Prof. Dr. Yasin AKTAY

Gülen’in geçmişine dair belgeler ve Savcı cinayeti

Yeni Şafak’ta Pazartesi gününden itibaren yayımlanmaya başlayan ve Fethullah Gülen’in geçmişine ışık tutan belgeler ilk gün beklenebileceği gibi gündem belirleyici bir etki yaptı. Belgeler görmezden gelinebilecek, geçiştirilebilecek gibi değildi ve Gülen’in taa altmışlı yılların başlarından itibaren nasıl bir ilişkiler ağı içinde olduğunu ortaya koyuyor. Aslında belgeler 17-25 Aralık’ta final sahnesini gördüğümüz hareketin geçmişiyle nasıl tutarlı bir hikaye olduğunu da açıklıyor. Belki bu belgeler hareketin son zamanlardaki eylemleriyle büyük bir şaşkınlık yaşayan insanlar için hikayeyi tamamlayan, başta kaçırılmış bağlantıyı ortaya koyuyor. 

Diğer yandan hareketi dikkatle izlemiş olanlar için aslında bu ilişkilerin belgesi sadece malumun ilamını sağlamış oluyor. Bir yandan Gülen’in ve hareketinin Türkiye’ye karşı konumlandığı yere bugünden bakıldığında, fazladan bir de Masonik ilişki veya bağlantı, onun yaptıklarının kötülüğünü olduğundan daha fazla göstermez. 

Diğer yandansa bir bakıma belgeler Gülen ve eski CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek arasındaki ilişkilere dair yeni bir şey söylemiş olmuyor, sadece ilişkinin niteliğini belgelemiş oluyor. Yoksa her ikisinin ilişkisi taa altmışlı yılların başlarına gidiyor. Kasım Gülek’i biraz tanıdığınızda, Komünizmle Mücadele Derneklerine, faaliyetlerine ve ilişkilerine biraz odaklandığınızda hiç bir belgeye ihtiyaç duymadan bu ilişkiyi hemen görürsünüz zaten. 
Nitekim daha önce, elimde bu belgeler olmaksızın da “Neye Himmet Neye Hizmet: Herşey Hizmet İçin” ismiyle yayımlanan kitabımda bu ilişkilerin Gülen’in bütün anlam dünyasını çözümlemek için başvurulabilecek anahtar ilişkiler ağı olduğuna değinmiştim. Zaten Latif Erdoğan’a bizzat kendisinin verdiği Küçük Dünyam başlıklı, kitap olarak yayımlanan uzun mülakatta da bu ilişkilerin bütün ipuçlarını fazlasıyla veriyordu.

Ayrıca benim kitabımda yer alan ve aynı ilişkilere dikkat çeken bir bölüm daha önce ODTÜ’de 1997 yılında tamamladığım doktora tezimde yer almıştı. Yine aynı kitapta yer alan ve aynı ilişkilere değinen bir yazım, 2001 yılında ABD’de Gülen üzerine Georgetown University’de düzenlenen bir konferansta tebliğ olarak sunulmuş bilahare Hakan Yavuz ve John Esposito tarafından edit edilen bir kitapta (2003) yer almıştı. 

Gülen ile Mason yapıları arasındaki ilişkiler, belgesi olmasa da, onun İsrail’e, yani Siyonistlere ve Haçlı Hıristiyanlara karşı tutumları üzerinden de rahatlıkla izlenebilir ve anlaşılabilirdi. Yani aslında Gülen ile bütün bu yapılar arasındaki ilişkiler kendisi tarafından bile hiç bir zaman gizlenmiş bir sır değil ama ilişkilerin niteliğini bu şekilde açığa çıkaran belgeler ilk defa yayımlanmış oluyordu. 

Belgeleri paralel yapı medyasının yalanlama girişimleri belgelerin sahte olduğunu bağırmaktan başka bir şey ortaya koyamadı. Zaten koyamazdı da. Belgeler ellerinde değil bir defa, sahte olduklarına karar verecek bir incelemeyi yapmadan bu hükme nasıl varabiliyorlar? Bu acele tepki bile bir telaşı ele veriyor. İkincisi, belgeler anlaşılan kadarıyla müteselsil ve biri diğerini destekleyen nitelikte, yani bir tür mütevatirlik derecesinde. Belgeleri incelemeden, devamını daha beklemeden “sahte” diye bağrışmalar belgeleri çürütmeye yetmiyor.

“EVİNE EKMEK GÖTÜRÜRKEN ÖLDÜRÜLEN…” 

Doğrusu, bu belgeler, her halükarda Gülen ve paralel yapıyla ilgili tartışmaları yeni bir safhaya taşıyacak önemde. Bütün bu belgelerin yayınlandığı günün ertesinde DHKP-C’nin gerçekleştirdiği ve bir savcımızı hunharca katlettiği saldırı bir anda bütün gündemi değiştirdi ve sözkonusu belgeleri gündemden düşürdü. 

Berkin Elvan’ın ölümünü ve katillerinin bulunmamasını bahane eden teröristlerin Berkin davasında şimdiye kadar en kayda değer ilerlemeyi sağlamış olan Savcıyı kurban olarak seçmeleri neresinden bakarsanız yeni bir sorular dosyası açmıştır. 
Berkin Elvan’ın davasını bir terör dalgası için haklı bir mazeret veya motivasyon olarak gören ve göstermeye çalışan bir medya gördük bu bir kaç gün içinde. Vahşice, hunharca ve alçakça kin ve intikam duygularıyla işlenen bu cinayete merkez medyada konuşlanmış hatırı sayılır isimlerce mazeretler üretildiğine şahit olduk. Şehit Savcının şakağına dayanan silahlar DHKP’C’li teröristlerin verdiği poz, DAEŞ teröristlerinin kurbanlarının boğazına bıçak dayayarak verdiği pozun bir kopyasıydı. Ama burada da vahşetin, terörizmin, katilliğin ayırt edildiğini gördük. Kısacası insanın alçalışında bir seviyeyi daha idrak ettik. Daha neler göreceğiz, kimbilir?

Buna mukabil, aynı olay vesilesiyle bir şehit babasında tecessüm eden asalet, metanet, vakar ve sabrın en mükemmel örneğini de gördük. Birileri ne kadar alçaldıysa Şehit babası o kadar yüceldi. Siirt’in bir köyünden çıkıp en ağır şartlarda okulunu okuyup “gerçekten de evine ekmeğini götürmekte olan” savcı ve asil babası, duruşlarıyla, varlıklarıyla, “ekmek almaya giderken öldürülen” yalanıyla en küçük hücrelerine kadar suiistimal edilen Berkin’le ilgili bütün sahtekarlığı herkesin yüzüne çarptı. 

Bu olay vesilesiyle, Berkin Elvan ve ölü sevici kültürüyle kuşkusuz Türkiye’de solun arkaik kindarlığı, intikamcılığı, nefreti ibretle görülmelidir. Bu kinin, bu intikam ve nefret duygularının solu nasıl zehirlediği ortada. Kendine bir hayrı olmaktan uzak, bu zehirli haliyle sol kime melhem ola?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: