Prof. Dr. Yasin AKTAY

Günaha son davet

Genellikle demokratik hak taleplerinin ifade alanıdır miting meydanları. Oysa Tandoğan”da toplananlar Türkiye”de özgürlüklerin ve hakların genişletilmesi, baskıların kaldırılması, insanların kısıtlanan herhangi bir haklarının verilmesi yönünde bir talepte bulunmadılar. Hiç birinin böyle bir talebi yoktu.

Aksine bu kalabalıklar, hak, özgürlük ve ifade yolları itibariyle Türkiye”nin en rahat insanları. Ne isterlerse söyleyebilen, nasıl isterlerse yaşayabilen insanlardan oluşuyor. Kendilerini iktidarda görüyorlar çünkü. Hatta iktidarı kendilerinin en doğal hakkı olarak görüyorlar. Bu hakkın demokratik sürecin çalıştırılması sonucunda başkalarına devredilme ihtimaline karşı bağırıyorlar. O yüzden bırakınız hak ve özgürlüklerin genişletilmesini, talep ettikleri en basit anlamıyla başkalarının haklarının kısıtlanması, özgürlük alanlarının daraltılması. Başka bir şey değil. İstedikleri kadar baskı yapamayacakları, başkalarının dünyasını yeterince karartamayacakları ihtimali bunları çıldırtıyor. Demokrasiye karşı halk mitingi! Neresinden bakarsanız traji-komik.

Hatırlarsınız. 11 Ekim 1998 tarihinde sadece Tandoğan”da değil, Edirne”den Ardahan”a kadar bütün Türkiye sathında aynı anda Türkiye tarihinin kaydetmiş olduğu en geniş katılımlı ve en yaratıcı sivil eylemi kesintisiz bir zincir olarak gerçekleşti. “El ele özgürlük zinciri” oluşturan bu insanlar hiç kimseden bir hakkın alınıp kendilerine verilmesini talep etmiyordu. Hiç kimsenin aleyhine olacak bir şey istemiyordu. Tek istedikleri otoriter devlet anlayışının kendi bedenlerine kadar uzanan saldırganlığından vazgeçmesiydi.

Aynı günlerde İ.H. Liselerinin orta kısmının kapatılmasına karşı hem İstanbul”da hem Ankara”da toplananlar asla 14 Nisan”da Tandoğan”da toplanandan daha az değildi. Buna rağmen insanlık ayıbı bir yasak ve otoriter bir eğitim uygulaması zorla sürdürüldü. O mitinge katılarak demokratik haklarını ifade eden öğretim üyeleri yargılanarak “öğretim üyeliğinden men” cezasına çarptırılabildi.

Alevi dernekleri demokrasi karşıtı mitingde ne ararlar?

Bu miting bir çok açıdan ele alınabilir kuşkusuz. Ben en çok Alevi derneklerinin Alevileri temsil iddiasıyla bu mitinge yaptıkları davetlerdeki dile ve katılıma şaşırdım. Davet metinlerinde alabildiğin savaşkan bir üslupla “Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkma” gerekçesi çok ağırlıklı bir yer tuttu. Oysa hakları kısıtlama konusunda üstün yetenekli olan ve toplumun bir kısmını bir kısmına karşı nefretle ve öfkeyle dolduran bir kadronun Cumhuriyetin hangi değeriyle ne alakası olabilir Allah aşkına? Cumhuriyet her şeyden önce bütün yurttaşlarıyla bir bütünleşme bir eşitlenme rejiminin adı değil midir? Yoksa Cumhuriyet diye bir baas rejimi modeli mi kast ediliyor?

Ya bu öfkenin, bu kinin, Aleviliğin hangi değeriyle ne ilgisi olabilir? Bir hak engelleme hareketinin içinde yer almak Aleviliğin hangi değeriyle bağdaştırılabilir? Yakın zamanda Alevilik üzerine yapılan bütün tartışmalarda açıkça ortaya çıkan bir gerçek şu oldu: Alevilerin bugün dini boyutlarıyla tanınmıyor olmalarının en önemli sorumluluğu siyasal temsil düzeyinde Alevilik adına bizzat kendilerinin bir şey talep etmemelerinden kaynaklanıyor.. Bunun yerine başkalarına saldırarak veya dine karşı saldırgan ideolojilerle yan yana yürüyerek Alevilik adına hiçbir şey elde edilemez. Bu süreç Aleviliği Alevilik olarak bitirir. Aleviliği hep başka ideolojilerin payandası kalmaya mahkum eder.

Kaldı ki Aleviliği kurumsal desteğinden (cemevleri, babalık, dedelik gibi unvanlardan) mahrum bırakan, bu yürüyüşte yan yana olduklarının taşıdıkları zihniyet değil midir? Bu zihniyetin fırsat bulduğunda “Aleviyim” demeyi bile imkânsız kıldığı dönemleri hatırlatmak mı gerekiyor? Alevilerin haksızlığı sürdürmekten başka bir anlamı olmayan bu “günaha son çağrı”ya icabet etmelerini mümkün görmüyorum. Belli ki Alevi dernekleri ile Alevi toplulukları veya yararı arasında da bir uçurum var..

Bir “günaha son çağrı” da Cumhurbaşkanı Sezer”den:

Hava Harp Okulu”ndaki veda konuşmasında îrad ettiği nutuk baştan sona 21. yüzyılın Türkiye”sinin Cumhurbaşkanı”nın bir konuşması olamaz. İnsanlar 40”ından sonra değişmez diyorlar ya? Bence birilerinin bu durumda Sayın Sezer”in Cumhurbaşkanı seçilmeden hemen önceki haliyle seçildikten hemen iki yıl sonradan itibaren görünmeye başlayan Sezer portresindeki (yani 65”inden sonraki) farkı izah etmesi lazım. Demek ki insanlar bayağı bir değişiyormuş.

Diyorlar ki: “Cumhurbaşkanı”na ve Anayasa Mahkemesi”ne verilen görev ve yetkiler, siyasal iktidar gücünün, dengelenip frenlenerek ”çoğunluk diktatörlüğüne” dönüşmesinin önlenmesi ve Anayasa”da somutlaşan devlet rejiminin korunması yönünden çok önemlidir”

Doğrudur. Çoğunluk diktatörlüğü elbette ki demokratik rejimlerin önemli risk konularından biridir. Ama o şimdilik bir hayli uzakta olan o riske gelmeden önce, halihazırda, bizzat ve fiilen yaşamakta olduğumuz bir felaket olarak azınlığın diktatörlüğüne, bu büyük günaha karşı bir şey yapmamız gerekmiyor mu? (Bu konuşma yapıldığı esnada , T.C. Anayasası”nın sansürü düzenleyen maddesi açıktan ihlal edilerek, Nokta Dergisi”nin bütün bilgi tabanına askeri savcılıkça el konuluyordu. Belli ki bunun içerdiği tehlike hiçbir anlam ifade etmiyor).

Yine diyorlar ki: “Rejim tehlikede, laiklik tartışılıyor.”

Fesuphanallah! Tartışılamayan bir rejim mi özlüyorlar? Tartışılamayacaksa adına niye laiklik diyoruz? Oldu olacak deyin ki “bu aslında yeni bir dindir, bunlar da aldığımız vahiylerdir. Kimse ilişmesin!”.

Yalnız, unutmayın İslam”ın içinde vahy bile tartışılmaz değildir. Çünkü nihayet onu “akıl etmek” de gerekiyor. Bu da tartışmadan olacak bir şey değil.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: