Prof. Dr. Yasin AKTAY

Genç Siviller Cumhuriyeti mülk edinenlerden rahatsız

Cumhurbaşkanını önümüzdeki seçim itibariyle şimdiki meclisin seçecek olması AKP”lilerin anayasal sistemi, laik düzeni veya demokratik prosedürleri herhangi bir yerinden ihlal etmesi, zorlaması veya ilga etmesi sonucu değil. Hiç kimse bunu diyemiyor. Anayasal düzenin sınırları içinde gerçekleşecek bir seçim var ortada ve bu seçim 3 Kasım 2002 tarihinde bugünkü meclise halk tarafından verilmiş olan bir yetkiye dayanıyor.

Bu seçimin sonucu da, cumhurbaşkanın kim olacağı haricinde belli: Erdoğan değilse bile onun işaret edeceği birisi olacak. Bu artık kesin. Bundan kaçış yok. Belki tek kaçış yolu sistemi ve anayasayı ihlal etmek.

Şu ana kadar Anayasa metninin içinde bu sonucu bir şekilde değiştirebilecek en ufak bir yorum kırıntısı bile değerlendirildi. Ama o da nafile… Oyunun mevcut kuralları dâhilinde sonucu değiştirecek bir şey elde etmeye imkân ve ihtimal yok. O halde tek yol oyunu bozmaktır, ama o da biraz zor görünüyor. Her zaman canı isteyen herkes oyunu bozamayabiliyor.

Bugün Ankara”da haftalardır duyurusu ve hazırlıkları yapılan miting bir “oyunu bozmaya davet” mitingi. Yapılan duyurularda mitingin “Cumhuriyete sahip çıkma” mesajı vereceği ilan ediliyor.

Ben de oldum olası bu “sahip çıkma” ifadesine hep takılırım. Bildiğim kadarıyla Türkiye”de en değme irticacılar ve rejim düşmanları (kimlerse onlar) dâhil olmak üzere, hiç kimse Cumhuriyete karşı değildir. İster din adına ister sosyalizm veya ayrılıkçı milliyetçilik adına en radikal muhalefeti yürütenlerin hiç birinin hayalinde Cumhuriyet kavramına bir alternatif yoktur. Buna rağmen Cumhuriyete sahip çıkmanın bir borsası var. Çünkü politik bir kâr üretiyor. Cumhuriyet kavramı çok özel bir dilde, bir iktidar alanının, bir politik kâr devşirmenin kod adı haline gelmiştir.

Zaten “herkese ait olan veya herkesi içine alan” cumhuriyete sahip çıkmak o yüzden onu kıskanç bir biçimde temellük etmekten, bu alanı kapatmaya çalışmaktan başka bir anlam ifade etmez.

Demokrasilerde görüşlerini söylemek, düşünce ve tavırlarını ifade etmek tabii ki en doğal haktır. Hiç kimse bu hakkı hafife alamaz. Sonucu değiştirmeyecek olsa bile şimdiden bazı insanların Erdoğan”ın muhtemel kararı karşısındaki duygularını ifade etmeleri de en doğal hakları. Hiç kimsenin hakkı olmayan şey ise, istemediği bir sonucu gördüğünde oyunbozanlık yapmaktır.

Bugünkü mitingi “halkın ve sivil toplumun tepkisi” havasına sokmaya çalışmak da hep başvurulan bir oyun hilesi. Halka söverken bile halk adına konuştuğunu iddia edebilen pişkin, hileli bir söylem bu.

Oysa halk bu söylemin çok uzağında, üstelik gerçekten mızmızcılıktan da bıkmış durumda. Gönül gözü kapalı bu söyleme karşı makul bir tartışma yürütmekten de umut kesilmiş durumda. Sözün anlaşılabilmesi için başka yollar denemeli belki.

Geçmişte “genç subaylar rahatsız” başlığı altında estirilen darbe terörizmine karşı “Genç siviller rahatsız” diyerek kendi muhtıralarını ilan eden gençler, bugün olanlara karşı tepkilerini ortaya koymak için bir yol aramış ve kendilerine uygun olanı bulmuşlar:

Genç siviller bugün Miniaturk”teki Anıtkabir”e yürüyor!

Ve şöyle sesleniyorlar:

“Bu ülkenin hastanelerinde doğmuş, okullarında okumuş, gelecek planlarını bu memleket üzerine kurmuş, tüm ailesi, sevdikleri bu topraklarda yaşayan gençler olarak cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden yapılan tartışmadan rahatsızlık duyuyoruz.

Düşüncelerimizden, kıyafetlerimizden, ırkımızdan, mezhebimizden, inançlarımızdan, yaşam şeklimizden, hatta annemizin, kardeşimizin yaşam şeklinden dolayı rejim için potansiyel tehlike olarak görülmekten, bir türlü makbul vatandaş olamamaktan, başıboş bırakılınca ya davulcuya ya da zurnacıya kaçacağımızdan korkulmasından, darbe planlarında bile adımızın “koro” rumuzuyla bir işaretle sokaklara dökülebilecek pasif halk yığınları olarak geçmesinden fena halde rahatsızız.

Devletin yarı resmi gazetesinin 1933 yılında attığı “Halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremiyor” manşetinin ya da CHP”nin DP”ye karşı kullandığı “Reşolar, memolar iktidara geliyor” sloganının tıpatıp aynılarının Çankaya seçimleri için atıldığını görmekten de rahatsızız.

Bizim oylarımızla seçtiğimiz ve yine istersek oylarımızla değiştireceğimiz parlamentonun asker postallarıyla çiğnenmesi için gün sayan; siyasetçileri, gazetecileri, rektörleri, savcıları, hatta düz vatandaşları görmekten rahatsızız.

Yeter Söz Cumhurundur!

Bu ülkedeki her türlü zenginlik, refah, makam, paye, mavi kanlı cumhuriyet elitleri kadar reşoların ve memoların da hakkıdır.

Halk artık sadece plajları değil; üniversiteleri, bürokrasiyi, sanayiyi, konser salonlarını, kütüphaneleri, uçakları doldurmaktadır. Bu durum karşısında makbul ”vatandaşlar” “tehlikenin farkında mısınız?” diye vaveylayı koparmamalı, demokrasiyle birlikte yaşamaya artık alışmalıdır.

Bu rahatsızlığımızı kamuoyuyla paylaşmak için 14 Nisan 2007 Cumartesi günü, makbul vatandaşlar Ankara”da Anıtkabir önünde toplanırken, Saat 11.00”de Miniatürk”de bulunan bulunan Anıtkabir önünde toplanıyoruz. Genç Siviller”in basın açıklamasına tüm basın mensupları davetlidir.”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: