cevap buluyordur kafasında: 15 Temmuz günü yapılmak istenen darbe, Allah muhafaza, gerçekleşmiş olsaydı bugün ülke ne durumda olurdu?

Örneğin, kaç gazeteci tutuklanmış ve şimdi akıbeti meçhul zindanlarda olurdu?

Kaç gazete ve televizyon kapatılmış olurdu?

Twitter, facebook, whastsupp gibi son zamanlarda Türkiye üzerinde sallandrılan ifade özgürlüğü kılıçları bugün kimi kesmiş olurdu?

İnternet erişimi ne kadar zaman sonra bu ülkeye avdet etmiş olurdu?

Kaç stadyum bugün doluluk oranları had safhasına varmış olan hapishanelerin yerine toplama kampına dönüşmüş olurdu?

Kaç vatandaşımız darbe gecesi kim vurduya gitmiş, yani faili meçhul olarak kayıplara karışmış olurdu?

Öldürülmüş siyasetçilerden arta kalanların akıbetinden ne kadar zaman sonra haber almayı umut edebilirdik?

Kaç vatandaşımız ölmüş, kaç vatandaşımız yaralanmış, kaçı da sonu belli olmayan bir şekilde hapishanelerde bir mahkemeye bile çıkarılmadan, ağır işkenceler altında yaşamaya mecbur bırakılmış, bu esnada kaç kişi hayatını peyderpey zindanda kaybetmiş olurdu?

Bu arada darbe başarılı olmuş olsaydı, Türkiye’nin ekonomisi diye bir şey mi kalırdı? Birlik ve bütünlüğü mü kalırdı? gibi sorulara bile gelmiyoruz. Daha tamamlayıcı bir “Allah muhafaza, başarılı olsaydı…” akıl yürütmesi içinde bunu da düşünmeliyiz, ama sözüm şimdilik insan hakları cihetinden.

Darbe teşebbüsü, hiç kuşkusuz daha yapıldığı andan itibaren bir ülkenin insan haklarına en büyük saldırıyı bizatihi temsil ediyor. Demokrasi değerleri adına ne varsa hepsine yönelik en ağır katliamı yapıyor. Allah muhafaza darbe başarılı olsaydı ne yapabileceğini aslında 1980 12 Eylül’de Türkiye’den ve 2013 Temmuz ayında Mısır’da yapılan darbeden sonra neler olduğuna bakarak tahmin etmek zor değil.

Allah var, 12 Eylül askeri darbesine karşı Avrupalıların Türkiye’ye dönük insan hakları söylemleri konusunda, hatırlayabildiğimiz kadarıyla, fena olmayan bir dayanışma sözkonusuydu. Ancak aradan geçen yıllar sonra Mısır’da yaşanan darbeden sonra yaşanan kitlesel katliamlar ve ağır insan hakkı ihlalleri karşısında ne Avrupa’dan ne Amerika’dan ne de onalar bağlı insan hakları kuruluşlarından yeterli bir ses duyabilmiş değiliz şu ana kadar. Dostlar insan hakları savunmasında görsün kabilinden arada bir yayınlanan cılız raporların dışında her gün yaşanan ve feryatları ayyuka çıkan zulümlerin demokratik ve medeni dünyayı fazla ırgaladığını söylemek mümkün değil.

Aslında Türkiye’de “Allah muhafaza, darbe başarılı olsaydı” neler olabileceğini öngörmek için Mısır’a veya 12 Eylül’e bile bakmak gerekmezdi. Sadece 15 Temmuz gecesi cani darbecilerin ne yaptıklarına ve neleri yapmayı göze aldıklarına baktığımızda bile olabileceklerin Mısır’dan da 12 Eylül 1980’dekinden çok daha feci olacağını görebiliyoruz. Meclisi içindeki milletvekilleriyle birlikte bombalamayı, sivil kalabalıklar üzerine tankları sürüp, uçaksavar mermileriyle yaylım ateşleri açıp, uçaklarla bombalamayı göze alabilen darbecilerin neler yapabileceğini kimse tahayyül bile edemezdi.

Bu katillerin karşısına çıkıp, hayatlarını, geleceklerini, demokrasilerini ve her türlü haklarını koruyan Türkiye halkının bu esnada elinde bir tek tabanca, bir tek çakı bile yoktu. Tek varlıkları çıplak bedenleriydi, en fazla tokatları, yumrukları vardı. Silahlı insanların üzerine bu halleriyle yürüyen halk, destansı ve ibretlik bir zafer kazandı ve az önce kendilerinden olanları öldürüp bir çoğunu yaralayan silahlı teröristlerin elinden silahlarını bir boğuşma esnasında aldı.

Bu boğuşmanın neticesinde halktan 240 kişi ölmüş 2000’in üzerinde kişi yaralanmış ama buna mukabil silahlarına el koyarak durdurdukları ve bu esnada çıkan arbedede hırpalamış oldukları teröristlerden kayda değer sayıda kimse ölmemiş. Sadece bu arbede esnasında bu teröristler biraz hırpalanmışlar. Şimdi Avrupa’nın insan hakları kuruluşları, Amnesty International bu olay esnasındaki hırpalanma görüntülerini ileri sürerek Türkiye’de işkence ve insan hakkı ihlallerini gündeme getiriyor ve Türkiye’yi insan haklarına karşı kendini savunmaya itmeye çalışıyor.

Hiç kusura bakma Amnesty. Biraz tutarlı ol, dürüst ol.

İnsan hakları konusunda biraz dürüst olsan, 15 Temmuz’da Türkiye halkının insan hakkı katliamcılarına karşı sergilediği kahramanca direniş dolayısıyla önce bir tebrik etmeyi düşünürdün. Türkiye halkı o gün sadece kendini korumadı, Avrupai değerler diye o fırıncı küreği gibi uzun dilinizden düşürmediğiniz değerlerinize biraz saygınız olsa, Türkiye halkının öncelikle o değerleri korumuş olduğunu görür şapka çıkarırdınız.

Türkiye halkı topyekûn, o darbeci mücrimlerin elinden silahlarını ve darbe haklarını alarak 79 milyon insanın haklarının en ağır bir biçimde çiğnenmesini, ihlal edilmesini engellemiş oldu. Kendi demokrasisinin bedelini en ağır şekilde kanıyla ödeyerek, demokrasi bayrağını yükseltti. İfade özgürlüğünün Türkiye’de sonuna kadar ihlalini bu darbeyi püskürtmek suretiyle engellemiş oldu. Demokrasinin en sembol kurumu olan parlamentoyu açık tutarak, orada bir direniş ortaya koyarak demokrasinin basit bir değer olmadığını gösterdi. Darbe başarılı olsaydı Türkiye’de katledilecek olan en basitinden o Avrupai değerler olacaktı, ama Avrupa’nın insan hakları kuruluşları hala o değerlerin katillerini daha fazla önemsiyorsa, dönüp ne düşünmemizi ve onlara ne söylememizi beklerler acaba?

Avrupai değerler sizin acıkınca yediğiniz helvadan putlarınız mı? Yoksa o değerlere ancak sizin Avrupalılar mı layık? Başkaları o değerlere layık değil mi? Türkiye, Mısır, Suriye ve genel olarak İslam dünyası söz konusu olduğunda darbecilerin ve mücrimlerin haklarıyla, o darbeci mücrimlerin mağdur ettiği, zulmettiği insanlarınkinden daha fazla ilgileniyor olmanız, hala eski Atina demokrasisinin ırkçı ve sınıfçı demokrasisinden bir arpa boyu yol gidememiş olmanızdan kaynaklanıyor olmasın.

Tam da budur ve o yüzden o değerlerinizden bu dünyaya hiçbir hayır gelmez.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: