Prof. Dr. Yasin AKTAY

Halk desteği olmadan darbe mi olurmuş?

Mısır”da tam teşekküllü bir askeri darbe oldu. Mısır tarihinin ilk şeffaf, serbest ve halkın tamamının katılımına açık seçimlerinde seçilen cumhurbaşkanı bir yıl bile geçmeden asker tarafından görevinden azledildi. Ne anayasada ne de Mısır silahlı kuvvetlerinin iç hizmet kanununda askerin seçilmiş cumhurbaşkanını azletmek gibi bir yetkisi yok ama asker bu yetkisini Tahrir meydanına toplanmış kalabalıkların taleplerinden üretti.

Tahrir meydanına toplanan kalabalıklar aylar öncesinden beri halkın büyük bir kesiminin oy vererek başa getirdiği Cumhurbaşkanının aradan geçen süre içinde (altı, yedi ay mı, bir yıl mı?) sorunlarını çözmeyi başaramadığından hareket ediyordu. Asker Tahrir”e bu gerekçeyle toplanan halkın taleplerinin Mursi tarafından görülmesi ve gereğinin yapılması gerektiğini söyledi. Oysa hem Mısır halkı Tahrir”de toplanandan ibaret değildi hem de dört yıllığına seçilmiş bir Cumhurbaşkanının bu kadar kısa süre içinde neyi yapıp neyi yapamadığını değerlendirmek için demokrasilerde sandık diye bir yol vardı ve onun da bir zamanı vardı.

Darbe 25 Ocak”tan bugüne yaşananlara öyle bir nokta koymuş oldu ki, bu noktadan geriye doğru ve şimdiye kadar yaşananların çok daha iyi anlaşılmasını da sağladı. Mübarek”in devrilmesinden itibaren Mısır”ın demokrasiye geçiş yolunda kat ettiği yolda kendi haline bırakılmış olamayacağını aslında tahmin ediyorduk. Bu yolda Mısır askeri, idari ve yargı bürokrasisince sergilenen direnişin de bu tarihsel gidişatı durdurmaya yetmeyeceği biliniyordu. Şeytanın bütün gücüyle bu muhteşem devrimi engellemek için bir aşamada sahneye var gücüyle döneceği kesin gibiydi. Oysa 30 Haziran darbesi bu kötülüğün kendince büyük tedbiri ve tuzağı için yola ta baştan itibaren çıkmış olduğunu ve hiç boş durmadığını gösterdi. Nitekim, halkın tahrire çıkması tamamen orduya darbe için gerekli davetiye çıkarılmak üzere çok önceden ayarlanmıştı.

Nihayetinde Mursi”nin baştayken neyi ne kadar doğru veya yanış yaptığını bu saatten sonra ölçüp değerlendirmenin hiç bir anlamı yok. Niyet çok önceden belirlenmiş. Esasen Mursi”ye bu darbe dolayısıyla yöneltilen hiçbir eleştiri darbe kötülüğüne ortak olmaktan kurtulamayacaktır.

Darbenin darbe olduğu bu kadar açıkken, demokrasi konusunda mangalda kül bırakmayan batılıların bu konuda sergilediği ibretlik kafa karışıklığını nasıl yorumlamak lazım? Avrupa Parlamentosu darbeye darbe bile demedi. İşe 7 televizyon kanalını kapatarak, 400″e yakın da Hürriyet ve Adalet Partisi mensubunu tutuklayarak başlayan ve sokaklara tankları dolduran askeri darbeyi Mısır halkının erken seçime karar vermesi olarak değerlendirdi. “Seçilmiş bir başkanın görevinden alınması hoş değil ama o da Mısır halkının beklentilerine karşılık veremedi” ifadelerini ne kadar rahat sergilemiş olduklarını bir kenara kaydedeceğiz tabii ki. Böylece halkın taleplerini karşılayamayan bir yönetim için AB müktesebatı içinde askeri darbe ile gönderilmesinin de mümkün olduğunu tuhaf bir biçimde öğrenmiş olduk. İyi de şimdiye kadar bize anlattıklarınız masaldan mı ibaretti?

Mısır”daki darbeye darbe dememek için ileri sürülen bir argüman, halkın bunu havai fişeklerle kutlamış olduğu, dolayısıyla halkın desteğini almış olması.

Aslında bunu söyleyenler şimdiye kadar halkın desteği olmadan gerçekleşmiş hangi darbeyi gösterebilir? Bizim darbeler geleneğimiz bu konuda yeterince öğretici değil mi? Bizdeki darbelerin hiç biri halk nezdinde kendilerine yeterli desteği gördüklerine kani olmadan harekete geçmedi. Ama halk istiyor gerekçesine sığınılarak yapılmış olması, darbelerin ahlaksızca bir yetki gaspı, bir kötülük, bir emanete ihanet, en yüz kızartıcı suç olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi, eninde sonunda adalet ve vicdan nezdinde mahkum olmasına engel olamıyor.

ÇALINAN TAHRİR”DEKİ OYUNU RABİATU”L ADEVİYE BOZUYOR

Tahrir meydanındaki kalabalık ve bu kalabalık tarafından havai fişekli karşılaması yapılanın darbe olduğu gerçeğini tabii ki değiştirmedi. Ancak, takdir etmek gerekir ki, darbeye böyle bir karşılama hazırlamak, darbeler tarihi için de bir yenilik ve özgünlük sayılmalı. Şimdiye kadar hiçbir darbe bu kadar yüzsüz bir biçimde allanıp pullanmaya çalışılmamıştı. Arap Baharı günlerinde sıkça sözkonusu olan “Türkiye modeli” bu olayda fazlasıyla aşılmış görünüyor, ama tamamen olumsuz tecrübeleriyle.

Derin devlet oyunları ve darbecilik teknikleri konusunda sergilenen model, Türkiye”nin darbecileri için de model oluşturabilecek aşamaya vardı. Taksim eylemcileri baştan itibaren Tahrir”den rol çalmaya çalıştılarsa da, 25 Ocak”a götüren süreçte özgürleştirici rolüyle Tahrir, Taksim”e örnek olmaktan uzaktı. Oysa şimdi bu model tam yerine oturdu. Özgürleştirici niteliğiyle Tahrir bugün geri dönüşüm kutusundan çıkarılan Mübarek rejimi tarafından çalınmış, Devrim”i rayından saptıran, toplumun bütün kazanımlarını tekrar eski rejimin oligarklarına iade eden büyük entrikanın sahnesi oldu.

Diğer yandan gerek Rabiatu”l Adeviyye meydanında gerek Mısır”ın diğer şehirlerinde aynı anda toplanmış milyonlarca başka halk da vardı ve bunlar bu duruşlarıyla darbeye meydan okudu. Başta uluslararası medyanın görmezden gelmeye çalıştığı bu meydanlar, bir gün sonra kayıtsız kalınamayacak boyutlara vardı. Tahrir”deki kalabalıklardan kesinlikle çok daha fazla ve bütün Mısır sathına yayılan bu beklenmeyen direniş, esasen işin bütün rengini değiştirdi ve sürecin bütün taraflarının konumuna da ışık tuttu. Darbeyi tanımayacağını açıklayan ve direnişe geçen İhvan esasen Tahrir”de kurulan oyunu da daha şimdiden bozmuş oldu.

Bu direnişin sergilendiği meydanda milyonlar, Tahrir çalınsa da, özgürlük ruhunun çalınamayacağını haykırıyordu.

Tahrir Ruhu”nun bugün Rabitu”l Adeviyye meydanında, o kutlu kadının ismiyle ifadesini yeniden bulması bu darbe günlerine karşı tahrir mesajının en çarpıcı yanı olmalı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: