Prof. Dr. Yasin AKTAY

Gezi”ye, 17 Aralık”a rağmen 3. Havalimanı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük projelerinden birisinin, İstanbul”da 3. Havalimanının inşaatına, görkemli bir temel atma töreniyle dün start verildi. Bu projenin İstanbul”a 3. Köprü, Kanal İstanbul ve hızlı trenle birlikte geçtiğimiz yıl bu günlerde hükümete karşı Gezi protestolarını tetikleyen muhteşem bir çıkış olduğunu biliyoruz. Gezi protestolarına katılan, o eylemlerde kendilerine göre bambaşka sebepler ve ortamlar, davalar ve heyecanlar, devrim hülyaları ve Prag baharlarının esintilerini bulanlar elbette vardı. Ama bütün dünyanın bu protestolara verdiği prim, büyük ölçüde Türkiye”nin mukadderatını değiştirecek bu projelerin önünü kesmekten başka bir amaç taşımıyordu.

Zaten o günlerde Başbakan Türkiye”de olmadığı için Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç”la görüşen göstericilerin temsilcilerinin talepleri bütün baklayı ağızdan çıkarmıştı.

Talepler tam da bütün bu projelerin durdurulmasıydı. Meselenin ağaç olmadığı sırrını da olayların başındaki eylemciler baştan itibaren faş etmişlerdi.

Bir ağaca yüklenen fetiş değerin kısa süre içinde o ağacı yiyecek kadar başka şeylere yönelmesi, fetişizmin hiç değişmeyen kaderidir. Ağaç diye yola çıkanların bizzat kendi canlarından insanların ölümünü temenni edecek hale nasıl geldiklerini de gördük. “Şöyle bir kaç ölüm olsa devrime nasıl hızla ilerleriz” art niyeti de ibretlik olsun diye Allah”ın sopasıyla faş oldu.

Bir vesileyle Gezi”deki ağaca atfedilen fetiş anlam ve değere işaret ettim. Fetişizm tam da bu değil midir?

Puta tapanlar, hiç bir zaman putun kendilerini yarattığını veya çok olağanüstü güçlere sahip olduğunu düşünmez zaten. Puta atfedilen anlam ve değerdeki fetişizm önemlidir ve o anlam kısa sürede yola çıkış nedeninden hızla uzaklaşır zaten. Mesele birden bire O”nun kendisi olmaktan çıkar. Ortada kendisine atfedilmiş ve sabitlenmiş kutsiyet kalır ama mesele başka bir şeye dönüşür.

Ağaç meselesi bir anda 3. Havalimanı olur, 3. Boğaz Köprüsü olur, Kanal İstanbul olur.

Bunlarla ilgili dertse bütün putçuluklarda olduğu gibi putu öne sürenlerin derdidir. Putun ne fayda ne zarar, ne hayır ve ne şer verecek gücü yoktur. Asıl putu öne sürenler, onunla hangi çıkarlarını tesis edip sürdürürler ona bakmak lazım. Bir ağaç meselesi kısa sürede nasıl bu mega projelere karşı bir engelleme çabasına dönüştü?

Gezicilerin, hele hele bu Gezi hadisesinden yüksek sosyalizan devrim teorileri üretmeye çalışanların varsa şapkalarını önlerine koyup artık bir düşünmeleri gerekiyor ama korkarım onlar olup bitenleri bütün boyutlarıyla kavramaktan çok uzaklar.

Gezi hadisesiyle büyük burjuvazinin ağızlarına çaldığı devrim balının tadını çıkarmaya devam ediyorlar. Varsın etsinler.

RUSYA”DA GÜLEN, ALMANYA”DA KILIÇDAROĞLU

Cumartesi günü Türkiye”nin başbakanı bütün dünyanın hayranlıkla, gıpta ile veya kıskançlıkla izlediği bu açılışı yaparken Almanya gezisinde Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye”de medyanın özgür olmadığından ve 1 yıl öncesine kadar hapisteki gazeteci sayısının 105″i bulduğundan bahsediyordu.

Bir gün önce ise Fethullah Gülen Rusya”da Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesinde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı”nın Rus Medya Soyuz”un düzenlediği “Asya ile Avrupa arasında medya köprüsü” başlıklı toplantıda okunan mesajında “Türkiye”de 29 gazetecinin hâlâ hapiste olmasının üzücü olduğunu” ve “patronların veya siyasi otoritenin baskısı sonucu ortaya çıkan otosansürün vicdanın hapsedilmesi olduğunu” ifade ediyordu.

Tutuklu gazeteciler meselesine daha önce ben de değindim, bir çok kişi de değindi, Adalet Bakanlığı da defalarca olayın gerçeğiyle ilgili açıklamaları yaptı.

Gerçek şu ki, halihazırda gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu hiç kimse yok. Verilen rakamlar tamamen uydurma. Tutuklu olduğu söylenenler varsa bile ya bugün itibariyle tutuklu değil, ya asla gazeteci değil veya hiç birisinin suçu gazetecilik kapsamında değil.

Esasen insanların mesleklerine göre bir tutukluluk istatistiği yok. Tutuklu profesörler diye bir istatistik tutulsa da bu kapsamda çok insan çıkabilir ama profesörlük faaliyetlerinden değil, mesela cinayetlerinden, tecavüzlerinden veya görevini suiistimalden tutuklu olduğu görülür. Gazeteciler için farklı bir muamelenin olması gerekmiyor.

Aslında, Fransız, Alman veya İngiliz adalet bakanlığından cezaevlerindeki tutuklu gazetecilerle ilgili bir soru sorsanız da alacağınız cevap bu olacağından oralarla ilgili böyle bir istatistik hiç bir zaman çıkmıyor.

Bizde ise tutuklu gazetecilerle ilgili Türkiye”yi uydurma olduğu kesinleşmiş verilerle Rusya”da kötülemeye devam eden Fethullah Gülen, Almanya”da Kılıçdaroğlu oluyor.

Ha, bir kategori şu olabiliyor: gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklanamayan bazıları dolaylı suçlamalarla içeri atılabiliyor. Bununsa halihazırda geçerli iki örneği var: Birisi CHP”nin sahiplendiği 28 Şubat döneminde hapse atılmış ve hala hapiste bulunan Salih Mirzabeyoğlu.

İkincisi ise Gülen camiası hakkında yazdığı kitap dolayısıyla bir anda kendini sol örgüt yöneticisi olarak bulup halen hapiste bulunan Hanefi Avcı. Hayatının tamamını tipik bir sağcı olarak geçirmiş olan Avcı”nın aşırı sol örgüt yöneticisi olarak yargılanıp hapsedilmiş olması ise tam bir gözdağı gibi.

Bu arada olmayan “tutuklu gazeteciler”e ve ifade özgürlüğünün yokluğuna bu kadar üzüldüğünü söyleyen Gülen”in en ufak bir eleştiriyi hakaret sayıp açtığı davaların sayısını saymaya kimse yetişemiyor.

Hayır, varsın istediği davayı açsın da, gazeteciler üzerinde bu kadar dava baskısı yapıp sonra otosansürden, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıdan falan bahsetmesi, kibarca söyleyeyim, hiç inandırıcı olmuyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: