Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hafter bu cüreti nerden alıyor?

Libya halkının kendi kaderini tayin etme yolunda on yıl önce giriştiği ayaklanmanın amacı, kendisine yüz yıldır dayatılan sömürgeci işgal yönetimlerinin son hediyesi olan istibdada son vermekti. Halbuki kırk yıldır ülkeyi acımasız bir istibdat ile yönetmekte olan Kaddafi’nin söylemi alabildiğine milli, eylemleri tuhaf derecede kendine özgüydü. Doğrusu bu ilk zamanlar halkının, hatta Arap halklarının tamamının sömürge yıllarında incinmiş gururlarını okşuyordu. Gidip Fransa’da Marigny Otel’inin bahçesine çadır kurarak, resmi görüşmelerini bu çadırda yapması zahirde Araplara Batılılara sahte de olsa bir tepeden bakma fırsatı sağlıyordu.

Ancak bu görüntünün maliyeti oldukça ağırdı. Zaten Fransa’dan yapılan büyük alımlar, Libya parasının Fransa’ya oluk gibi akıyor olduğuyla daha fazla ilgilenmeye başlamıştı artık Arap kamuoyu ve bu görüntülerin sahteliği, gizlediği rezillikle daha fazla utandırıyordu. Batılılara karşı sergilenen bu tür kibir şovları daha yoğun şekilde devam ettirilen sömürgeciliği gizleyen bir maskaralıktan başka bir şey değildi.

Fransa solunun, hatta bütün muhalefetinin bu gösteri karşısında aşağılanmaya karşı itirazları dahi bir şey ifade etmiyordu. Neticede Fransa sömürgeciliği kazancına bakıyordu. Garanti altına alınmış ekonomik sömürü söylemde bu tür ilişkilere cevaz verebiliyordu. Fransa milli kişiliğinin girdiği ilk ve tek rezil durum değildi bu.

Libya halkı için Arap Baharı bu çelişkiden kurtulmak, vatanını, onurunu bu iki yüzlü istibdattan kurtarmak için önemli bir fırsat verdi. O da bu fırsatı değerlendirdi ve devrimini yaptı.

Bugün bu devrime karşı Kaddafi düzenini, onu sömürenlerin desteği ve finansmanıyla daha acımasız bir yolla restore etmeye çalışan Hafter, orada Libya halkının davetiyle bulunup onun darbeci, işgalci heveslerini kursağında bırakan Türkiye’yi sömürgecilikle suçluyor. Libya’nın bağımsızlığının 69. yıldönümü dolayısıyla LNA Genel Komutanlığı’nca Bingazi’de düzenlenen törende etine buduna bakmadan, daha birkaç ay önce Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti güçlerinin önünden köşe bucak kaçmış olduğunu unutmuş, meydan okuyor: “Türk askerleri ülkemizin kutsallığına saygısızlık ederken, bağımsızlığın değeri ve özgürlüğün anlamı yoktur. Güvenlik ve barış da yoktur. Düşmanın da başka seçeneği yok, ya gönüllü ve barış içinde geri gidecek ya da silah ve güçlü iradeyle buna mecbur bırakacağız.”

Türk askerleri, bir defa Libya’nın kutsallığına saygısızlık etmek için değil, onu işgalcilere peşkeş çeken işbirlikçi Hafter’e karşı ordalar.

Hafter Bingazi’de düzenlenen törende konuşmuş, ancak Bingazi halkının bile onun yanında olmadığını geçtiğimiz günlerde yazdığımız yazıda ortaya koyduk. Şu anda Bingazi’den göç etmek zorunda kalmış en az 150 bin kişi orada Hafter’in nasıl bir meşruiyet yoksunluğuna sahip olduğunu da gösteriyor. Ayağını bastığı yerde bile işgalci durumda olan ve Libya halkının kutsallığını çiğneyen, ülkesini Fransa’ya, Körfezin çetesi Zayed oğullarına ve darbeci Sisi’ye peşkeş çeken Hafter bağımsızlıktan, özgürlükten bahsediyor. Bahsettiği bağımsızlık belli ki Libya’nın bağımsızlığı değil, özgürlük Libya halkının özgürlüğü değil.

Bugün ayağını bir şekilde basabildiği Bingazi’de bile halk ondan kurtulup özgürleşmenin yollarına bakıyor. Esasen yola çıkış tarzı itibariyle hiçbir meşruiyeti olmayan kendisi. Eline geçirdiği silahlarla seçilmiş meşru yönetime karşı darbe yaparak işbaşına geldi. Bu darbeye razı olmayan Bingazi halkından ilk etapta 250 bin kişiyi yerinden etti, binlercesini öldürdü, binlercesini hapse attı.

Bu yaptıkları uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanmasını gerektiren insanlık suçları kapsamında. Bilahare Batı’ya da yaymak istediği darbesinde bir süreliğine ele geçirdiği Tarhuna’dan çekilirken ardında bıraktığı onlarca toplu mezar her gün işlediği cürümlerin boyutlarını ortaya koyuyor. Sadece bu bile şu anda konuşlanmış olduğu bölgelerde, yani Tobruk ve Bingazi’de nasıl bir hükmü olduğunu yeterince gösteriyor.

Bütün bunlarla birlikte Türkiye’ye karşı boyunun ölçüsünü almış olan bu mücrimin bugünlerde meydan okumaya kalkmasını kendinden bilmemek gerekiyor.

Hafter’i bugünlerde yine kışkırtanlar ve onu Türkiye ile tekrar çatışmaya sokmaya çalışanlar olduğu açık. Neden? Ellerinde kalanı da kaybettirmek için mi? Yoksa ateşkes süresini asker ve mühimmat yığınağı için bir fırsat olarak değerlendirmiş olan güçler, yığdıkları gücü şimdilerde yeterli görüp Türkiye ile bir rövanş fırsatı mı arıyor?

Ne arıyorlarsa arasınlar. Bilhassa Libya halkının istek ve iradesiyle birlikte hareket eden Türkiye’den sadece belalarını bulurlar.

Dün Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’ın Libya ziyareti, tam da bu mesajı en net biçimde vermiştir. Akar’ın özellikle darbeci Hafter’in yaptığı katliamların Tarhuna’da bulunan 21 toplu mezarla bir kez daha ortaya çıktığına dikkat çekmesi çok önemliydi.

Uluslararası görüşmelerde meşru bir taraf olarak sunulmaya çalışılan Hafter’e karşı dünyanın hala sessiz kalmayı sürdürüyor olması tabii ki fazlasıyla tuhaf ve kabul edilemez, ancak sayın Akar Milli Mutabakat Hükümeti’nin bu insanlık suçunun peşini bırakmayacağına inancını ifade etmiş.

Bu çok önemli, çünkü bu suçun Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yürütülmesi Libya’da şu anda tarafların meşruiyet dağılımını yeniden kuracak bir hamle olacaktır.

Libya halkına karşı insanlık suçu işleyen, hiçbir saygısı olmayanların Libya’nın geleceğinde söz sahibi olması kabul edilmeyecektir. Oysa Akar’ın da net bir biçimde ortaya koyduğu gibi Türkiye için Libya Libyalılarındır ve Türkiye’nin orada bulunma gerekçesi Libya halkının istek ve iradesiyledir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: