Prof. Dr. Yasin AKTAY

Göçün bereketi: Din-Kent ve Cemaat-2

Ellili yıllarla birlikte başlayan kırdan kente göçün bütün tarihi aynı zamanda Cumhuriyet dönemindeki İslamcılığın tarihi olarak da okunabilir. Ali Bulaç da geçen yazımızda bahsettiğimiz son kitabında İslamcılığın bu dönemini kırdan kente göçün sosyolojik sonuçları paralelinde okuyor.

Gerçekten de 1923”ten 1950 yılına kadar toplumun yüzde 25”i şehirlerde yaşamakta iken bu oran 27 yıl içinde hemen hemen hiç değişmemiş, buna mukabil 1950 yılından itibaren başlayan göç dalgalarıyla bugün (son TÜİK sayım sonuçlarına göre) bu oran yüzde 70,5”e ulaşmıştır. Bu şu demektir: Türkiye”de toplumun yüzde 55”i son 58 yıl içinde kır-kent ekseninde mekan değiştirmiş. Tabii bu toplumun başlangıç itibariyle 20 milyon civarlarında seyreden nüfusunun bu süre zarfında 70 milyona ulaşması ve bu göç hareketinin kırdan kente gerçekleşen yönü kadar küçük şehirlerden büyük şehirlere de akan bir yönünün olduğunu ayrıca eklemek gerekiyor.

Türkiye”nin 50-60 yıl içinde yaşamak durumunda kaldığı bu hızlı nüfus hareketi Avrupa”da yüzyıllara yayılmış ve geçtiğimiz yüzyılın başlarına doğru neredeyse tamamlanmış bir süreçtir. Oysa Türkiye Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun yüzyıllar içinde yaşadığı bu süreci çok kısa bir zamanda yaşamak zorunda kalmıştır. Hızlı göç dalgaları her zaman travmatik etkiler yaratır toplumda. Belki bugün bu hızlı nüfus hareketliliğinin ortaya çıkardığı ani karşılaşmalar, hatırlamalar, yaşamakta olduğumuz siyasi çatışmaları da sertleştiren bir unsur olarak işliyor.

Göçle ilgili bu manzara Bulaç”ın son kitabında İslamcı toplumsallaşmaların sosyolojik parametrelerini ortaya çıkarma çabasında merkezi bir yer tutuyor. Bir yandan toplum kırsaldan kente doğru hareket ederken, diğer yandan büyüyen siyasal sistem merkezdeki insan kaynaklarıyla yetinememekte, aynı istikametten insan kaynaklarını devşirmeye ihtiyaç duymaktadır. Ancak yeni insan kaynakları hem toplumsal hem siyasal merkezde iktidarı mülk edinmiş olan sınıfçı, zümreci kıskanç korumacı reflekslerle karşılanmıştır. Oysa toplumun kentleşmesi sadece kırdan kente doğru hareket halinde olan kitleleri değil, aynı zamanda kentte yaşayanları da giderek daha fazla değişime zorlamaktadır.

Belki göç eden insanların İbn Haldun”dan bu yana iyi bilinen bir özelliği Türkiye”de tekrar örneğini buluyordur. Toplumsal ve modern dinamiklerin gerektirdiği değişime göçmen bir karakter taşıyan İslamcılar, yerleşik merkez güçlerine nazaran çok daha olumlu cevap veriyorlar. Bulaç, modernleşme veya değişim konusunda daha önceki çerçeveleriyle bunu nasıl karşılıyor, bu henüz çok net görünmüyor. Ama İslami kesimlerin, özelikle Fethullah Gülen cemaati özelinde düşünüldüğünde, modernleşme-küreselleşme hatta postmodernleşmenin kültürel ve siyasal gelişimleri paralelinde müthiş bir uyum özelliği sergilediği görülüyor. Bugün İslami kesimler Türkiye”nin modern dünyayla (AB veya küreselleşme ile) bütünleşmesine, yani kadim deyimle terakkiye daha fazla talip olurken karşılarındaki merkez güçleri açıkça ve mutaassıpça bu terakkiye mani olmaya çalışmaktadırlar. Şurada elli yıl içinde sürecin başladığı noktadan tam tersi bir noktaya nasıl geldiği her zaman izaha muhtaç bir konu olacaktır.

Bu açıklamaların tartışılması için önemli bir vesile oluşturduğu muhakkak olan Bulaç”ın kitabı Gülen”in kişisel biyografisi içinde bile bu gelişimi üç safhada izlemeyi öneriyor.

1. Gülen”in Erzurum”da başlayan ve bir hayli milliyetçi öğeler barındıran yerel dönemi.

2. Edirne-İzmir-İstanbul”da geçirdiği dönemi kapsayan ulusal dönem,

3. Pennsylvania”ya yerleşmesiyle başlayan küresel dönem.

Bu üç dönemde yaşananlar Gülen ve cemaat mensuplarının göç güzergâhı ve buna eşlik eden zihniyet dönüşümlerine dair çok ilginç bir manzara ortaya koyuyor. Yöreselden küresele uzanan çizgide Gülen cemaati açtığı okullarla Türkiye”nin küresel sürece katılımının en etkin aktörlerinden biri haline gelmiş. Bu esnada Türkiye içi meselelere de dar yöresel-milliyetçi bir bakışın sınırlarında kalmaksızın giderek daha küresel-evrensel bir ufuktan bakmaya başlamıştır. Seksenli yıllarda Bulaç”ın çok da onaylayamayacağı yerel-milliyetçi-muhafazakâr unsur ve refleksler bu açılımlarla yerini daha evrensel(ci) bir bakış açısına bırakmıştır.

Bu açıdan belki seksenli yıllarda cemaati milliyetçi-maslahatçı taktiklerinden ötürü sıkça eleştirdiği bilinen Bulaç”ın bugün Gülen hareketini sadece tahlil etmekle kalmayan ama oldukça da olumlayan bir bakış açısına gelmiş olmasının sadece kendisindeki değişimle değil, büyük ölçüde cemaatteki bu değişimle de ilgisi var. Cemaatin fiziksel gelişimi zaten bir gerçek ancak söylemi itibariyle de ciddi bir değişim geçirdiği de muhakkaktır. Bugün cemaate yakınlığı bilinen yayınlarda demokrasi ve özgürlükler konusunda Türkiye”deki yelpazenin en ileri örneklerinin temsil ediliyor olması kanaatimce bunun sonucudur.

Bu da büyük ölçüde göçün, yani bir mekâna ve bir zamana saplanıp kalmama yönündeki ilahi düsturu takip etmenin bereketi olarak görülebilir. Gidilen her menzil, açılan her okul cemaati olumlu yönde eğiten, ufkunu açan, geliştiren bir ders vesilesi oluşturmuştur. Tecrübelerinden bir şeyler öğrenip bunu değerlendirebilme noktasında bütün içtihat ve inisiyatif (içtihat başlıbaşına bir inisiyatiftir ya) kapılarını açık tutmak, kanaatimce Gülen”in ve cemaatinin başarısının en önemli sırrıdır.

Ders devam ediyor, çünkü içinde hareket olan hayat devam ediyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: