Prof. Dr. Yasin AKTAY

Gezi”de yeni olan ne?

Gezi Parkı eylemleri, üzerinde epeyce konuşulacak, anlaşılmayı bekleyen yeni bir sosyal fenomen, bunda hiç kuşku yok. Sadece yeni kuşakların, 90 kuşağının önplana çıktığı veya çıkarıldığı yeni sosyoloji veya yeni kültürel ve siyasal söylem açısından değil. Kuşkusuz bu hiçbir şekilde ihmal edilmemesi gereken bir boyut. Türkiye”de yeni yetişen nesillerin sosyolojik farklılığı, ürettiği veya içinde yetiştiği yeni kültürler ilk defa bu olayla birlikte fark ediliyor değil.

Esasen doksanlı yıllarda doğup 2000″li yıllarda gençliklerini yaşamakta olan nesillerin klasik sosyolojik yaklaşımları acze düşürecek, yeni açıklama çerçevelerini üretmeye zorlayacak bir çeşitlilikte olduğu çok önceden de söylenip duruluyordu. 2002 Genel seçimlerinde, Cem Uzan”ın dillere destan kampanyasıyla, eski kuşaklara boş, kime hoş geldiği meçhul söylemleriyle yüzde 7″yi alarak barajı zorladığı hadise de yepyeni bir hadiseydi ve hala izahı tam olarak yapılabilmiş değil. Üstelik o seçimlerde oy vermiş kuşaklar daha interneti doğru dürüst kullanıyor da değildi.

Daha sonra 2007 tarihinde bir toplumsal hareket olarak “tehlikenin farkında olanlar” seferberliğine koşan bir kuşak geldi. O kuşak için yapılan yorumları bugün açıp okuyun, bugün Gezi hareketi için söylenen sözlerle şaşırtıcı bir paralellik bulursunuz. O da, bir dizi sosyolog, köşe yazarı, siyaset bilimci için çok ama çok yeni bir hareket idi. Gelişen orta sınıfın yaşam tarzlarını korumak adına baskıcı iktidara karşı bir özgürleşme ayaklanmasıydı.

Oysa o harekete katılanlar kendileri için bir hak ve özgürlük talep etmiyor, aksine başkalarının özgürlüğünün kısıtlanmasını istiyordu. Bu açıdan gerçekten belki de yeni sayılabilirdi. Ama o hareketin de yeni yanları kadar alabildiğine eski yanları istenseydi pekala önplana çıkarılabilirdi. O takdirde gökkubbe altında yeni bir şeyin olmadığı gerçeğini herkes daha kolay görürdü. Orduyu göreve çağıran ve çevrenin merkeze yürüyüşüne türlü nedenlerle direnmenin sembolü hareketler her dönem olmuştur. Her dönemde bu tür hareketlere benzer akademik, estetik, sosyolojik güzellemeler eksik olmuyor, tıpkı bugünün bu hareketinin envai çeşit güzellemesinin yapılıyor olduğu gibi.

Peki, yeni hiçbir şey yok mu? Olmaz olur mu? Her hareket, her olay, kendi çapında, kendi bağlamında biriciktir. Kuşkusuz her olayın kendi hakkını ayrıca vermek gerekiyor. Bugün ortaya çıkan hareketliliğin başladığı yer nedir? Hangi aşamalarda hangi bileşenlerle eklemleniyor ve nereye doğru evriliyor? Ortaya bir dizi boyutu, veçhesi olan bir sosyal fenomen çıkıyor. Bunu hiç kimse tek bir analize, tek bir değerlendirmeye indirgeyemez.

Taksim eylemcilerinin söylemsel anlamda, bir araya getirebildiği kesimler ve dayandığı yeni sosyal ilişkiler anlamında bir özgünlüğü olduğu muhakkak. Ancak sözkonusu olan gerçekten sadece Taksim Gezi Parkı”ndaki oluşumsa. Herkes biliyor ki, o hareketin Taksim dışına yansıması ile bağı giderek kopmaya yüz tutmuş durumda. Bu harekete dair yapılan güzellemelerin sahiplerinin büyük çoğunluğu daha önceki sahnelerden tanıdığımız oyuncular. “Yok yok bunlar çok farklı” diyenlerin 6 sene önceki Cumhuriyet mitingleri için de aynı tahlilleri yaptıklarını hatırlıyoruz. O mitinglere katılanlar üzerine yapılan bütün sosyal ve sınıfsal analizlerin hepsi, adeta topyekûn bir halk ayaklanmasının olduğunu müjdeliyordu. Oysa sonradan ortaya konulan sandıktan bambaşka bir halk çıkmıştı. Nerede kalmıştı o orta sınıflar, gençler, kadınlar?

Demek ki, burada yetişen böyle bir gençlik varsa da, buraya gelmeyen, başka yerde gezinen, bambaşka hislere sahip, üstelik aynı iletişim araçlarına açık, aynı medya dünyasına şahit, aynı kültürü teneffüs eden başka bir gençlik de var.

Taksim”de günlerdir toplumun, özellikle yeni nesillerinin adeta topyekûn değişmiş olduğunu, adeta yeniden formatlanmış olduğunu anlatan tahliller, önceden hiçbir hazırlık olmaksızın sadece 1-2 saat içinde organize olup Başbakan Erdoğan”ı havaalanında gecenin saat 2″sinde karşılamaya giden gençler için ne der acaba? Bu karşılama hangi duygusal, anlamsal, kültürel dinamiklerin bir tezahürü olabilir. Twitter ise onlar da en alasından kullanıyor, espriyse onlarda da var. Demek ki yeni gençliğin analizini yaparken, öyle bir örneklem alıp bu örneklemi bir siyasal kampın içine hapsetmek siyasal analiz değilmiş. Bu tür açıklamalar olup biteni daha önce defalarca ıskaladığı gibi yeniden ıskalamaya adaydır.

Bu bile tek çözümleme yolu değil. Farklı açılardan da bakılabilir. Ancak bu eylem biçiminin incelenmeyi hak eden başka bir özgün boyutu da örgütlenme biçimi. Kabul etmek gerekiyor ki, hareketin bir aşamasında, hareketi kontrol edenlerin ürettiği müthiş sosyal baskılar kıyıda kenarda kalmış birçok kişiyi hareketin içine kattı. Akademisyenler arasında, sanatçılar arasında, gazeteciler, televizyonlar arasında ayrı ayrı bu sürece katılım konusunda açık baskıların uygulandığı görüldü. Hani şu, birilerinin mahalle baskısı dediği türden baskılar. Olayın dışında kalana deli, hain, gerici, yobaz muamelesinin yapılmasıyla başlayan, daha ötelere biraz pasif davrananların bile alabildiğine itibarsızlaştırılmaya çalışmasına uzanan bir baskı.

Bu baskı, gücünü nereden alıyor? Bu başlı başına irdelenmesi gereken bir husus, ama bu konuya girmek için yerimiz kalmadı. Belki sonra devam ederiz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: