Prof. Dr. Yasin AKTAY

Hac bayramından geriye ne kalıyor?

MİNA. Genellikle Kurban Bayramı olarak idrak etmekte olduğumuz, ama aslında haccın daha belirleyici olduğu büyük bayramı geride bıraktık. Son yazımda yolculuk boyutuyla ele almaya çalıştığım hac üzerine yarım kalan mülahazalarımı tamamlayayım.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de bu yıl haccın bir yolculuk olma boyutu üzerinde durdu. Arafat”ta Türk hacılara hitaben yaptığı konuşmada da haccın turistik bir seyahatten ibaret olmadığını, insanın herşeyden önce içinde gerçekleşmesi gereken bir yolculuk olduğunu anlattı. İnsanın hacc gibi yoğun bir tecrübeden geriye turistik seyahatin anılarından başka bir şeyin kalmaması çok feci bir durum.

Daha kötüsü, hacc yolculuğundan, daha cahili duygu ve düşüncelerin teyid edildiği değerlendirmelerle dönmektir. Kendini, ıırkını, milletini, mezhebini başkalarınınkiyle kıyaslayıp kendi üstünlüğüne dair hikayeler çıkarmak, mesela, hacc yolculuğunda sıklıkla karşılaşılabilecek bir duygudur. Çünkü şeytanın en iyi bilip uyguladığı ve en başarılı olduğu yoldur bu: kendini başkalarıyla kıyaslatmak. Aslında hacc yolculuğunda gözetilen bir hikmet tam da bu cahili duygu ve düşüncenin aşılmasıdır. Bu yolculuktan bu duygunun pekiştirilerek dönülmesi gerçekten çok yazık.

Oysa hacc insanın başta kendi içinde bir değişim iradesinin, bir yer veya durum değiştirme iradesinin izinden gitmesi gereken ve aslında en kötü hacc tecrübesinde de o iradeden izler bulunan bir yolculuk. Diğer yandan, toplam etkisine bakıldığında, hacc tecrübesi kaçınılmaz işlevini, o durumda bile, nispeten daha az da olsa, deruhte etmeye devam ediyor. Müslümanları eğitmeye devam ediyor. Bu yolla Müslümanları, dolayısıyla bütün dünyayı değiştirmeye devam ediyor.

Unutmamak gerekir ki, bu yolculuk şeytanla mücadelenin en önemli duraklardan biri olduğu bir yolculuk. Şeytanın dört gün boyunca taşlandığı bir yolculuk aynı zamanda şeytanın bütün kozlarını oynayarak insana yaklaştığı bir yolculuk. İbrahim”e bile kaç defa yaklaşmaya çalışan şeytanı tanımak, tanımaya daha yakın olmak, onun soyut bir kötülükten ibaret olmayan, yanımıza yaklaşmak için türlü yolları ve taktikleri olan bir gerçeklik olduğunu bilmek, farketmek gerek.

İslam”ın kendi içinde şeriat, mezhep, tarikat, sülûk gibi farklı tecrübelerin hepsinin bir yol mecazıyla ifade ediliyor olması bir tesadüf değildir. Yol tecrübesi aynı zamanda yolun kendisinin de dikkate alındığı dinamik bir fıkıh anlayışı gerektiriyor. Aslında fıkıh kavramının kendisi zaten o dinamizmi ilzam ediyor. Bir kavrayış durumunu ifade eden kavram değişen zamanlara göre ilkelerle, metinle, kişinin, cemaatin, ümmetin lehine ve aleyhine olan durumların uygun bir biçimde telif edilmesi çabasını ifade ediyor. Belli bir metnin bir kez ve bütün zamanlar için aynı şekilde geçerli olduğu varsayımıyla hareket eden düz/pozitif bir okuma ve uygulama için fıkha (kavrayışa, bilgeliğe) gerek bile yok.

Bir karşılaştırma yapmak gerekirse İslam Judeo-Hıristiyan gelenek gibi önceden tasarlanmış bir Zion varsayan ve bütün bir çabayı o Zion”a dönmeye odaklayan bir yaklaşıma sahip değil. Aksine İslam hicret tecrübesinin etrafında şekillenmiştir.

Hicret, geriye doğru değil ileriye doğru bir hayata hazırlanmayı gerektirir. Hayatın önümüze çıkaracağı şeyleri de Allah”ın bir mesajı veya imtihanı olarak karşılamayı, hayatımızın bir parçası kılabilmeyi gerektirir. Yeryüzü mescit kılınmıştır ve Allah”ın arzı geniştir. Bu genişlik herşeyden önce insanın kendi iç dünyasında keşfedilmeyi bekleyen bir hakikattir. Bu da yeryüzünde acizliğe karşı, zayıf bırakılmış olma mazeretine hiç bir yer bırakmayan mümkün bir bilinç halidir. Hacc yolculuğu bu bilinç haline açılmanın en etkili yollarından biridir. Bu yolculuktan sadece Müslümanlara değil, bütün insanlara hayırlar sadır olur. Tarihte yaşanmış belli bir tecrübenin günümüzde aynen tekrar bütün bileşenleriyle hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını, günümüz şartlarında ilkelerle muvafık olduğu halde farklı İslami hayat tecrübelerinin mümkün olabildiğini bu yolculuklar öğretir.

Hacc yolculuğu Müslümanların ahvalinin birbirinden ne kadar farklılaşabildiğinin de görülebildiği çok önemli bir karşılaşma. Farklı yollardan, yol güzergahlarından gelen farklı menzillerin insanlarının farklı sorunları burada karşılaşırken bir çok şey oluyor: 1. Müslümanlar birbirlerinin tecrübelerinden öğreniyorlar. 2. Kendileri veya kendi sorunları etrafında dönen bir dünyadan sıyrılıp kendilerinin aslında ne kadar önemsiz olduklarını görüyorlar. Böylece gereğinde sorunlarını abartmış olabileceklerini gördüklerinde bu rahatlıkla sorunların üzerinden gelme kapasiteleri, psikolojik olarak daha da artıyor. 3. Dünyaya çok daha geniş bir perspektiften bakarak bütün bu farklı tecrübelerden ortak olanın, Tevhidin, Kur”an”ın merkezde olduğu bir İslam anlayışına yaklaşıyorlar.

Malcolm X, mesela, beyazların ırkçılığına, zulmüne, baskılarına, aşağılamalarına karşı İslam adına sergiledi ki karşı-ırkçılık dolayısıyla zenciler arasında hızla sempati bulan Elijah Muhammed hareketinin en gözde isimlerinden biriyken çıkmıştı hacc yolculuğuna. Mekke ve Medine”de geçirdiği 12 gün içerisinde bambaşka biri olmuştu. Irkçılığa karşı çözümün ezilen halkın intikamının peşinden giden bir karşı-ırkçılık olamayacağını burada enva-i çeşit insanın mucizevi kardeşliğinde aynelyakin görmüştü. Hacc yolculuğundan dönüşünde şunları söylecekti:

“Dünyada kimsenin kimsenin rengine bakmadan gerçek anlamda ve samimi bir kardeşiği yaşayabildiğini daha önce hiç görmemiştim. Şu 12 günde yaşadıklarım, 39 yılda yaşadıklarımdan çok daha fazla ufkumu genişletti.”

Hacc yolculuğunun normal etkisi budur. Tarihsel nitelikte devrimlere kapı açan nice iç-keşifler burada yapılmıştır. Bu keşiflerden biri, belki de en önemlisi, bir grup Yesriblinin 1435 yıl önce yaptıkları bir hacc yolculuğunun sonucu olsa gerek. Cemre-i Akabe”de, Akabe biatlarını hatırlamamak mümkün mü? Eski cahiliye dini üzere bir hacc yolculuğu dolayısıyla Medine”den gelmiş insanların Peygamber”i buldukları yeri?

Peygamber”in onlarla yaptığı görüşmeler Medine”den kurulacak büyük İslam medeniyetinin başlangıcı olacak, Hicret hadisesinin de ilk kez planlandığı sözleşme, beyat burada akdedilecektir. Bu yolculuktan Yesrib halkı ne kadar da kazançlı çıkmış oldu, tasavvur edebiliyor musunuz? Sadece kendilerine değil o zamandan bu zamana ve gelecekteki bütün insanlara nur saçmaya yeten büyük bir kazanç.

Bizim hacc yolculuğumuzdan, bayramımızdan geriye ne kalıyor? Herkesin muhasebesini yapması gereken bir konu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: